19 Nisan 2013 Cuma

Şükür nimeti

Sual: Doğuştan nimetlere kavuştuğumuz gibi, sonradan da, sayılamayacak kadar maddî ve manevî çeşitli nimetlere kavuşuyoruz. Nimet çok olunca şükür hatırımıza gelmiyor. Şükretmediğimiz için vebali oluyor mu?
CEVAP
Elbette, vebali olur. Bir hadis-i şerifte, (Sizin günah işlemenizden çok, nimetlere şükretmemenizden korkuyorum. Şükredilmeyen nimetler öldürücü ve yok edicidir) buyuruldu. (İbni Asakir)

Eğer şükredilmezse, hem nimet elden alınır, hem de nankörlüğün cezasını çekeriz. Şükredersek, hem sevaba kavuşuruz, hem de nimetin yok olmasını önlemiş oluruz. İki hadis-i şerif şöyledir:

(Bir kimse, Allahü teâlânın kendine verdiği nimete Elhamdülillah derse, o nimetin şükrünü ödemiş olur. Bir daha derse, sevabı artırılır. Üçüncü defa derse, günahları affolur.) [Beyhekî]

(Nimete hamd etmek, o nimetin elden çıkmasına karşı bir garantidir.) [Deylemî]

Evlenene yardım
Sual: (Evlenenle, ev yaptırana, Allah yardım eder) diye bir söz var. Fakirlikten evlenemeyen kimse, evlenmeye teşebbüs etse, Allah ona yardım eder mi?
CEVAP
Eğer haramdan korunmak niyetiyle evleniyorsa, elbette Allahü teâlâ ona yardım eder. Dört hadis-i şerif şöyledir:

(Haramdan korunmak için evlenene, Allah’ın yardımı hak olur.) [İbni Meniy]
(Evlenerek rızık arayın!) [Deylemî]

(Allahü teâlâ, evli bir ailenin şakalaşmasından hoşlanır ve bundan dolayı ikisine de sevab yazar, rızıklarını da helâlinden artırır.) [İbni Adiy]

(Bir aile, birbirine iyilik ve ikramda bulunduğunda, Allahü teâlâ onlara bol rızık verir ve onları himayesine alır.) [İbni Asakir]

***
Sual: İşinin uygunsuzluğu sebebiyle, rızkının helâl olup olmadığından şüphe eden biri ne yapmalıdır?
CEVAP
Helâl rızık ve helâl bir iş için dua etmeli. Peygamber efendimiz, (Allah’ım, bana helâl rızık ve salih iş nasip eyle!) diye dua ederdi: [Hâkim]

***
Sual: Erkeklerin gümüş nişan yüzüğü takmasının, mahzuru var mıdır?
CEVAP
İslamiyet’te yasak olduğu bildirilmeyen şeyler, izin verilmiş kabul edilir. Yani mahzuru olmayan bir âdettir.

Yaşlının sütkardeşliği
Sual: Ben evli olmayan bir kadınım. Ablamın evinden başka kalacak yerim yoktur. Bana yabancı olan eniştemle aynı evde yaşamak zorundayım. İhtiyaç hâlinde mezhep taklidi caiz olduğuna göre, Hanbelî mezhebini taklit ederek ablamın sütünü emip eniştemin sütkızı olabilir miyim?
CEVAP
Zaruret olunca mezhep taklidi caizdir. Hanbelî'de her yaşta emen sütkızı olur. Ancak Şâfiî’de ve Hanbelî mezhebinde ayrı ayrı 5 kere doya doya emmek gerekir. İkinci bir husus da, büyük bir kimsenin, annesinin sütünü bile emmesi caiz değildir. Eğer haramı mübah kılacak bir zaruret varsa, o zaman, Hanbelî mezhebini taklit edip, ablanızı beş kere doya doya emer ve eniştenizin sütkızı olabilirsiniz.

Tanrıça ismi
Sual: Zafer tanrıçasının adı, Yunan mitolojisinde Nike, Roma mitolojisinde ise Victoria imiş. Üstünde böyle marka ismi veya logosu bulunan eşyaları almanın mahzuru var mıdır?
CEVAP
Markadan dolayı mahzuru olmaz, ama böyle giyilecek eşyaları alırken, mekruh olmaması için, yazısız, resimsiz olanları tercih etmeliyiz.

Dinin direği
(Namaz karın doyurmaz) diyen ahmak çok olur,
Hâlbuki namaz yoksa, iman gider, yok olur.

Sevgiyi artırmak için

Sual: İnsanlarla iyi geçinemiyorum. Fazla arkadaşım yok. Kendimi herkese nasıl sevdirebilirim?
CEVAP
İnsanlarla geçinememek; başkalarında kusur aramaktan, onları yerli yersiz tenkit etmekten, kibirden ve edepsizlikten ileri gelir. İnsanları beğenmeyip saygısızlık yapan, onların kalbini kıran kimse, arkadaşsız kalmaya mahkûmdur. Kendimiz iyi olursak mesele kalmaz. Güler yüzlü ve hep edepli olmalı, önce selam vermeye çalışmalı, hiç kimseden bir menfaat beklememeli. Dostluk, menfaat üzerine kurulmaz, fedakârlık üzerine kurulur. Biz hizmet edersek, biz verirsek, dostluk zor olmaz. Akıllı insan, herkesle iyi geçinen, dostluk kurabilen kimsedir. Bir hadis-i şerifte, (Aklın başı, insanlarla sevgi tesis etmektir) buyuruldu. (İbni Asakir)
Sevgiyi çoğaltan işlerden bazıları şu hadis-i şeriflerde bildirilmiştir:

(Aranızda selamı yayarsanız, birbirinizi seversiniz!) [Müslim]

(Birbirine kin gütmeyen iki Müslüman birbiriyle müsafeha ederse, elleri henüz ayrılmadan Cenab-ı Hak, her ikisinin de günahlarını mağfiret eder. Yine içinde kin olmadan Müslüman kardeşine sevgiyle bakanlar, günahları bağışlanmadan evlerine dönmezler.) [İbni Neccar]

(Müsafehalaşın ki, kalblerinizden kin duyguları yok olsun!) [İbni Adiy]

(Hediyeleşin ki, muhabbetiniz [sevginiz] artsın!) [Taberanî]

(Hediye dostluğu artırır, kırgınlığı giderir.) [Ebu Nuaym]

(Ziyareti aralıklı yap ki, muhabbeti artırasın!) [Bezzar]

(Allahü teâlâ, size edep dersi vermemi bana emretti.) [Hâkim]

(İlim ve edepten mahrum olanı Allahü teâlâ rezil eder.) [İbni Neccar]

Edepsiz kimse dünya ve âhirette rezil olur. Edepli kimseyi herkes sever.

***
Sual: (Maşallah dediği kırk gün yaşıyor) demekle maşallah sözü kötülenmiş mi oluyor?
CEVAP
Hayır, böyle demekle onu söyleyen kötülenmiş oluyor, Maşallah sözü kötülenmiş olmuyor. Adam o kadar sakar ki, Maşallah dedikleri bile, fazla yaşayamıyor denmek isteniyor; ama yine de maşallah kelimesini bu işlere karıştırmamalıdır.

***
Sual: Konuşmaya başlamamış olan bebeklerin avret yerleri neresidir?
CEVAP
Konuşmaya başlamamış olan bebeklerin avret yeri, yalnız seveteyn yani ön ve arka avret yeridir.

Uyku abdesti bozar

Sual: Vehhabiler, Mekke’de yatıp uyuduktan sonra, kalkıp namaz kılıyorlar. Bunların mezhebinde uyumak abdesti bozmuyor mu?
CEVAP
Dört hak mezhepte de yatıp uyumak abdesti bozar. Vehhabiler, dört hak mezhebin dışında oldukları için öyle yapıyorlar. Uykunun abdesti bozmasında dört mezhebe göre bazı farklılıklar vardır:

Hanefî mezhebinde: Makatın gevşek olacağı bir hâlde, mesela yan veya sırt üstü yatarak veya dirseğine yahut bir şeye dayanıp uyumak abdesti bozar. Dayandığı şey çekilince düşmezse, bozulmaz. Namazda düşmeden uyumak abdesti bozmadığı gibi, namaz dışında dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz çökerek, bağdaş kurarak, teverrük ederek uyumak da bozmaz.

Hanbelî mezhebinde: Her ne hâl ve şekilde olursa olsun, uyku abdesti bozar. Ancak az sayılan oturma ve ayakta durma hâlindeki hafif uyku abdesti bozmaz.

Mâlikî mezhebinde: Ağır uyku, kısa sürse de abdesti bozar. Yatsa da, otursa da, secde hâlinde olsa da, hattâ ayakta olsa da abdesti bozar. Kısa bir an olursa bozmaz.

Şâfiî mezhebinde: Eğer makatı yere yerleşmişse, uyumak abdesti bozmaz. Bunun haricindeki uyku şekilleri bozar.

Şu hâlde yatarak uyumak dört mezhepte de abdesti bozuyor. (Mezahib-i Erbaa, Mizan-ül Kübra, Hindiyye)
Demek ki, dayanmadan uyumak, sadece Hanefî’de bozmuyor. Onların yatıp uyuduktan sonra, kalkıp abdest almadan namaz kılmaları, dört mezhepte de caiz değildir.

Kazası olmayan
Sual: Kazası olmayan, kaza namazı kılarken, farzların üçüncü ve dördüncü rekâtlarında zamm-ı sure okur mu?
CEVAP
Evet, okuması gerekir, çünkü kazası yoksa o nafile olur. Nafile olunca da, her rekâtta zamm-ı sure okumak vacibdir, fakat vaktin sünnetlerini, kuşluk, teheccüt gibi sünnetleri kılarken, kazaya da niyet edince, üçüncü ve dördüncü rekâtlarda zamm-ı sure okumak gerekmez. Çünkü o vakitte bir namaz kılınınca sünnet de kılınmış oluyor. Onun için zamm-ı sure okumak gerekmiyor. Okunursa da, bir mahzuru olmaz.

Aynı kelimeyi tekrarlamak
Sual: Namazda, aynı kelime tekrar edilirse, namaz bozulmuş olur mu?
CEVAP
Yanlış okununca, düzeltmek için tekrar okumak gerekir. Tekrar okumak namazı bozmaz.

Kâbe’de namaz
Sual: Kâbe’de erkek kadınla yan yana cemaatle namaz kılabilirler mi?
CEVAP
Kılabilirler. Bu, sadece Kâbe’ye mahsus istisna bir durumdur. (Dürr-ül-muhtar)

Müsafeha ne demektir?

Sual: Müsafeha denilen tokalaşma nedir, nasıl yapılır?
CEVAP
Müsafeha, iki kişinin, sağ elin avuç içlerini birbirlerine yapıştırıp, iki başparmağın yanlarını birbirlerine değdirmesidir. Dört elle birlikte yapılması daha iyidir. İki Müslüman, muhabbetle müsafeha ederek tokalaşırsa günahları dökülür. Müsafeha, sevgi ve dostluk kazandırır. (Merakıl-felah)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hazret-i Âdem’den Hazret-i İbrahim’e kadar, selamlaşma, birbirine secde etmekle olurdu. Sonra, boynuna sarılmakla oldu. Benim zamanımdaysa, elle müsafeha sünnet oldu.) [R. Nasıhin]

(Kim mümin kardeşini ziyaret edip müsafeha ederek üç kere elini sallarsa, ellerini ayırmadan her ikisinin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.) [Ey Oğul İlmihâli]

(Müsafeha edip Allah’a hamd edilince, günahlar dökülür.) [Hâkim]

(İki Müslüman, selamlaşıp müsafeha eder ve bir de bana salevat okursa, yeni doğmuş gibi olur, bütün günahları temizlenir.) [R. Nasıhin]

Müsafeha ederken, kucaklaşarak kafaları tokuşturmak âdetini bırakmaya çalışmalıdır.

Bir iş için birkaç niyet
Sual: Bir iş için birkaç niyet edilir mi?
CEVAP
Evet, iyi olur. Camide oturmak taattir. Caminin Allahü teâlânın evi olduğunu düşünerek giren, onu ziyarete de niyet ederse sevabı daha çok olur. Namaz kılmayı beklemek için, camide itikâf edip âhireti düşünmek için, vaaz dinlemek için de niyet ederse, her niyeti için ayrı sevaba kavuşur. Bunun gibi, bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, camiye saygı için, camideki Müslümanları incitmemek için, temiz olmak, sıhhatli olmak için, İslam’ın vakarını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevap kazanır. (S. Ebediyye)

İdrar için pamuk
Sual: S. Ebediyye’de, (İdrar sızıp abdestin bozulmaması için erkekler, idrar deliğine arpa kadar bir pamuk koymalıdır) deniyor. Âcil zamanlarda çok lazım oluyor. Pamuk konunca, hemen abdest alınabiliyor. Bu pamuğu koymanın bir metodu var mı?
CEVAP
Bükülerek küçültülen pamuk, idrar deliğine sığacak kadar olmalı. Kürdanla, kibrit çöpüyle veya benzeri bir şeyle deliğe yerleştirilir. Pamuk, daha büyük olup da, ucu dışarıya çıkar, çıkan idrar buraya kadar gelirse, abdest bozulmuş olur. İkinci bir husus da, avret yerine birkaç kere soğuk su döküp, elle de sıvazlayarak idrarı iyice çıkarmalı, sonra pamuğu koymalı. Bir de, idrar deliği kurulandıktan sonra pamuk konursa, daha çok idrar emer ve idrarın dışarı sızması önlenmiş olur.

Din akılla anlaşılmaz
Denirse ki, (Akılla, mümkün dini anlamak),
Bu olur, peygamberlik yoluna inanmamak.

Hâlis niyetin önemi

Sual: Ömrü küfür veya bid’at içinde geçen kimse, tevbe edip salih kimse olduktan hemen sonra ölse bu kimse hiçbir ibadeti olmadığı hâlde Cennete girebilir mi? Bunun gibi, bir Müslüman, tevbe edip kılmadığı namazları kaza etmeye niyet etse, kaza kılmaya başlar başlamaz ölse, bu hâlis niyetinden dolayı kaza borçları affolur mu?
CEVAP
Terk edilmiş namazların tevbelerinin sahih olması için, bunları kaza etmek lazımdır. Hâlisane tevbe edip, kaza namazlarını kılmaya başlayan kimse, ölünceye kadar kaza kılmaya niyet etmiş demektir. Namazlarını kaza etmeden ölecek olursa, bu hâlis niyetine karşılık olarak bütün kaza borçları affolur. Bunun gibi, imana gelen bir kâfir ve bid’at ehli de, küfrüne ve bozuk inanışlarına tevbe edince küfür ve bid’at inanışlarına ve bu zamandaki bozuk işlerini yapmamaya niyet etmiş demektir. Bu hâlis niyetine karşılık olarak, bunların hepsi affolur. (İslam Ahlakı)

Boğaz’ı geçen
Sual: S. Ebediyye’de, (İstanbul’dan Anadolu’da 104 kilometreye gitmeye niyet edenlerin hepsi, Boğaz’ın karşı sahiline geçince seferi olurlar) deniyor. Boğaz’ın karşısına geçince niye seferi olunuyor? Mesela Beşiktaş’tan Gebze’ye giden seferi olur mu?
CEVAP
Hayır. Boğaz’ın karşısına geçtiği için değil, 104 km’lik yola gitmek niyetiyle çıktığı için seferi olur. Yine S. Ebediyye’de, (İstanbul’da, Fatih’ten otobüsle sefere çıkan, bugün için, Edirnekapı kabristanını geçince; Aksaray’dan çıkan, Topkapı kabristanını, sahil yolundan ise, Yedikule Kapısı’nı geçince; Üsküdar’dan çıkan, Selimiye Kışlası’yla Karacaahmet kabristanı arasından geçince seferi olur) deniyor. Hanefi’de, 104 km uzağa gitmek niyetiyle yola çıkan kimse, fina denilen boş arazi, kışla, fabrika, ırmak veya okul gibi yerleri geçince seferi olur. 104 km’den daha yakın yere gidiyorsa, Boğaz’ı da geçse seferi olmaz.

Ölürken
Sual: Bir kimse, ölürken küfre sokucu söz söyleyip ölse kâfir olarak mı ölmüş olur?
CEVAP
Hayır, ölüm hâlindeyken küfre sebep olan şey söyleyen kimse, mümin kabul edilir, çünkü o anda aklı başında değildir. (S. Ebediyye)

13 Nisan 2013 Cumartesi

İhlâssız iş yürümez

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İslamiyet’e hizmet ederken büyüklerimize tâbi olmak ve söz dinlemek çok önemlidir. Çalışanların birbirini kırması, o büyükleri kırmak gibidir. Hizmetlerde âmirin maiyetinde olanlar, onun sözünden kesinlikle ayrılmamalı. Onu dinlemek ve ona tâbi olmak büyüklere tâbi olmaktır. Uyum içinde, birlik ve beraberlik içinde çalışılınca, aklın ermediği başarılar görülür.

Verilen işin takibi de önemlidir. Görevi alan, aldığı işin bitirildiğini mutlaka bildirmeli. Eğer bir yerde takılıyorsa, onu da bildirmeli. Çünkü bir saatin bir dişlisi durursa, o saat, vakti yanlış gösterir. O hâlde herkes kendine verilen işi, öncelikle yerine getirmeli. Bilgi vermemek işe önem vermemek demektir.

Başarı, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak, Onun kullarının duasını almak ve büyüklerin arzularını yerine getirmektir. Bu üçü birlikte olursa istenen başarı olur.

Bu hizmetlerde çalışan herkes işin sahibidir. (Bu iş benimdir, işin sahibi benim) diye çalıştığı için başarılıdır. Yoksa başkasının işinde hiç kimse bu kadar başarılı olamaz.

Bu işlerimizde çalışanların birbirleriyle yardımlaşmaları, birbirlerinin ihtiyaçlarını gidermeleri, vakfa para yardımı yapmak gibidir, aynı sevabı kazandırır. Bir arkadaşın ihtiyacını giderip duasını almak çok önemlidir.

Başka yerlerde çalışanlar, çalıştıkları yerden bir şey almak için geliyorlar. Dine hizmette çalışanlar ise, bir şey vermek için geliyorlar. Almayı hiç düşünmezler. Maaş almaları onlara zarar vermez, çünkü gayeleri o değildir. Esas gayeleri vermektir. Bedeniyle, aklıyla veya para kazandırmak suretiyle olan bu vermeler, bir araya geliyor ve o küçük derelerden, büyük bir nehir meydana geliyor. Bunlar niçin almayıp da veriyorlar? Bu hizmetlerin başındaki büyüklerimiz, böyle verdikleri için ve bu iş de, bu maksatla kurulduğu için hep vermek hedefleniyor. İş, baştakine tâbidir. Büyükler, bir şeyler almak şöyle dursun, bunun düşüncesi bile, hizmetleri bitirir.

Hizmetler, çalışanların ihlâsı devam ettiği müddetçe devam eder. İhlâsları yok olursa işler de biter. Onun için ihlâslı kişiler lazımdır. Böyle bir kimse, çalışmayıp otursa da, orada bulunması yeter. Çünkü bu hizmetler ihlâs sahibi olmayanlarla yürümez.

Korkmadan emr-i maruf yapmak

Sual: Kendine zarar gelecek diye emr-i marufu bırakmak caiz olur mu?
CEVAP
Bu iş, şahıslara ve duruma göre değişir. Emr-i marufun bırakılması gereken yerler de olur. Duruma göre emr-i maruf yapmanın iyi olduğu yerler de olabilir. Mesela aşağıdaki örnekteki âlim, oradaki duruma göre, sultandan çekinmeden emr-i maruf yapmıştır:

Buharalı bir âlim, Semerkant’ta sultanın çocuklarının sokakta abes oyun oynadıklarını görünce elindeki bastonla hafif döver. Çocuklar kaçıp babalarına şikâyet ederler.

Sultan, Buharalı âlimi çağırtarak, haşmetiyle der ki:

— Ey hoca, Sultana karşı çıkanın hemen hapse atılacağını bilmiyor musun?
— Bilirim sultanım, ama ya sen, Rahman’a karşı çıkanın Cehenneme gideceğini bilmiyor musun?
— Sana böyle emr-i maruf yapmak vazifesini kim verdi âlim?
— Önce söyler misin? Seni kim sultan yaptı?
— Kim olacak elbette halife.
— Beni de, o halifenin Rabbi vazifelendirdi.
— O hâlde sana Semerkant’ta emr-i maruf vazifesini veriyorum. Kimseden çekinmeden emr-i marufunu yap!
— Ben de kendimi bu vazifeden hemen azlettim.
— Hoca, senin bu cevabına hayret ettim, emredilmeden, izinsiz görev yapıyorsun. İzin verilince de, istemiyorsun.
— Sultanım, sen izin verince, sonra azledersin. Rabbimin verdiği görevden beni kimse azledemez.
— Sen iyi birine benziyorsun. Dile benden ne dilersen!
— Peki, her şey isteyebilir miyim?
— Elbette.
— İhtiyarladım, hâlsizleştim, gençleşmek istiyorum, beni genç yap!
— Bu iş elimden gelmez.
— O zaman bana bir ferman yaz, görevli melekler beni Cehenneme atmasın!
— Bunu da yapamam.
— Benim öyle bir sultanım var ki, her şeyimi Ondan istiyorum. Hiç (Bunu yapamam) demedi.
— Haklısın, haydi yolun açık olsun. Beni duadan unutma! (İslam Ahlakı)

Âlemlere rahmet
Rabbimizin mahbubu, Hazret-i Muhammed’dir,
Cismi pak, ismi Ahmed, âlemlere rahmettir.

Zekâtı verilen mal

Sual: Sosyalist zihniyetli bir İslamcı, (Zekâtı verilen mal, işletilmezse kenz olur. Bu malı onun elinden alıp fakirlere vermek vacibdir. Bu konuda âyet ve hadis vardır) diyor. Bu konuda dinimizin hükmü nedir?
CEVAP
Kenz, faydalı bir maksat dışında, biriktirilmiş, istif edilmiş, stok edilen mal demektir. Zekâtı verilen mallar için değil, verilmeyen mallar için acı azap vardır. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Altın ve gümüşü [malı, parayı] kenz edip [saklayıp], Allah yolunda harcamayanlara [zekâtını vermeyenlere] çok acı azabı müjdele! [Zekâtı verilmeyen mallar ve] paralar, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahiplerinin alınlarına, böğürlerine, sırtlarına [mühür basar gibi] basılacaktır. “Bu, kendiniz için biriktirdiğiniz [azap yapılacak] servettir. Biriktirdiklerinizi [azabını] tadın” denilecektir.) [Tevbe 34, 35]

(Allah’ın ihsan ettiği mallarda cimrilik edenler [zekâtını vermeyenler], iyi ettiklerini [zengin kalacaklarını] sanıyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar, o mallar Cehennemde, [yılan şeklinde] boyunlarına dolanacak [onları sokacak].) [Âl-i İmran 180]

Parantez içindeki ifadeler tefsirlerdeki açıklamalardır. Müfessirler bu açıklamaları hadis-i şeriflerden almıştır. Müslümanın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Bu konudaki beş hadis-i şerif şu mealdedir:

(Malda zekâttan başka hak yoktur.) [Ahkâm-üs-sultaniyye]

(Zekâtını veren o malın şerrinden korunmuş olur.) [Beyhekî]

(Borcunu ödemek için saklamak veya Allah yolunda harcamak maksadı dışında altın ve gümüşü biriktirmek kenzdir.) [Tirmizî, İ. Ahmed]

(Zekâtı verilmiş olan mal kenz sayılmaz.) [İ. Mâlik, Hatîb]

(Zekâtı verilen mal kenz değildir.) [Ebu Davud, Muvatta, Taberanî, Hâkim, Hatîb, İ. Münavî]

Ümmü Seleme validemiz anlatır: Resulullah’a “sallallahü aleyhi ve sellem”, takındığım altın ziynetlerimin, Kur'an-ı kerimde yasaklanan kenz hükmüne girip girmediğini sordum. (Zekâtı verilecek miktara ulaşan şeyin zekâtı verilirse, kenz sayılmaz) buyurdu. (Ebu Davud, Hâkim)

Niçin
Kâmil mürşidin yoksa, niçin talep etmezsin?
Varsa, onun yolundan niye sen de gitmezsin?

Lebbeyk demek

Sual: İnternette küfre sebep olan sözlerle ilgili çeşitli listeler yayılıyor. Ekte gönderdiklerimin neden küfür olduğu anlaşılmıyor. Küfürse neden küfürdür?
CEVAP
Böyle önemli bir konuda yazı yazınca, bilenlere, güvendiği kimselere sormalı, onların onayını almalı. Hele böyle dinî konularda çok dikkatli olmalı. Yetkisiz kimselerin dinî konularda yazması zaten uygun olmaz. Haydi haddini bilmeyip hazırlamış olsa bile, bilenlere gösterip onların onayını almalıydı. Çünkü sıradan biri bile bu yazıdaki yanlışları rahatça görebilir. Mesela, (Çağıran kimseye lebbeyk demek küfürdür) deniyor. İnsan bu kelimenin mânasını bilmiyorsa sözlüğe bakar veya bilen birine sorar, öyle yazar. Bu kadar sorumsuzca yazı yazmanın vebali büyüktür. Harama helâl, helâle haram veya normal bir söze küfür demek çok tehlikelidir.
Lebbeyk, (Efendim, buyurun, emret, emrine hazırım) demektir. Din kitaplarında Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem", her çağırana (Lebbeyk) diyerek cevap verdiği bildiriliyor. (Allahümme lebbeyk) demek de, (Buyur ya Rabbî, emrine hazırım Allah’ım) demektir. Allah için söylenince, (Yalnız seni sever, yalnız sana kulluk ederim) anlamına da gelir. Küfürle alakası yoktur.

Bir başka maddede, (Ben Cennet nimeti yiyorum demek küfürdür) deniyor. Hiçbir kitapta böyle bir şey yok. Bir kimse, bir nar yese, (Bu Cennet nimetidir) dese, niye küfür olsun? Sadece (Yalan söylüyorsun) denebilir. Küfür demek veballi iştir.

(Allah’ı rüyamda gördüm demek küfürdür) deniyor. Bu da yanlıştır. Görmemişse yalan söylemiş olur. Peygamber efendimizin rüyada Allahü teâlâyı gördüğü Tirmizî’deki hadis-i şerifte bildirilmektedir. İslâm âlimlerinden de rüyada görenler olmuştur. İmam-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri buyurdu ki:

Rüyamda Allahü teâlâyı gördüm. (Ya Rabbî, sana yakınlaşmak için en iyi yol nedir?) dedim. (Kur'an okumakla bana yaklaşılır) buyurdu. (Ya Rabbî, anlamadan okuyan da sana yaklaşır mı?) dedim. (Anlasa da, anlamasa da Kur’an-ı kerim okuyan, benim rızama kavuşur) buyurdu. (İhya)

(Bu adam, bu hastalıktan ölür demek küfürdür) deniyor. Böyle söylemek, gaybdan haber vermek değildir, bir tahmindir. Tahmin tutabilir de, tutmayabilir de. Bir şeyi tahmin etmek küfür olmaz. Tembel bir öğrenci için, (Bu çocuk, sınıfta kalır) demek bir tahmindir, küfür değildir. Sarhoş şoföre, (Bu şoför bir yere çarpar) demek de bir tahmindir, küfür değildir. (Bugün İstanbul’a kar yağacak) demek de bir tahmindir. Tahminlere küfür denmez. O kişi, tahmininde isabet etse de, yanılsa da küfür olmaz.

(Kur’ana şiirdir demek küfürdür) deniyor. Ne maksatla deniyor? Hakaret için mi, övmek için mi? Din kitaplarında, (Kur’an-ı kerim, nazm-ı ilahidir. Nazım, sözlükte, incileri ipliğe dizmektir. Kelimeleri de, inci gibi, yan yana dizmeye nazım denilmiştir. Şiirler birer nazımdır) deniyor. Demek ki, Kur'an-ı kerim için (İlahî bir şiirdir) demek küfür olmaz.

Gönderdiğiniz yazıda, bunun gibi çok şeye küfür denmiş. Din kitaplarına uymayan böyle şeyler yazarak, fıkıh ve akaid kitaplarına düşman olan zındıklara koz verilmemeli. Kitaplarda olmayan şeyleri küfür olarak bildirmemelidir.

İmanlı olmak
Nil Nehri, Kıptîlere görünürdü kan gibi,
Saf su gördü Hazret-i Musa ile ümmeti.

Allah'ı affedici bilmek

Sual: Allahü teâlânın, (Kuluma, beni zannettiği gibi muamele ederim) sözüne inanıyor ve Onun çok affedici olduğunu biliyorum. (Ne kadar çok günah işlesem affeder) diyorum. Doğrudan Cennete gideceğime inandığım için günah işlemekten çekinmiyorum. Bunun mahzuru olur mu?
CEVAP
Çok mahzuru olur. Dinimizde Allah'ın rahmetinden ümit kesip, (Ben garanti cehennemliğim) demek küfür olduğu gibi, kendini garanti cennetlik sanmak da küfürdür. İkisi ortası olmak lazımdır. Yani hem Allah'ın azabından ve gazabından korkmak, hem de Onun rahmetini ümit etmek gerekir.

Elbette Allahü teâlânın rahmeti, affı boldur. Zannettiğimizden de çok merhamet sahibidir. Ama buna güvenerek günah işlemek çok yanlıştır. Çünkü günah işleyenler, yani açıkça Allah'a isyan edenler elbette cezalandırılır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Ey insanlar, Rabbinizden ve öyle bir günden korkun ki, o gün ne babanın evlâdına, ne de evlâdın babasına faydası olur. Elbette, Allah’ın [hesaba çekme] sözü haktır. O hâlde dünya hayatı sizi aldatmasın, Şeytan [Allah kerimdir, rahmeti boldur, herkesi affeder diye, ibadetlerden alıkoyup günah işleterek] sizi kandırmasın!) [Lokman 33]

Her günahtan sakınmalı, hiçbir günahı küçük görmemeli, çünkü Allahü teâlâ, günahkârların, zalimlerin cezalarını vermekten asla çekinmez. Gazabını günahlar içinde gizlemiştir. Küçük sanılan bir günah, gazabına sebep olabilir. Yıllarca ibadet eden bir kulunu, bir günah için, sonsuz olarak reddedebilir. Bunu Kur'an-ı kerim bildiriyor. İki yüz bin yıl itaat eden şeytanın, kibirlenip secde etmediği için, ebedî melun olduğunu haber veriyor. Hazret-i Âdem’in oğlu, birini öldürdüğü için, ebedî cehennemlik oldu. O hâlde, büyük küçük her günahtan sakınmalıyız. (K. Saadet)

Bulunmaz hazine
Âlimin her kelâmı, bulunmaz hazinedir,
Bir sohbeti, yıllarca bitmez kütüphanedir.

Meleğin dua etmesi

Sual: (Bir Müslüman, din kardeşinin arkasından hayır dua edince, bir melek, “Âmin! Kardeşin için ne istiyorsan aynısını Allah sana da versin” der) diye bir hadis var. Ben çok zayıfım, teyzem ise çok şişmandır. Eğer (Yâ Rabbî, teyzemi on kilo zayıflat!) diye dua edersem, aynısı bana da verilirse, on kilo zayıflar ve ölebilirim. Meleğin böyle dua etmesi uygun mudur?
CEVAP
Hadis-i şeriflere öyle mâna vermek yanlış olur. Zayıflamak, sizin için kötülüktür. Melek, iyilik edene kötü dua etmez. Sizin sağlığa kavuşmanız için ne kadar kilo almanız gerekiyorsa melek onun için dua eder. Yahut ihtiyacınız başka ne ise, onun için dua eder. Yani din kardeşimizin iyiliği için dua etmişsek, melek de, bizim de bir iyiliğe, bir ihtiyaca kavuşmamız veya bir hastalığımızın yahut bize gelecek belanın önlenmesi için dua eder. Meleğin duası kabul olur. Allahü teâlâ, yaptığımız iyiliklere, dualara çok karşılık verir. Bir hadis-i şerifte, (Her iyilik için on mislinden yedi yüze kadar sevab yazılır) buyuruldu. (Buharî)

Namazda öksürmek
Sual: Namaza durunca, önümden çocuk geçiyor. Ona mani olmak için, öksürmek yani öksürür gibi yapmak namazı bozar mı?
CEVAP
Evet, bozar. Çocuğun önümüzden geçmesi namaza zarar vermez. Büyük insan da geçse yine namaz bozulmuş olmaz. Günahı, geçene olur. Çocuğa zaten günah olmaz. Namazda olduğunu bildirmek için öksürmek de namazı bozar. (Halebi)

Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çıkarmak namazı bozar. Kendiliğinden olursa bozmaz. Çocuğa mani olmak için veya namazda olduğunu bildirmek için yahut biri, (Orada mısın?) derse orada olduğunu haber vermek için, öksürmek namazı bozar.

Kur’an okurken
Sual: Evde Kur’an okurken, içeri girene ayağa kalkılır mı?
CEVAP
Bir kişi Kur’an-ı kerim okurken, babası, bir âlim veya kendisinden ilim öğrendiği hocası içeri girerse, onun için ayağa kalkması caiz olur. Başkaları için ayağa kalkmak caiz olmaz. (Hindiyye)

Cennet istenmez mi?

Sual: Ben yalnız Allah rızası için ibadet ederim. Cenneti istemek ve Cehennemden korkmak hatırıma gelmez. Yani (Yâ Rabbî, Cennetini ver, Cehenneminden koru) demem. Bu uygun mudur?
CEVAP
Uygun değildir, çünkü İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâya, korkuyla ve nimetlerine kavuşmak için ibadet eden evliya zatların korkuları ve arzuları, kendi nefsleri için değildir. Bunlar, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için ve Onun gazabından, gücenmesinden korktukları için ibadet ederler.

Bunlar Cenneti de isterler, çünkü Cennet, Allahü teâlânın rızasının, sevgisinin bulunduğu yerdir. Yoksa Cenneti istemeleri, nefslerinin zevkleri için değildir. Bunlar Cehennemden de korkarlar. Cehennemden korunmak için dua ederler, çünkü Cehennem, Allahü teâlânın gazabının bulunduğu yerdir. Yoksa Cehennemden korkmaları, nefslerini azaptan kurtarmak için değildir, çünkü bu büyükler, nefslerine köle olmaktan kurtulmuşlardır. Allahü teâlâ için halis kul olmuşlardır.

Evliya zatlar Cenneti isteyip, Cehennemden korkunca, bizim de elbette Cenneti isteyip, Cehennemden korkmamız gerekir. Birkaç hadis-i şerif şöyledir:

(Namazı bitiren kimse, dua ederken “Allahümme ecirnî min-en-nâr ve edhılnil Cennete” demezse melekler, “Yazık şuna, Cehennemden korunmasını istemekten âciz kaldı,” Cennet de, “Yazık şuna Cenneti istemekten âciz oldu” der.) [Taberanî]

(Allah’tan üç kere Cenneti isteyen kimseye, Cennet, “Yâ Rabbî bunu Cennete sok” diye dua eder. Kim de Cehennemden üç defa azatlık isterse, Cehennem de, “Allah’ım onu ateşten uzaklaştır” der.) [Nesaî]

(Allah’ım, senden Cenneti ve ona yaklaştıracak her türlü söz ve işi diliyor, Cehennemden ve ona yaklaştıracak her türlü söz ve davranıştan sana sığınıyorum.) [İbni Mace]

(Allah’ım, mağfiretini, her günahtan korunmuş olmayı, her iyiliği kazanmayı, Cenneti elde edip Cehennemden kurtulmayı bize nasip et!) [Hâkim]

(Allah’ım, her günahtan selâmeti, her iyiliği kazanmayı, Cennete girmeyi ve Cehennemden kurtulmayı nasip et!) [Hâkim]

Demek ki, Cenneti istemek ve Cehennemden korunmak için dua etmek dinimizin emridir.

2 Nisan 2013 Salı

İmamın abdesti yoksa

Sual: İmamın abdesti, cemaatteki bazılarının mezheplerine göre sahih olmazsa, mesela Şâfiî olan imamın abdesti Hanefî’ye uygun değilse, Hanefî cemaatin namazı sahih olur mu?
CEVAP
Sahih olur. Tahtavî’nin Merak-ıl-felah haşiyesinde, (Başka mezheplerdeki bir imama uymanın sahih olması için, uyanın mezhebine göre, namazı bozan bir şeyin imamda bulunmaması lazımdır. Eğer bozan bir şey varsa, imama uyan bunu bilmiyorsa yine namazı sahih olur. Güvenilen kavil budur. İkinci kavle göre ise, imamın kendi mezhebine göre namazı sahih olursa, uyanın mezhebine göre sahih olmadığı görülse bile, buna uyması sahih olur) buyuruluyor. Bu ikinci kavil, her ne kadar zayıfsa da, harac olunca, zayıf kaville amel etmek lazımdır. Fitneye mani olmak için de, zayıf kaville amel edileceği, Hadika’da da yazılıdır. (İ. Ahlâkı)

Yani birinci kavle göre bile, Şâfiî imamın abdestinin Hanefî’ye uygun olmadığı, mesela abdest aldıktan sonra elinin kanadığı, ancak kesin olarak biliniyorsa, ona uyan Hanefî cemaatin namazı sahih olmuyor. Bilinmiyorsa kanamış olsa bile sahih oluyor. Sormak, araştırmak da caiz değildir. İkinci kavle göre ise, kanadığı bilinse de sahih oluyor.

Harac olunca veya fitneye sebep olmamak için, ikinci kavle uymak gerektiği de açıkça bildiriliyor. Bu açık hükmü kabul etmemek, Müslümanları sıkıntıya sokmak olur.

Avret yerini yıkamak
Sual: Su bulunmayan yerde küçük abdestini yapan, su bulunca, abdest alıp sonra idrar bulaşıklarını yıkarken, elini ön avret yerine değdirse abdesti bozulur mu?
CEVAP
Hayır, abdesti bozulmaz. Şâfiî’de kadın ve erkeğin abdesti bozulur. Mâlikî ve Hanbeli’de, sadece erkeğin abdesti bozulur.

Kadının yanında namaz
Sual: Bir erkek namaz kılarken, hemen yanına, mahrem veya namahrem kadın otursa, namazı mekruh olur mu?
CEVAP
Hayır, mekruh olmaz.

Abdest suyu
Sual: Abdest suyunu, meyve ağaçlarının dibine dökmekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Hiç mahzuru yoktur.

Kavanozda kalan el

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Hindistan’da maymun avlamak için, ağzı dar, ama altı geniş büyük bir kavanozun içine muz koyup onu ağaca asarlar. Ucuna da bir çıngırak bağlarlar. Kavanozun ağzı, sadece bir el girebilecek genişliktedir. Maymun gelir, elini kavanoza sokar, ama muzu tuttuğu zaman yumruk hâlini alan eli kavanozdan çıkmaz. Tamahından, muzu da bırakmaz. Muzla beraber elini kavanozdan çıkarmaya uğraşırken çıngırak çalar ve yakalanır. Hâfız-ı Şirazî hazretleri bunu anlattıktan sonra buyuruyor ki:

(İşte avucunu açmayanın eli kavanozun içinde kalır. Bırakmak istemeyen herkesin akıbeti budur. Onun için elini açarsan kavanozdan çıkarır ve kurtulursun. Yumruk yapan daima kaybeder. Açan kurtulur. Tamah edip de yumruğunu sıkan, tuzağa düşer. Ama tamahı bırakıp da, zekâtını, sadakasını veren, yani arada bir avucunu açan, yine çıkabilir. Avucunu hiç açmayanın akıbeti ise çok kötü olabilir.)

Büyük bir zata, (Efendim, bu nimete nasıl kavuştunuz?) diye sorulunca der ki:

(Bir sokaktan geçerken, bir ustanın, çırağıyla duvar ördüğünü gördüm. Usta boş elini uzatıyor, çırak tuğlayı eline veriyor, usta dönüp duvarı yükseltiyordu. Elini boşaltıp uzatmadıkça, çırak başka tuğla vermiyordu. Baktım, eli boşalıyor, sonra doluyor. Elinde tuğla varken, yenisi gelmiyor. İyice düşününce anladım ki, boşun dolması için yani almak için vermek lazımmış. Ondan sonra elimde avucumda ne varsa, fakir Müslümanlara, din için yapılan hizmetlere verdim. Ben verdikçe yenileri geldi. Hep böyle devam etti. Allahü teâlânın sevgisine, rızasına ve içinde bulunduğum nimetlere, işte böyle kavuştum.)

İmam-ı azam hazretleri, (Paranın gittiği yerden, geldiği yer belli olur) buyuruyor. Demek ki, hayra, iyi yerlere harcanırsa, o para iyi yerden; kötü yerlere harcanırsa, kötü işlerden kazanıldığı anlaşılır. Rıza-i ilahiyi bırakıp, rıza-i nefse uyarak, nafile hacca, turistik ziyaretlere gidilir mi? Bu kadar hizmetler, bu kadar muhtaç Müslümanlar varken ve rıza-i ilahi buradayken niye nefsin isteğine uyulur? Bunun için, sarraf gibi olmalı. Sarraf az çalışır, çok para kazanır. Ama köylü, bütün sene uğraşır, sarrafın kazandığının yüzde birini bile alamaz.

Hacılara dağıtılan kitaplar

Sual: Hacca gidince bize çeşitli kitap ve CD verdiler. Not aldığım bazı yerleri size bildiriyorum. Bunlar yanlış değil mi?
CEVAP
Baştan sona kadar yanlıştır. Çünkü bir hak mezhebe göre yazılmamıştır. Kur’an ve Sünnetten kendi anladıklarını yazmışlar. Daha doğrusu kendi görüşlerine, (Kur’an ve Sünnet) demişler. Dört hak mezhebin (Kur’an ve Sünnet)’ten anladıkları hükümlere hiç önem verilmemiş. Sadece İbni Teymiyye’nin ve İbni Kayyım’ın görüşleri, (Kitab ve Sünnet) olarak kabul edilmiştir. Feth-ül-mecid gibi Vehhabi kitapları tavsiye edilmiştir. Bunların (Kur’an ve Sünnet) demekte samimi olmadıkları açıkça bellidir. Çünkü İmam-ı a’zam, İmam-ı Gazalî gibi büyük zatların (Kur’an ve Sünnet)’ten bildirdiklerini değil, İbni Teymiyye’nin ve diğerlerinin görüşlerini alıp adına, (Kitap ve Sünnet) demeleri bir aldatmacadan ibarettir.

Tilkinin kırk fıkrasının, kırkı da tavuk üzerine imiş. Vehhabilerin bütün dertleri de kabir ziyareti, yatırlara gitmek, ölüden yardım istemekle ilgilidir. (Peygamber de olsa, ölünce artık ondan yardım istenmez) diyorlar. Diri iken Resulullah'a "sallallahü aleyhi ve sellem" yardım ettiren Allahü teâlâ, vefat edince niye yardım ettirmesin ki? Yardım ettiren Allah, yardım eden ise ruhtur, ruh ölmez ki. Web sitemizde ruhların ölmediği hakkında detaylı ve vesikalı bilgiler vardır.

Dört hak mezhebe aykırı olarak ince çoraba ve sarıklara mesh edileceğini söylüyorlar. Mest vasfı olmayan çoraplara mesh edilmez. (Hindiyye)

İmame [sarık], kalensüve [takke, külah] gibi her çeşit başlık ve eldiven üstüne mesh etmek caiz değildir. Çünkü bunları çıkarıp altlarını yıkamakta güçlük yoktur. Bu husustaki hadis şazdır. (Dürr-ül muhtar, Redd-ül muhtar) [Şaz hadis, senet, vesika olmayan hadis demektir.]

(Kur’an ve Sünnetten ictihad edin!) deniyor. Niye İmam-ı a’zama veya dört mezhepten birine uyun denmiyor? Biz, (Kur’an ve Sünnet)’i İmam-ı a’zam hazretlerinden daha iyi mi anlayacağız? 72 sapık fırkanın liderleri de, (Kur'an ve Sünnet)’ten kendi anladıklarına uydukları için sapıtmışlardır. Kendi anlayışımıza değil de, İmam-ı a’zamın ilmine güvenip onun (Kur’an ve Sünnet)’ten anladığına uymak niye sapıklık oluyor? İmam-ı a’zamın anladığı doğru değilse, bizim veya Selefî denilen sapıkların anladıkları nasıl doğru oluyor?

Malın hesabı
Dünyayı toplamakla, insan niçin yorulur?
Mirasçılar yer içer, hesap ondan sorulur.

(Papaz olduk) demek
Sual: Biriyle tartışınca (Papaz olduk) deniyor. Böyle söylemek küfür mü?
CEVAP
(Kavga ettik, birbirimizi kırdık) anlamında söylemek küfür değilse de, uygun olmaz, çünkü şakadan bile, (Ben papazım), (Ben Hristiyan’ım) demek küfür olur. Bazıları, kâfir olan papazları (takva sahibi) diye övüp, papaz olmayı arzuluyorlarsa da, Allahü teâlâ Müslümanları papaz olmaktan korusun!

Dine söven müslüman olamaz
Sual: (Dinime söven, bari Müslüman olsa) diye bir söz var. Bu uygun mudur?
CEVAP
Dine söven kimse, elbette Müslüman olamaz. O sözün aslı, (Dinime dahleden, bari Müslüman olsa) şeklindedir. Yani, dine söven değil, (Din hakkında ileri geri söz eden kişi, hiç olmazsa Müslüman olsa, belki sözü dinlenip, bu ne diyor diye bakılır, fakat dinle imanla hiç ilgisi olmayanın, din hakkında konuşmasına itibar edilmez) demektir.

İntihara tevbe
Sual: Bir Müslüman intihar etmek için çok hap veya zehir içse, sonra pişman olup tevbe etse, az sonra ölse, intihar günahı affolur mu?
CEVAP
Evet, affolur. İntihar etmek, başkalarını öldürmekten daha büyük günahtır. Kabirde Cehennem azabı çeker. Hemen ölmeyip tevbe ederse, bütün günahları affolur. Kabir azabı da çekmez. (İslam Ahlakı)

(Peygamber oldu) demek
Sual: (Resulullah, kırk yaşında peygamber oldu) demek uygun mudur?
CEVAP
Uygun değildir. (Kırk yaşında peygamberliği kendisine bildirildi) demeli. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce de, Muhammed aleyhisselam peygamberdi. (1/44)

Yalan ve şaka
Sual: 1 Nisan’da, şaka yapmak caiz midir?
CEVAP
Yalan söylemeden, kimseyi üzmeden, korkutmadan, malını almadan her zaman şaka yapmak caizdir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Arkadaşınıza, üzücü şaka yapmayın!) [Tirmizî]
(Tartışmaya girmeyen, haklı olsa da kimseyi incitmeyen, şaka veya güldürmek için yalan söylemeyen, iyi huylu olan Müslüman Cennete girer.) [Tirmizî]
(İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!) [Ebu Davud]
1 Nisan şakaları genelde uygunsuz oluyor.

Mekruh ve haram
Sual: Bazı kitaplarda, (Koç yumurtası, midye, istiridye yemek haramdır) denirken, bazılarında mekruh olarak geçiyor. Niçin aynı şey farklı söyleniyor?
CEVAP
Bunun iki sebebi vardır: Mekruh denince, genelde tahrimen mekruh anlaşılır. Harama yakın demektir. Selef-i salihin denilen zatların, haram olan şeyleri mekruh kelimesiyle bildirdikleri (Mizan-ül kübra) kitabında yazılıdır. İmam-ı Muhammed'e göre de, tahrimen mekruh haramdır. (Redd-ül-muhtar)
Demek ki, haram da, tahrimen mekruh da dense mahzuru olmuyor.

Secde-i sehv sayısı
Sual: Dört rekâtlı bir namazın ikinci rekâtında zamm-ı sûreyi unuttum. İkinci rekâtta oturmam gerekirken unutup kalktım. Üçüncü rekâtta ise oturmamak gerekirken oturup Ettehıyyatü’yü okudum. Son rekâtta da oturacakken kalktım, sonra rükû’a gitmeden hatırlayıp tekrar oturdum. Yani dört tane vacibi yapmadım. Bunun gibi vitri kılarken son rekâtta zamm-ı sûre okunmadan rükû’a, sonra secdeye gidilse, zamm-ı sûre vacibi, tekbir alma vacibi ve kunut vacibi terk edilmiş olduğu için, namaz sonunda kaç kere secde-i sehv gerekir?
CEVAP
Kaç kere hata yapılırsa yapılsın, bir namazda bir kere secde-i sehv yapılır.

Kader keder
Vatandan uzaktayım, gurbetteymiş kaderim,
Hasretlik uzadıkça, çoğalıyor kederim.

Hizmetlerde ihlâs esastır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Evliya zatlara, Ehl-i sünnet büyüklerine benzemeyen, dine yapılan hizmetlerde faydalı olamaz. Bu yolda muhatap, insanların kalıbı değil, kalbidir. Dine hizmetlerde çalışan herkesin, mutlu ve huzurlu olması lazımdır. Bu da, büyüklerin emrinde olan idarecilerin, nazargâh-ı ilahî olan kalbleri kırmamasına bağlıdır. Kalb kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha büyük günahtır. İyi bilmeli ki, bir kardeşimizin kalbi kırılırsa, büyüklerin kalbi bin parçaya bölünmüş olur. Hâlbuki asıl görevimiz, büyüklerimizin kalbini kırmamak, onları üzmemektir. İşte bunun için bu hizmetlerde idareci olmak zordur.

Dinimize hizmette esas olan, etiket veya mevki makam değil, ihlâstır. Eshab-ı kiramın bu kadar başarılı olması, silahla değil, ihlâsla olmuştur. Allahü teâlâya karşı ibadetleri, kullukları tamdı, Cenab-ı Hakk’ın yardımına daima muhtaç olduklarını hatırlarından çıkarmazlar ve her fırsatta da söylerlerdi, Allahü teâlâ da yardım ederdi. Eğer insanlar Allahü teâlânın yardımına ihtiyaç duymazlarsa, Allahü teâlâ onların işini insanlara bırakır.

İnsan çalıştırmanın temel şartı, heves kırmamaktır. Bir işte heyecan varsa o iş er veya geç güzel neticelenir. Bir şeyi güzel yapmak, çok yapmakla olur. Yasaklamamalı, sınırlandırmamalı. Eğer sürekli (Onu yapma, bunu yapma!) denirse, ne yapacağını şaşırır ve bunalır. Serbestçe yapsın ama yaparken de yol göstermeli. Dinimizde de hep böyledir, bir zorluk olduğunda çıkış yolları, çareler vardır, şartlara göre ne uygunsa o yapılır.

Allahü teâlânın seçtiği, sevdiği, büyüklerin yolunda, dinine hizmet nasip ettiği güzide insanlar, mücevher gibi olup, elbette sayıları azdır. Dolayısıyla bunların idareci [yönetici] olması, idareci olarak yetişmesi lazımdır. Osmanlı dünyaya hükmettiği zaman nüfusu 26 milyondu ama çoğu idareci olacak vasıftaydı. Bir yere bir vali gönderilince, artık merkezin orayla ilgili endişesi kalmazdı, çünkü giden mükemmel idareciydi, neyi nasıl yapacağını bilirdi.

Bu hizmetleri yürüten idareci hem derviş yani dinine çok bağlı, hem de tüccar, yani cesur ve atılgan olmalı, kârını zararını iyi bilmeli, dostunu düşmanını iyi tanımalıdır. Sadece derviş ve sadece tüccar olmakla bu iş yürümez. İkisi bir arada olmalıdır.

Siyah giymek

Sual: Ümmü Seleme validemiz, (Tesettür âyeti indiği zaman, Ensâr kadınları başlarındaki siyah örtüden dolayı başlarına karga konmuş gibi görünüyorlardı) buyuruyor. Buradan kadınların siyah giymesinin farz olduğu anlamı çıkarılamaz mı?
CEVAP
Kesinlikle öyle bir mâna çıkarılamaz. Burada sadece başörtülerinin siyah olduğu bildiriliyor. Başlarındaki örtüler beyaz veya yeşil olsaydı, beyaz veya yeşil giymek farz olmazdı. Nitekim Peygamber efendimiz, farklı renklerde elbise giymiştir. Giydiği elbiseleri giymek farz olmaz.

Dıhye-i Kelbî “radıyallahü anh” anlatır: Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” beyaz kumaş gelmişti. Bana bir miktarını verip; (Bunu ikiye böl, bir parçayı kendine gömlek yap, diğerini hanımına ver, kendine örtü yapsın!) buyurdu. (Ebu Davud)

Bu hadis-i şerife göre kadınların ve erkeklerin beyaz giymesine farz denmez. Çünkü (Dürer-ül-mültekıte) kitabında şöyle deniyor:

Kadınlara vücut hatları, kaba avret yerlerinin şekli ve rengi belli olmayacak herhangi bir elbiseyle örtünmek farzdır. Dinimiz, kapanmayı emretti, ama belli bir örtü şekli, belli bir renk bildirmedi.

Kadınların da, erkeklerin de her renk elbise giymeleri caizse de, erkeklerin kırmızı, sarı elbise giymeleri tenzihen mekruhtur. Yeşil giyinmek sünnettir. Beyaz ve siyah giyinmek müstehabdır. Resulullah'ın entarisi, gömleği beyaz pamuk bezdendi. Mekke’yi fethettiği gün, mübarek başlığı ve paltosu siyahtı. (İbni Âbidin)

Mezar
Gitti gençlik, fayda yok, etse de hep âh-u zar,
Yaşı yetmişi geçen Hoca’yı bekler mezar.

Cennette pişmanlık yoktur
Sual: Cehenneme girenler, pişman olacağı gibi, Cennete giren herkes de, (Niye daha çok ibadet yapmadım, daha az günah işlemedim) diye pişman olacak mı?
CEVAP
Cennette hiçbir üzüntü, sıkıntı olmadığı gibi, pişmanlık da yoktur. Herkesin pişman olması, Kıyamet günü olacaktır. Orada cennetlik olanlar bile, niye daha çok ibadet etmedik diye pişman olacaktır. Bir hadis-i şerifte, (Kıyamette fâsık salih herkes pişman olur. Fâsık, fıskı [günahı] bırakıp doğruluk ve takva üzere bulunmadığına; salihse, daha çok ibadet etmediğine pişman olur) buyuruldu. (Feraid-ül fevaid)
Cennette monoton bir hayat da yoktur. Hayal bile edilemeyecek nice nimetler olacak, bunlardan alınacak zevk de her an artacaktır. Bunu dünyadaki nimetlere benzeterek anlamak, mümkün değildir.

İstiğfar ne demektir?
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Ölmüş ana babanız için, istiğfar edin) buyuruluyor. Onlar için (Estağfirullah) mı diyeceğiz?
CEVAP
İstiğfar, af dilemek, günahların affedilmesini istemek demektir. Estağfirullah, (Ya Rabbî, beni affet!) demektir. Hadis-i şerifteki, (İstiğfar edin!) demek, (Ana babanın günahlarının affedilmesi için, gerekli hayır hasenatı yapın, onlar için dua edin!) demektir. Yani dua etmek, Kur’an okumak, sadaka vermek ve çeşitli hayırlar yapmak, ölü için birer istiğfardır.

Vaktinde kılmak
Sual: Bir namazı vaktinde kılmış olmak için, vakit çıkmadan önce mi selam vermek gerekir?
CEVAP
Sabah namazı hariç, diğer vakitlerde, vakit çıkmadan, Hanefi’de iftitah tekbiri alan, Maliki’de ve Şafii’deyse, bir rekât kılan, namazı vaktinde kılmış olur. Sabah namazındaysa, güneş doğmadan önce selam vermek şarttır.

***
Sual: Abdest aldıktan 1-2 saat sonra, Sübha yani abdest için şükür namazı kılınsa caiz olur mu?
CEVAP
Caiz olursa da, geciktirmeden kılmalı.

En büyük perde

Sual: Allah rızasına kavuşmak için, iyi bir Müslüman nasıl olunur?
CEVAP
İyi müslüman olmak için, Allahü teâlânın rızasına kavuşmaya mani olan şeyi zararsız hâle getirmek gerekir. İmam-ı Rabbanî hazretleri, (İnsan birden fazla şeyi sevemez. O bir şeyin sevgisini bırakmadıkça başka şeyleri sevemez. O bir şey, insanın nefsidir. Mal, mevki, evlat, övülmek gibi şeyleri severse de, o bunları kendi nefsi için sever. Nefsini sevmezse onları da sevmez. Kul ile Rabbi arasındaki perde, kulun nefsidir. Kul, nefsini bırakmadıkça Rabbini sevemez) buyuruyor. İmam-ı Muhammed Masum-i Farukî hazretleri de, (Allah rızasına kavuşmaya en büyük engel, kişinin kendi nefsidir. Nefsin zararından kurtulmak ancak büyük bir zatın sohbetiyle olur. Bu sohbet nasip olmazsa, fakat o zat çok sevilirse, ondan gelen feyzler, muhabbet miktarınca, sevenin kalbine akıp, onu kemale kavuşturur) buyuruyor.

(İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir) hadis-i şerifini bildiren İmam-ı Maverdî hazretleri, nefisle cihadın, riyazet ve mücahedeyle olacağını açıklıyor.

Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Bir âyet-i kerimede mealen, (Cenab-ı Haktan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir) buyuruluyor. (Naziat 40, 41)

Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, ibadet etmeyi istemez. Günahlardan kaçmak, nefse, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevabdır. Nefsi her zaman aşağılamak gerekir. Çünkü bir hadis-i şerifte, (Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de, dinini aşağılamış olur) buyuruluyor. (Ebu Nuaym)

Nefsini yani kendini seven, nefsini kendine dost bilen, kendi görüşünü beğenen, kendini üstün gören, bilmediğini soramayan, kibirlenmiş ve dinini aşağılamış olur. Öyle ise, nefse uymamak için riyazet ve mücahedeye çok önem vermeliyiz.

Yarın gelecek mi?
Dün öldü bugünse, can çekişmede,
Yarın yeni bir gün doğmaz belki de.

Allah vereni sever

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Bizim dinimiz iyilik etmek, şefkat dinidir. Kur’an-ı kerimde, (Muhakkak ki Allah iyilik edenlere yardım eder, verenleri sever) buyuruluyor. Allah, verene verir. Vermek bir haslettir, huydur. İnsanlar genelde cimridir, vermeyi sevmez. Bu yüzden de dertten kurtulmaz, çünkü durgun su pislik tutar, mikrop kaynağı olur.

Peygamber efendimiz Medine’ye hicret edince, (Ey Eshabım, iki şeyi olan, birini versin, iki evi olan, birini versin, iki hurması olan, birini versin, bir hurması olan, yarısını versin!) buyurdu. Niye vermeyi çok teşvik ediyor? Çünkü bir gün canımızı vereceğiz. İnsan vermeye alışmazsa, en kıymetli varlığı olan canını nasıl verecek?

Ölüm acısını en çok çeken, en zor can veren müminler, dünyada vermeye alışmayanlardır. Şimdiden kendimizi alıştıralım. Zamanımızdan, imkânlarımızdan Allah yolunda verelim, fakir fukaraya sadaka verelim. Kârlı çıkacağız. Yardımdan vazgeçmeyelim, yardım isteğimizi köreltmeyelim, yardıma muhtaç arkadaşlarımıza sahip çıkalım. Çünkü sadaka vermek belayı defeder. Ayrıca Peygamber efendimiz, (Hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi edin!) buyuruyor. Yemek yedirelim, elbise, para verelim, güler yüz verelim, ziyaret edelim, kaynaşalım.

Yarın çok geç olur. Bugünü yaşıyoruz, an bu andır. Yarını düşünmek, yarına göre hesap yapmak, zaten felaketin başlangıcıdır. Ne garanti var elimizde? Belki son günümüzü yaşıyoruz, belki son namazımızı kılıyoruz, belki son nefeslerimizi veriyoruz.

Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.

Âlem-i İslam’ın başına çöken kara bulutlar, felaketler, boşuna değildir. Kur’an-ı kerimin daha ilk başlangıcında, (İnfâk edin!) yani (Verin!) buyuruluyor. İnsanoğlu cimridir, egoisttir, sanki kendi mülküymüş gibi, her şeye mutlak sahip olmak gibi bir ahmaklık iddiasındadır. Hâlbuki mülk Allah’ındır. Bizim vücudumuz bize ait değil ki, mülk bizim olsun. Her gün binlerce insan ölüyor. Nerede kaldı onların malları, idealleri, imkânları? Hepsi bitti, hayâl oldu.

Peki, onlar insan da biz değil miyiz? Biz insanız da, onlar insan değil mi? (Verdiğin senin malındır, alıp tükettiğin değil) hadis-i şerifini de düşünerek, elimizdekilerin bizde kalması için hayra sarf etmeliyiz.

Hile yapan pazarcı

Sual: Pazarcılar, genelde, sebze ve meyvelerin iyilerini öne, eziklerini, kötülerini arkaya koyuyorlar. Müşteriye meyve sebze verirken, biraz da onlardan karıştırıyorlar. Yemin ediyorlar, eksik tartıyorlar. Bunlara çok defa şahit oldum. Böyle yapmaları günah değil midir?
CEVAP
Elbette günahtır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Müslümanı aldatan, ona zarar veren ve ona hile yapan bizden değildir.) [İ. Rafiî]

(Pazarcının çoğu facirdir! Çünkü çok yemin ederek, yalan söyleyerek günaha girerler. Alışverişleri de helâl olmaz.) [Hâkim]

Pazarcının, esnafın iyisi de övülüyor. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Yalan söylemeyen, sözünden dönmeyen, sattığı malı övmeyen esnafın kazancı makbuldür.) [Deylemî]
(Doğru tüccar, peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraberdir.) [Tirmizî]

Hile yapmayıp doğru tüccarlardan olmaya çalışmak ve böylece iyilerle beraber olmak ne büyük nimettir.

Sözüm çok sana
Az söyledim, çekindim kalbini kırmamaya,
Yoksa söylenecek söz, elbette çoktur sana.

Yitikten adak
Sual: Bir koçum çalındı. Ben de, (Şayet çalınan koçum elime geçerse, o koçu kesip fakirlere yedireceğim) diye adakta bulundum. Tanıdıklar koçu bulup getirdiler. Bu koçu kesmem lazım mıdır?
CEVAP
İnsan, ancak kendi mülkü olan hayvanı adak edebilir. Çalınınca sizin mülkünüzden çıkmış olur. O koçu adamanız sahih olmaz. Sahih olmadığı için de şimdi o koçu kesmeniz gerekmez. Yanlış adak yaptığınız için tevbe istiğfar etmeniz yeter.

Saçları boyatmak
Sual: Okuduğum bir hadis-i şerife göre, kocasına güzel görünmek için kadın saçını boyatabiliyormuş. Saçını kocası için boyatıp da, başkalarına da göstermek günah mıdır? Her renge boyatabilir mi?
CEVAP
Yabancı erkeklere göstermemek şartıyla, kendisinin veya kocasının istediği her renge boyatabilir.

Mahrum kalan
Nimete kavuşana, sonsuz âfiyet olsun!
Nimetten mahrum kalan, suçu kendinde bulsun!

Saygı sözü kullanmak

Sual: S. Ebediyye’de, (Allahü teâlânın ismini söyleyince, işitince, yazınca, celle-celalüh, teâlâ gibi bir saygı sözü söylemek, yazmak birincisinde vacib, tekrarında ise müstehabdır. 

Resulullah'ın ismini işitince salevat söylemek de böyledir) deniyor. Namaza başlarken “Allahü ekber” diyoruz. “Allahü teâlâ ekber” mi demek gerekiyor? Elhamdülillah diyoruz. “Elhamdülillahi teâlâ” mı demek gerekiyor? 

İnşallah yerine “İnşallahü teâlâ”, Maşallah yerine “Maşallahü teâlâ” mı demek gerekiyor? Bir de Resulullah desek saygısızlık mı olur? Muhakkak “aleyhisselam” eklemek mi gerekiyor?
CEVAP
Namaza başlarken (Allahü ekber) denir. Dinimiz öyle bildiriyor. Ekber demekle saygı ifadesi söylenmiş oluyor. (En büyük olan Allah'tır) deniyor. Büyük demekle saygımızı belirtmiş oluyoruz.

Elhamdülillah demekle (Hamd Allah’a mahsustur) diye Ona şükretmek gerektiği belirtiliyor.

İnşallah, denince, her şeyin Onun dilemesiyle olduğu, yani her şeye gücü yettiğini bildirerek Onu yüceltiyoruz, saygımızı belirtiyoruz. Maşallah, (Allah korusun, Allah nazardan saklasın) anlamına gelir. Yani Rabbimizin koruyucu olduğunu bilip Ona sığınıyoruz. Bu bir saygı işidir. Ya Rabbî, (Ey benim Rabbim) demektir. Bunu söyleyince saygı gösterilmiş oluyor. Müdürüm, komutanım denince de saygı gösterilmiş oluyor.

Peygamberimizin ismi Muhammed’dir “sallallahü aleyhi ve sellem”.

Bu özel isim, ilk defa söylenince “aleyhisselam” demek veya salevat getirmek vacibdir. (S.A), (S.A.S) gibi kısaltmalar uygun değildir. Resulullah denince ona saygı gösterilmiş oluyor. Allah'ın Resulü, peygamberi denmiş oluyor. Bu bir saygıdır. Ama Resulullah dedikten sonra salevat getirilirse, (sallallahü aleyhi ve sellem) denirse elbette daha iyi olur.

Eshab-ı kiramın veya İslam âlimlerinin ismini yazarken de saygılı davranmalı. Mesela (Gazalî dedi ki) demeyip, (İmam-ı Gazalî) denirse saygı ifade edilmiş olur, ama “hazretleri” veya “rahmetüllahi aleyh” denirse daha güzel olur. Eshab-ı kiramdan olan bir zat için de “radıyallahü anh” demeli, fakat (r.a.) gibi kısaltma yapmamalıdır. Mesela Ebu Hureyre “radıyallahü anh” demeli.

Asıl marifet
Ehli hüner mihneti, kendisine zevk eder,
Bilir neşe ve keder, bazen gelir ve gider.

Kalbi temizmiş

Sual: Allah'a inancı çok kuvvetli, kalbi çok temiz bir arkadaşım var, ama namaz kılmaz, oruç tutmaz, çekinmeden günah işler. (Sen kalbe bak, önemli olan kalb temizliğidir) diyor. Dinde kalb temizliği ve inancın kuvvetli olması yetiyor mu? İbadete gerek kalmıyor mu?
CEVAP
Kalbin temiz olması yeter, ama (Kalbim temiz) demekle kalb temiz olmadığı gibi, (İmanım kuvvetli) demekle iman kuvvetli olmaz. Namaz kılmayanın, oruç tutmayanın, günah işleyenin kalbi temiz ve imanı kuvvetli olmaz. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Salih amel yapmadan [namaz kılmadan, oruç tutmadan, günahlardan sakınmadan] (Kalbim temizdir, sen kalbe bak) demek bâtıldır, boştur, kendini aldatmaktır. Bedensiz ruh olmadığı gibi, beden ibadet yapmadan ve günahlardan kaçınmadan, kalb, temiz olmaz. (1/39)

İmam-ı Muhammed Masum-i Farukî hazretleri de buyuruyor ki:
Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin talebesi olan, evliyanın büyüklerinden Ebu Ali Rodbari hazretleri, (Çalgı dinleyen ve diğer günahlardan sakınmayan bir din adamı, “Kalbim temizdir. Sen kalbe bak!” diyorsa, onun gideceği yer Cehennemdir) buyurur. (2/110)

(Namaz kılmıyorsam, açık geziyorsam ne çıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir) demek yahut, (Önce ekmek parası kazanmak, herkese iyilik etmek, sonra namaz) gibi sözler, dinî emirlerin bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemektir. Her Müslümanın bu inceliğe dikkat etmesi, dinin emir ve yasaklarına riayet etmeyenlerin, imanlarının gitmemesi için uyanık olmaları lazımdır. (Hak Sözün Vesikaları)

Kötü huylar, günahlar kalbi hasta eder. Bu hastalığın artması, kalbin ölümüne yani küfre sebep olur. Kötü huyların en kötüsü olan küfür ise, kalbi öldüren en büyük zehirdir. İmanı olmayanın, (Kalbim temizdir. Sen kalbe bak) demesi boş laftır. Böyle söylemek kendini aldatmak olur. Ölmüş olan böyle kalb temiz olmaz. (İslam Ahlakı)

Haram işleyenin, (Sen kalbime bak, kalbim temizdir) demesi yanlıştır. Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. (Hadika)

Kalbin nasıl temiz olacağını Allahü teâlâ ve Onun Resulü bildiriyor. Onların bildirdiklerine uygun yaşayanın kalbi temiz, onların emirlerine uymayanın kalbi pistir. Çekinmeden ısrarla günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Bir hadis-i şerif şöyledir:

(Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe ederse, o nokta silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Haraitî]

(Allah'a inancı çok kuvvetlidir) demek de çok yanlıştır. Ateşin yakacağına kuvvetli inancı olan kimse, elini ateşin içine rahatça sokabilir mi? Ateşin elini yakacağına olan inancı buna mani olur. Çekinmeden günah işleyenlerin Cehenneme gideceğini bilen kimse de, kendini nasıl Cehennem ateşine atar? Demek ki inancı hiç yok veya çok zayıftır. Allah'a inancı kuvvetli olan, bile bile kendini felakete atmaz.

Mesela Allah'ın en az bire on verdiğine inanan Müslüman kimse, zekâtını, sadakasını verir, cömertlikten geri kalmaz. Bir hadis-i şerif şöyledir:

(Müslüman cömerdin imanı kuvvetlidir.) [Deylemî]
İmanı kuvvetli olduğu için cömertlik yapıyor. İmanı kuvvetli olan haramlardan kaçar ve ibadetlerini yapar. Yani Allahü teâlâyı unutmayıp Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Bir hadis-i şerif şöyledir:

(Nerede olursa olsun Allahü teâlâyı unutmayanın, günahlardan sakınanın imanı kuvvetlidir.) [Beyhekî]
Demek ki, imanı kuvvetli ve kalbi temiz olan, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eder, yani ibadetlerini yapar, günahlardan sakınır. Bunlara riayet etmeyenin hem imanı çok zayıftır, hem kalbi de çok kirlidir.

Evliyaya bakış
Hep zahirine bakar cansız ahmak serseri,
Evliya candır, canlı, cana olur müşteri.

İstişarenin önemi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Bir işin ciddiyeti, ancak o işi yapanların ciddiyetine bağlıdır. Yaptığımız iş ne kadar ciddi olursa olsun, eğer biz ciddi olamazsak, o iş yine askıda kalır. Eksik, bozuk başlanan bir işin sonucu da eksik ve bozuk olur.

Bir hizmet, vermek üzerine kurulmuşsa, hiç korkmamalı. Ama almak üzerine kurulmuşsa, araya menfaat girmişse, orada mutlaka çekişme olur ve orada kirli işler döner.

Bir emîrin yardımcıları, danışmanları ne kadar güçlüyse ve orada istişare ne kadar ihlâsla, menfaatten uzak ve hizmete dayalı şekilde yapılırsa, başarı da o nispette güzel, sıkıntısız ve üzüntüsüz olur. Hazret-i Ali’ye, (İlk iki halife zamanında olmayıp da, Hazret-i Osman’ın ve sizin zamanınızda, karışıklığın çok olmasının sebebi nedir?) diye sorarlar. O da, (Onların danışmanları bizdik, bizim danışmanlarımızsa sizsiniz) der. Danışmanlar ne kadar çok sıkıntı verirse, başarı o kadar az olur. Sultan 2.Abdülhamid Han, tıpkı Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman Han gibi, yüce bir padişahtı, ama bozuk dönemde olduğu için danışmanları da bozuktu. Hâlbuki diğer padişahların, kendileri gibi, danışmanları da büyüktü.

Emîrin verdiği işleri yapamıyor veya yaptıramıyorsak, ya kendimizde, ya işimizde veya usulümüzde bir uygunsuzluk var demektir. O zaman bunları kontrol edip işe yeniden başlamak gerekir.

Her zaman (Kolaylaştırın, zorlaştırmayın) hadis-i şerifine uygun hareket etmeli. İşlerimizi yaparken, teklif getirirken yeni alternatifler üretmeli. Daima yeni durumlara uyum sağlamalı, bir yerde takılıp kalmamalı. Âhir zamandayız. Başarılı olmak için, genelde herkesin yaptığından farklı şeyler yapmalıdır. Başkalarının düzeninde, onun yaptığı işte yarışana fırsat vermezler.

Başkasıyla değil, kendi işimizle uğraşmalıyız. Bir toplulukta insanlar birbirleriyle uğraşmaya başlarlarsa, bu, yıkımın başlangıcı olur. İnsanları doğrultmaya çalışmakla vakit kaybetmeden, kendimizi düzeltip işimizi doğru yapmaya çalışmalıyız. Büyüklerin yolunda, dinimize hizmet etmek için çalışmak, zirvedir. Zirvede rüzgâr sert eser, tek başına ayakta durulmaz, kenetlenmek gerekir.