قل إنما حرم ربي الفواحش ما ظهر منها و ما بطن والاثم والبغي بغير الحق وإن تشركوا بالله ما لم ينزل به سلطانا وان تقولوا علي الله ما لا تعلمون (سورة الأعراف)
De ki: “Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır. ” (el-A‘râf, 33.)
İşte Allah’ın haram kıldıkları! Gizli açık şeraite aykırı davranışlar, fenalıklar, günahlar…
İsyanlar, haksız tecavüzler…
Hakka ve adalete aykırı davranış ve zulümler…
Allah’tan başka kimsenin yapamayacağı işlere başkasını karıştırmalar…
Araplar Kureyş dışında Beytullah’ı elbiseleri ile tavaf etmezlerdi. Bunun Allah’a isyan edilen elbiseler içinde Beytullah’ı tavaf etmek istemedikleri şeklinde tevil ederlerdi.
Muhafazakar olan Kureyş ise elbiseleriyle tavaf ederdi. Bir muhafazakârın kendisine ödünç elbise verdiği kişi ile yanında yeni bir elbise olan kişilerde elbiseleriyle tavaf ederler, sonra o elbiseyi atarlar ve hiç kimse o elbiseyi almazdı. Yeni elbise bulamayan muhafazakâr birinin kendisine ödünç elbise vermediği kimselerde çıplak olarak tavaf ederler bazen kadın çıplak olarak tavaf eder ve ayıp yerini bir miktar örtecek bir şeyi, ayıp yerine koyardı. Kadınlar çok kere geceleri tavaf ederlerdi. Bu kendiliklerinden uydurdukları ve atalarına uydukları bir adetti. Onlar babalarının bu adetinin Allah’ın emrine ve şeriatına dayandığına inanırlardı. İşte Allah Teala da “onlar bir hayasızlık yaptıkları zaman biz atalarımızı da onun üzerinde bulduk. Allah da bize onu emretti dediler” buyurdu. Allah Teala onlara bir cevap olmak üzere şöyle buyurur: “Ey Muhammed, bunu iddia edenlere de ki: Allah hiçbir zaman hayasızlığı emretmez”
Allah’ın fenalığı emretmeyeceği, aksine her şeyde adaleti, itidali emredip fenalığı, tecavüzü yasakladığı, ibadet ve dini kaidelere sebat gösterilerek Kur’an ve peygamberin söylediklerinin tatbik edilmesi gerektiğini herkesin keyfince konuşarak bu Allah’tandır, diyemeyeceğini halisane olmadıkça dinin ve ubudiyetin makbul olamayacağını şahıslara hürmeten dinin ifa edilemeyeceğini, bunların ancak Allah için yapılabileceğini, Hak Teala beyan buyurmuştur.
“De ki: Rabbim adaleti emretti, her secde edişinizde yüzünüzü ona doğrultun; dinde samimi olarak Ona yalvarın. ”
Cahiliyet devrinde yapılanlar işte bunlardı. İnsanlara hüküm koymak için Allah’tan başkasın ona eş koşmak ve bir takım insanlara ulûhiyet özelliği vermek…
Bilmeden Allah hakkında laf etmek, onların dedikleri gibi helal ve haram hükmü çıkarmak bunları da hiçbir bilgi esasına dayanmadan Allah’a isnat etmek gibi hususlar her cahiliyette rastlanan şeylerdir.
Cahiliyet fıtratı bozar, zevkleri değiştirir, düşünceleri yıpratır, değer ölçülerini ve kıstasları alt üst eder. Devamlı olarak temel karakterini muhafaza eder ve insanlar cahiliyete düştüklerine her defasında birbirine benzer sözleri söylerler. Aralarında zaman ve mekan farkı ne olarsa olsun, birbirine benzer düşünceleri tekrar ederler. Bugün bizim içinde yaşadığımız cahiliyet muhitinde gün geçmez ki yalancı müfteri birisi çıkıp ta kendi arzusunun telkini ile bazı şeyler söyleyerek bunların Allah’ın sözleri olduğunu dinin emeriler olduğunu söylemesin.
Zaman geçmez ki şımarık ukala bir edepsiz çıkıp ta dinin emirlerini reddederek söze başlayıp –dinin böyle olması imkansızdır, dinin böyle şeyler emretmesi katiyen mümkün değildir, şüphesiz dinin böyle bir şeyi nehy etmesi olamaz- kendi arzularına göre saçmalamış olmasın.
Kalbi temizlemek, her türlü günahlardan ve hayâsızlıklardan arıtmak sağlam bir inancın tabii bir neticesidir. İdeal bir kumandanında zaruri bir ihtiyacıdır. Günahları ve fenalıkları irtikâp eden bir kişinin kalbinde imanın safiyeti ve temizliği kalmaz. Saf bir imana sahip olmayan, günahların kararttığı ve aydınlığını silip götürdüğü bir kalp asla insanlığa kumanda etmeye elverişli olmaz.
İlk İslam kitlesinin kalbinde imanın keskinliği ve hassasiyeti o dereceye ulaşmıştı ki daha önce ve daha sonra eşine rastlanması mümkün olmayan bir ehliyetle onlar beşeriyetin kumandanı olmayı hak etmişlerdi. Halbuki onlar bu imana gelmezden önce bir anarşi içerisinde idiler. Hareketleri, yaşayışları, alışverişleri, siyasi ve içtimai durumları tam bir anarşi havası arz ediyordu. Fuhşiyatta, haksızlıklarda, hayâsızlıkta ve Allah’a şirk koşmada hayatın en rüsvay durumlarını yaşıyorlardı.
Hiçbir emir dinlemiyor, hiçbir nizam kabul etmiyor, bir hizaya girmiyorlardı. Kendi arzularının doğrultusunda yürüyor, körü körüne heveslerine kapılıyorlardı.
Arap yarımadasında müşrikler hükümranlıklarını garanti etmek için Arap’ın cehaletin istismar eden yer tanrılarından alıyorlardı. Diğer cahiliyet Diğer cahiliyet mensupları da aynen bunlar gibiydi. Çünkü onlarda telkinatı kâhinlerden, reislerden, kilise ve havra mensuplarından almakta idiler. İşte bugünün kadın erkek müşrikleri de aynen dünküler gibi yer tanrılarına uyuyorlar ve emirlerini geri çevirme imkânına sahip olamıyorlar.
Peki, bugünün cehaleti veya cahiliyeti neler yapmaktadır? O zaman ki Arap eski Yunan, Roma, Fars müşriklerinin ve nihayet her zaman her yerde gelip geçmiş müşriklerin yaptıklarından başka ve farklı bir şeyler mi yapıyorlar?
İnsanları elbiselerinden soyup haya ve takva duygularından uzaklaştırarak bunun adına medeniyet, ilericilik, yenilik demiyorlar mı? Avrupa toplumunun hayvanlaşmış olan yaşam biçimlerini kendilerine ilke edinmiyorlar mı? Özenti duyarak hayranlıkla onlar gibi olabilmek için hayatın en güzel dönemlerini heba etmiyorlar mı?
Fuhşiyatın olabildiğince yayıldığı aile yapısının ve dolayısıyla sosyal yapının bozulduğu insanlarla hayvanlar arasındaki farkın kaldırıldığı bir bataklık içerisinde bocalamıyorlar mı?
Buna mukabil sonra da namuslu kadın ve kızlarımız kapanmış görünce gericiler, tutucular, irticacılar, yobazlar vs diyerek ayıplamaya kalkışmıyorlar mı?
Görülüyor ki metot aynı metottur. Her şey aynı metotla ters yüz ediliyor. Değer ve kıstaslar eski cahiliyetler de nasıl başkalaştırıldıysa şimdi de öyle yapılıyor. Kibir ve şımarıklık, yine o zaman ki kibir ve o zaman ki şımarıklık. Şımarıklık, çıplaklığa özenilmesi, değerlerin ters yüz edilmesi, hayvanlaşmak, şımarıklık etmek gibi, konularla Allah’a ortak koşma, ilahi kanunlar yerine kanun koyarak tanrılığa kalkışmak gibi konularda dünkü cehalet mensuplarının anlayışıyla bugünkü cehalet mensuplarının anlayışı arasında ne fark var?
Defile salonları ve bunların desinatörleri, TV’ler (tele voleler, magazin haberleri, programları) moda evleri ve güzellik merkezleri, işte günümüzdeki modern cahiliyetin yetiştirdiği erke ve kadınlara göz açtırmayan budalalıkların gerisinde gizlenmiş olan tanrılar…
Bu tanrılar buyruklar veriyor ve peşlerinden giden yeryüzünün dört bucağına dağılmış serseriler ve başıbozuk hayvanlar güruhu bu buyruklara itaat ediyorlar. Kimler vardır bu moda evlerinin arkasında? Güzellik salonları kime çalışır? İnsanlık aleyhine uğursuz hamleyi yöneten TV’lerin, dergilerin, gazetelerin, romanların, afişlerin arkasında kimler var acaba. Bu sayılanların büyük bir bölümü o hale gelmiştir ki artık onu alan, seyreden sırf ahlaksızlığın çeşitlerini öğrenmek için alır ve elden ele dolaştırır.
Peki, bütün bunların arkasındakiler kim?
Bütün dünyada bu çeşit müesseselerin arkasında melun Yahudi’nin gizlenmiş bulunduğu bilinmelidir. Şeytana mağlup olan hayvanlara karşı tanrılığını sürdüren Yahudiler tahrip hünerleriyle dünyanın her tarafında hedeflerine ulaşıyorlar. Bunlar hedeflerine kademeli olarak ulaşmaya çalışırlar. Önce bahsettiğimiz bu alışkanlıkları aşılarlar. Bu yoldan ruhi ve ahlaki çözülmeleri yaygınlaştırırlar. Temiz beşeri duyguları fesada verdikten sonra insanları modacıların oyuncağı haline getirirler ve sıra iktisadi hedefin gerçekleşmesine gelir. Makyaj için harcanacak paralar, moda yüzünden israf edilen kumaşlar ve bu kesimde kurulacak sanayi gıdasını buradan alacaktır.
Elbise ve kıyafet melesi ilahi kanun ve prensiplerden ayrı düşünülemez. Elbisenin imanla ilgili olduğu için şirkle de ister istemez arasında bir bağlantı kurulmuş oluyor.
Kıyafetin çeşitli sebeplerden dolayı iman ve şeraitle alakası vardır. Mesele Allah’ın tahdidi meselesidir. O bu mevzuda insanlara bir yön vermiştir. İnsanların tevcih edildikleri bu yönünü yalnız ahlaki ve iktisadi sahalarda değil hayatın her alanında büyük tesir vardır.
Diğer taraftan insanın beşeri hasletlerini ortaya koyması insani karakteri hayvani karaktere galip kılması bakımından da kıyafetle şeriatın alakası vardır.
Fakat cehalet mensupları; düşünceleri, zevki selimi, ahlaki değer ölçülerini ters yüz ettikleri için hayvanlar gibi çıplaklaşmayı ilericilik olarak vasıflandırırlarken insanca yaşamayı da gericilik ve irtica olarak değerlendirirler. Beşeri fıtrat ve insani hasletler ancak bu kadar bozulabilir…
Bunun yanı sıra “…haksız yere tecavüzü… haram kılmıştır”
Zulüm gördükten sonra hakkını alan ve kötülüğü kötülük ile karşılayan ama hadde tecavüz etmeyen kimse için bir sorumluluk yoktur. O, meşru olan hakkını almak istemektedir. Binaen aleyh kimseye tecavüzü düşünmemektedir.
Bu yüzden yoluna da kimsenin engel olmaması gerekir.
Karşı Durulması Gerekenler, İnsanlara Zulmeden ve Yeryüzünde Haksız Yere Zulüm Peşinde Koşanlardır
Yeryüzünde bir zalim zulmüne devam ettiğinde insanlar ona karşı çıkarak zulmüne engel olmazlarsa huzur nedir görülmez. Bir azgıYeryüzünde bir zalim zulmüne devam ettiğinde insanlar ona karşı çıkarak zulmüne engel olmazlarsa huzur nedir görülmez. Bir azgın, tecavüzünü yürütür ve ona karşı çıkıp hakkından gelen birisi bulunmazsa yeryüzü sulh ve sükûn bulmaz. Yüce Allah azgın zalimlere elim azabı vaat ederken insanlarında onların karşısına çıkıp yollarına dikilmesini mafsallarının kesilmesini ima etmektedir.
Hiçbir toplumun hayatı, fenalık, taşkınlık ve hayâsızlık esasları üzerine kaim olamaz. Bütün anlamıyla birlikte hayâsızlığın revaç bulduğu ve yaygınlaştığı bir cemiyetin yaşaması imkânsızdır. Bütün aldatıcılığı ile fenalığın ve her türlü sonuçlarıyla birlikte taşkınlığın hâkim olup ta o cemiyetin ayakta durduğu görülmemiştir.
Belli bir müddet sonra insan fıtratı bu yıkıcı amillere karşı muhakkak harekete geçer ve direnir. Bu yıkıcı kuvvetin gücü neye varırsa varsın ve putçu diktatörler düzenlerin korumak için ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar muhakkak bu direniş bir gün başarı kazanır. Beşeriyet tarihi tamamen bu diriliş ve silkiniş harekeleriyle doludur.
Evet, hayâsızlığa, taşkınlığa ve fenalığa karşı yapılan direniş ve diriliş hareketlerinden ibarettir. Bir müddet için insanların veya devletlerin bu esaslar üzerine dayanarak ayakta durması önemli değildir. Onlara karşı yapılan direniş ve diriliş hareketleri hiç şüphesiz onların insanlık hayatına sonradan sokuşturulmuş yabancı unsurlar olduğunun delilidir. Nasıl ki canlı bir organizma içine giren bir yabancı unsuru yok etmek için çabalar ve çırpınırsa; insanlık hayatı da bu kendisine yabancı unsurları temizlemek için çalışır ve çabalar. Allah’ın adalet ve ihsanı emredip, taşkınlığı, hayâsızlığı ve fenalığı yasaklaması sağlıklı insan fıtratına son derece uygundur. Fıtrata uygun olmak kalmayıp onu destekler, kuvvetlendirir ve Allah adına harekete geçmesini sağlar.
Ayet önemli inanç konularındaki üslubuna uygun olarak etkili bir uyarmada bulunmakta ve yeryüzünde kalacakları zamanın muayyen ve mahdut olduğunu ecel gelince ömrün bir lahza bile zamanını şaşırmayacağını hatırlatarak insanoğlunu ikaz etmektedir.
http://www.elmuslimun.com/makale.aspx?makale=BirAyetAraf33
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder