21 Şubat 2010 Pazar
Sabah namazını ne zamana kadar kılabiliriz
Sabah namazını ortalık açılıp ağardığı zaman kılmak müstahabdır ve daha faziletlidir. Buna "İsfar" denir. Şöyle ki: İkinci fecrin aydınlığı tam meydana çıkıp da gecenin karanlığının açılacağı zamandır ki, atılan bir okun nereye düştüğünü atıcının görebileceği bir vakte kadar sabah namazı geciktirilmelidir. Aynı zamanda, kılınan bir sabah namazının fesadı halinde, o namazı güneş doğmadan önce
20 Şubat 2010 Cumartesi
Hayvanların İnsanlara İhtarı
Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: İsrail Oğullarından biri bir ineğin üzerine binmişti. Bu hal içinde iken, inek o kimseye: — Ben binilmek için yaratılmadım, çift sürmek için yaratıldım dedi. O kimse bu hadiseyi nakledince insanlar şaşırdılar. Peygamber aleyhisselâm ise: — Ben, Ebû Bekir ve Ömer buna inanırız, buyurdular. Yine bir gün kurt bir koyunu kapmıştı da, çoban peşinden koşup koyunu
Günlük Hadis-i Şerif
Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır."Ebu Sa'îd der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40).Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).Tirmizî
Mevlüt Kandili Bidat mi?
(Bu konuda sitemize yeni eklediğimiz büyük ve değeli alim Salih b. Fevzan el-Fevzan hafizahullâh'ın yazısının tamamını okumak için tıklayın.)
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Birincisi:
İslâm şeriatında Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bayramı diye bir bayram yoktur. Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, tâbiîn, dört mezhep imamı ile diğer İslâm âlimleri,İslâm dîninde böyle bir günü bilmez ve tanımazlardı. Bu bayram, bâtınî mezhebine mensup birtakım câhillerin uydurmasından başka bir şey değildir.İnsanlar, daha sonra her devirde ve her yerde İslâm âlimlerinin reddettiği bu bid'at üzere yaşamaya devam edegelmişlerdir.
İkincisi:
Buna göre, insanların bu güne özel olarak yaptıkları her davranış,haram bid'at içeren amellerden sayılır. Çünkü insanlar, törenler düzenlemek ve yemek yedirmek gibi şeylerle, bid'at olan bir bayramı İslâm şeriatında ihya etmeyi istemekte ve arzu etmektedirler.
Değerli âlim Salih el-Fevzân "el-Beyân Li Ahtâi Ba'di'l-Kitâb" adlı eserinde şöyle der:
"Allah ve Rasûlü'nün dîn olarak va'zettiklerine ittibâ etmeyi (uymayı) emretmek ve dînde bid'at çıkarmaktan yasaklamak konusunda Kitab ve sünnette gelen naslarda şüphe yoktur. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur
(( قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ )) [ سورة آل عمران الآية: 31 ]
"(Ey Peygamber!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayan ve (onlara) çok merhametli olandır." (Âl-i İmrân Sûresi: 31)
(( اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ )) [ سورة الأعراف الآية: 3 ]
"(Ey İnsanlar! Emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak sûretiyle) Rabbinizden size indirilen Kur’ân (ve sünnete) uyun. O’nun (Allah) dışındaki dostlara uymayın. Şüphesiz ki siz, çok az ibret alarak hakka dönüyorsunuz." (A'raf Sûresi: 3).
(( وَأَنَّ هَـذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ )) [ سورة الأنعام الآية: 153 ]
"Şüphesiz ki bu (İslâm), benim dosdoğru yolumdur.O halde o yola uyun, dalâlet yollarına uymayın.Çünkü o yollar, sizi Allah’ın yolundan uzaklaştırır.Allah, (emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından da kaçınmak sûretiyle azabından) sakınmanız için bunları emretmiştir." (En'âm Sûresi: 153).
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَأَحْسَنَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ ج، وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ، وَكُلَّ ضَلَالَةٍ فِي النَّارِ.)) [ رواه النسائي]
"Şüphesiz sözlerin en doğrusu, Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoludur. İşlerin en şerlisi, (dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerdir (dîndeki bid'atlardır).(Dînde) sonradan çıkarılan her yenilik, bid'attir. Her bid'at, dalâlettir (sapıklıktır). Her dalâlet (in sahibi) de, ateşte (cehennemde)dir." (Nesâî; hadis no: 1560)
Yine, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ )) [ متفق عليه ]
"Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli, Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır)." (Buhârî ve Müslim).
Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ )) [ متفق عليه ]
"Her kim işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)." (Buhârî ve Müslim).
Hiç şüphe yok ki insanların çıkardığı çirkin bid'atlardan birisi de, Rebîul-Evvel ayında Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bid'atıdır.
İnsanlar, bu bid'atı kutlama konusunda farklı sınıflara ayrılmışlardır:
- Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetiyle bir araya gelip toplanmakta ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum günü kısassını anlatmakta veya konuşma yapmakta ve bu olay dolayısıyla kasideler okumaktadırlar.
- Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetiyle biraraya gelip toplananlara yemek ve tatlı gibi şeyler yapmaktadırlar.
- Kimi insanlar, bu münâsebeti câmi ve mescitlerde, kimileri de evlerde kutlamaktadırlar.
- Kimi insanlar da yukarıda zikredilenlerle yetinmeyip bu münâsebeti, erkeklerle kadınların birbirine karışması (aynı ortamda bulunması), oyunlar oynaması, şarkılar söylemesi gibi, pek çok haram ve çirkinliklerin veyahut da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den medet ve imdat dilenmek, onu çağırmak ve düşmanlara karşı ondan yardım istemek gibi şirk içeren amellerin işlendiği bir toplantı haline getirmektedirler.
Değişik şekillerde ve farklı amaçlarla yapılan bu kutlamanın, fazîletli dönemlerden (sahâbe, tâbiîn ve etbâu't-tâbiîn dönemlerinden) uzun yıllar sonra dîne sokulan ve haram bid'atlardan olduğu konusunda hiçbir şek ve şüphe yoktur.
Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bid'atını ilk olarak çıkaran, hicrî altıncı yüzyılın sonunda veya yedinci yüzyılın başında Erbil Atabeyi Muzaffereddin Ebu Said Gökbörü'dür. İbn-i Kesir ve İbn-i Hıllikân gibi tarihçiler böyle zikretmişlerdir.
Nitekim Ebu Şâme -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Musul'da ilk olarak bunu yapan (Mevlid-i Nebevî'yi kutlayan) kişi, tanınmış salihlerden olan Şeyh Ömer b. Muhammed el-Molla'dır. Erbil Atabeyi ile diğer başka kimseler de, bu konuda onu örnek almışlardır."
Hâfız İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- "el-Bidâye ve'n-Nihâye" (s: 13-137)'de Ebu Saîd Gökbörü'nün biyografisinde şöyle demiştir:
"Rebîul-Evvel ayında Mevlid-i Şerifi büyük bir kutlamalarla kutlardı...."
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"es-Sibt şöyle demiştir: Mevlid münâsebetiyle atabeyin sofrasına dâvet edilen bazı kimselerin anlattıklarına göre, atabey (Muzaffereddin), yaymış olduğu sofraya beş bin kızartılmış baş, on bin tavuk, yüz bin çömlek yoğurt ve otuz bin tabak helva (tatlı) koydururdu...."
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"Atabey, tasavvufçular için öğleden başlayıp, sabaha kadar devam eden kasideciler görevlendirir ve kendisi de onlarla beraber oynardı."
İbn-i Hıllikân da -Allah ona rahmet etsin- "Vefeyâtu'l-E'yân" (c:3, s:274)'de şöyle demiştir:
"Safer ayının başı geldiğinde bu kubbeler en güzel süslerle rengarenk süslenir, her bir kubbenin içinde şarkıcılar korosu, hayâlciler (hayâl ürünü masallar anlatan kimseler) ve oyun-eğlence ekibi otururdu. Öyle ki bu kubbelerden hiçbirini boş bırakmamışlar, içine mutlaka bir ekip yerleştirmişlerdi."
O halde bid'atçıların en çok ihyâ ettikleri bu günde yaptıkları şey, türlü türlü yemekler yapmak (hazırlamak), bu yemekleri dağıtmak ve insanları bu yemeklere dâvet etmek olmuştur.Bir müslüman, bid'atçıların bu işlerine iştirak edip, onların yemeklerini yer ve onların sofralarına oturursa, hiç şüphe yok ki bu bid'atı ihyâ etmeye kendisi de katılmış ve bu bid'atın kutlanmasına yardım etmiş olur. Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
((وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ )) [ سورة المائدة من الآية: ٢]
"(Ey mü'minler! Aranızda) iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. (İçerisinde) günah ve (Allah'ın sınırlarını aşmak olan) düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'(ın emrine aykırı davranmak)tan sakının. Zirâ Allah'ın azabı çetindir." (Mâide Sûresi: 2).
Bunun içindir ki ilim ehlinin fetvâları, bu günde dağıtılan yemeklerle diğer bid'at olan bayramlarda dağıtılan yemekleri yemenin haram olduğu yönündedir.
Nitekim değerli âlim Abdulaziz b. Baz'a -Allah ona rahmet etsin- :
"Mevlid-i Nebevî'de kesilen kurbanların hükmü nedir?" Diye sorulduğunda o şöyle cevap vermiştir:
"Bir kimse, eğer kurbanı, mevlidin sahibi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) için kesmişse, bu takdirde bu büyük şirktir.Yok eğer yenilmesi için kesmişse, bunda bir şey yoktur.Fakat müslümanın bu etten yememesi ve bu merasimi düzenleyen kimselerin bu davranışını söz ve fiiliyle reddetmek için böyle bir toplantıya katılmaması gerekir. Ancak takdim edilen yemek veya başka bir şeyi yememek ve onlara nasihat etmek kaydıyla bu merasime katılabilir." (Mecmûu'l-Fetâvâ; c: 9, s: 74).
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
Islam QA
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Birincisi:
İslâm şeriatında Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bayramı diye bir bayram yoktur. Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, tâbiîn, dört mezhep imamı ile diğer İslâm âlimleri,İslâm dîninde böyle bir günü bilmez ve tanımazlardı. Bu bayram, bâtınî mezhebine mensup birtakım câhillerin uydurmasından başka bir şey değildir.İnsanlar, daha sonra her devirde ve her yerde İslâm âlimlerinin reddettiği bu bid'at üzere yaşamaya devam edegelmişlerdir.
İkincisi:
Buna göre, insanların bu güne özel olarak yaptıkları her davranış,haram bid'at içeren amellerden sayılır. Çünkü insanlar, törenler düzenlemek ve yemek yedirmek gibi şeylerle, bid'at olan bir bayramı İslâm şeriatında ihya etmeyi istemekte ve arzu etmektedirler.
Değerli âlim Salih el-Fevzân "el-Beyân Li Ahtâi Ba'di'l-Kitâb" adlı eserinde şöyle der:
"Allah ve Rasûlü'nün dîn olarak va'zettiklerine ittibâ etmeyi (uymayı) emretmek ve dînde bid'at çıkarmaktan yasaklamak konusunda Kitab ve sünnette gelen naslarda şüphe yoktur. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur
(( قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ )) [ سورة آل عمران الآية: 31 ]
"(Ey Peygamber!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayan ve (onlara) çok merhametli olandır." (Âl-i İmrân Sûresi: 31)
(( اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ )) [ سورة الأعراف الآية: 3 ]
"(Ey İnsanlar! Emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak sûretiyle) Rabbinizden size indirilen Kur’ân (ve sünnete) uyun. O’nun (Allah) dışındaki dostlara uymayın. Şüphesiz ki siz, çok az ibret alarak hakka dönüyorsunuz." (A'raf Sûresi: 3).
(( وَأَنَّ هَـذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ )) [ سورة الأنعام الآية: 153 ]
"Şüphesiz ki bu (İslâm), benim dosdoğru yolumdur.O halde o yola uyun, dalâlet yollarına uymayın.Çünkü o yollar, sizi Allah’ın yolundan uzaklaştırır.Allah, (emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından da kaçınmak sûretiyle azabından) sakınmanız için bunları emretmiştir." (En'âm Sûresi: 153).
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَأَحْسَنَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ ج، وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ، وَكُلَّ ضَلَالَةٍ فِي النَّارِ.)) [ رواه النسائي]
"Şüphesiz sözlerin en doğrusu, Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoludur. İşlerin en şerlisi, (dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerdir (dîndeki bid'atlardır).(Dînde) sonradan çıkarılan her yenilik, bid'attir. Her bid'at, dalâlettir (sapıklıktır). Her dalâlet (in sahibi) de, ateşte (cehennemde)dir." (Nesâî; hadis no: 1560)
Yine, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ )) [ متفق عليه ]
"Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli, Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır)." (Buhârî ve Müslim).
Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ )) [ متفق عليه ]
"Her kim işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)." (Buhârî ve Müslim).
Hiç şüphe yok ki insanların çıkardığı çirkin bid'atlardan birisi de, Rebîul-Evvel ayında Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bid'atıdır.
İnsanlar, bu bid'atı kutlama konusunda farklı sınıflara ayrılmışlardır:
- Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetiyle bir araya gelip toplanmakta ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum günü kısassını anlatmakta veya konuşma yapmakta ve bu olay dolayısıyla kasideler okumaktadırlar.
- Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetiyle biraraya gelip toplananlara yemek ve tatlı gibi şeyler yapmaktadırlar.
- Kimi insanlar, bu münâsebeti câmi ve mescitlerde, kimileri de evlerde kutlamaktadırlar.
- Kimi insanlar da yukarıda zikredilenlerle yetinmeyip bu münâsebeti, erkeklerle kadınların birbirine karışması (aynı ortamda bulunması), oyunlar oynaması, şarkılar söylemesi gibi, pek çok haram ve çirkinliklerin veyahut da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den medet ve imdat dilenmek, onu çağırmak ve düşmanlara karşı ondan yardım istemek gibi şirk içeren amellerin işlendiği bir toplantı haline getirmektedirler.
Değişik şekillerde ve farklı amaçlarla yapılan bu kutlamanın, fazîletli dönemlerden (sahâbe, tâbiîn ve etbâu't-tâbiîn dönemlerinden) uzun yıllar sonra dîne sokulan ve haram bid'atlardan olduğu konusunda hiçbir şek ve şüphe yoktur.
Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bid'atını ilk olarak çıkaran, hicrî altıncı yüzyılın sonunda veya yedinci yüzyılın başında Erbil Atabeyi Muzaffereddin Ebu Said Gökbörü'dür. İbn-i Kesir ve İbn-i Hıllikân gibi tarihçiler böyle zikretmişlerdir.
Nitekim Ebu Şâme -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Musul'da ilk olarak bunu yapan (Mevlid-i Nebevî'yi kutlayan) kişi, tanınmış salihlerden olan Şeyh Ömer b. Muhammed el-Molla'dır. Erbil Atabeyi ile diğer başka kimseler de, bu konuda onu örnek almışlardır."
Hâfız İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- "el-Bidâye ve'n-Nihâye" (s: 13-137)'de Ebu Saîd Gökbörü'nün biyografisinde şöyle demiştir:
"Rebîul-Evvel ayında Mevlid-i Şerifi büyük bir kutlamalarla kutlardı...."
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"es-Sibt şöyle demiştir: Mevlid münâsebetiyle atabeyin sofrasına dâvet edilen bazı kimselerin anlattıklarına göre, atabey (Muzaffereddin), yaymış olduğu sofraya beş bin kızartılmış baş, on bin tavuk, yüz bin çömlek yoğurt ve otuz bin tabak helva (tatlı) koydururdu...."
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"Atabey, tasavvufçular için öğleden başlayıp, sabaha kadar devam eden kasideciler görevlendirir ve kendisi de onlarla beraber oynardı."
İbn-i Hıllikân da -Allah ona rahmet etsin- "Vefeyâtu'l-E'yân" (c:3, s:274)'de şöyle demiştir:
"Safer ayının başı geldiğinde bu kubbeler en güzel süslerle rengarenk süslenir, her bir kubbenin içinde şarkıcılar korosu, hayâlciler (hayâl ürünü masallar anlatan kimseler) ve oyun-eğlence ekibi otururdu. Öyle ki bu kubbelerden hiçbirini boş bırakmamışlar, içine mutlaka bir ekip yerleştirmişlerdi."
O halde bid'atçıların en çok ihyâ ettikleri bu günde yaptıkları şey, türlü türlü yemekler yapmak (hazırlamak), bu yemekleri dağıtmak ve insanları bu yemeklere dâvet etmek olmuştur.Bir müslüman, bid'atçıların bu işlerine iştirak edip, onların yemeklerini yer ve onların sofralarına oturursa, hiç şüphe yok ki bu bid'atı ihyâ etmeye kendisi de katılmış ve bu bid'atın kutlanmasına yardım etmiş olur. Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
((وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ )) [ سورة المائدة من الآية: ٢]
"(Ey mü'minler! Aranızda) iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. (İçerisinde) günah ve (Allah'ın sınırlarını aşmak olan) düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'(ın emrine aykırı davranmak)tan sakının. Zirâ Allah'ın azabı çetindir." (Mâide Sûresi: 2).
Bunun içindir ki ilim ehlinin fetvâları, bu günde dağıtılan yemeklerle diğer bid'at olan bayramlarda dağıtılan yemekleri yemenin haram olduğu yönündedir.
Nitekim değerli âlim Abdulaziz b. Baz'a -Allah ona rahmet etsin- :
"Mevlid-i Nebevî'de kesilen kurbanların hükmü nedir?" Diye sorulduğunda o şöyle cevap vermiştir:
"Bir kimse, eğer kurbanı, mevlidin sahibi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) için kesmişse, bu takdirde bu büyük şirktir.Yok eğer yenilmesi için kesmişse, bunda bir şey yoktur.Fakat müslümanın bu etten yememesi ve bu merasimi düzenleyen kimselerin bu davranışını söz ve fiiliyle reddetmek için böyle bir toplantıya katılmaması gerekir. Ancak takdim edilen yemek veya başka bir şeyi yememek ve onlara nasihat etmek kaydıyla bu merasime katılabilir." (Mecmûu'l-Fetâvâ; c: 9, s: 74).
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
Islam QA
19 Şubat 2010 Cuma
Alışverişte Doğruluk
Abdullah bin Ebî Evfâ radıyallahu anh anlatıyor:Adamın biri pazarda bir malı satışa çıkarmış ve müslümanlardan birini bu malı almaya teşvik etmek için de, verilen fiyattan fazlasına bu malı satın aldığına dair yeminde bulunmuştu. Bu hadise üzerine «Onlar ki Allah'ın ahdini ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satarlar, işte onların âhirette hiç bir nasibi yoktur...» mealindeki Ayet-i Celîle nazil
Günlük Hadis-i Şerif
Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak
16 Şubat 2010 Salı
"Hakikat Kitabevi" Pislik Yayıyor
Bismillâhirrahmânirrahîm
Asıl ününü "Tam İlmihâl SE’ÂDET-İ EBEDİYYE" isimli uyduruk kitapla yapan Hakikat Kitabevi' ne karşı tüm kardeşlerimizi uyarıyoruz !!! Bu kitabevinin kitapları İslam Dininden çıkaran küfür, şirk, bid'at ve hurafelerle doludur. Kendi itikatlarında evliya kabirlerinden yardım isteme olduğunu yazmışlardır. İbadetin en önemli kısımlarından olan "Dua" ibadetini Allah te'aladan başkalarına yapmakta ve bu itikadı yaymaktalar. Ehl-i Sünnet in en güzîde alimlerine olmadık iftiralar atmaktalar. Küfür dolu itikatlarını yaymak için hiçbir muteber hadis kitabında yer almayan ve muhaddislerin "uydurma" damgası vurduğu rivayetleri kullanmaktan çekinmezler. Biz de sizi bu kitaplara karşı uyarıyor ve dinimizi en sahih kaynaklardan öğrenmemiz gerektiğini vurguluyoruz. Herşeyin en doğrusunu bilen Allah te'alaya hamdolsun.
Herkese Lazım Olan İman kitabının 358. sahifesinde yer alan şirk:
Imâm-ı Ahmed Kastalânî “rahmetullahi aleyh” diyor ki, birkaç
sene hastalık çekdim. Doktorlar çâresini bulamadı. Mekkede bir
gece Resûlullaha çok yalvardım. O gece rü’yâda bir kimse gördüm.
Elindeki kâgıdda, (Burada Ahmed Kastalânînin hastalıgı için, Resûlullahın
izni ile ilâcı yazılmısdır) okudum. Uyandıgımda hastalıgım
kalmamısdı.
Kastalânî yine diyor ki, bir kızcagız sar’a hastalıgına yakalanmısdı.
Iyi olması için Resûlullaha çok yalvardım. Rü’yâmda bir
kimse, kızcagızı hasta yapan cinnîyi bana getirdi. Bunu sana Resûlullah
gönderdi dedi. Cinnîye darıldım, bagırdım. Kızcagızı incitmiyecegi
için bana yemîn verdi, uyandım. Kızcagızın sar’a hastalıgından
kurtuldugunu haber aldım.
Saadeti Ebediyye kitabının 398. sahifesinde köylülerin, ihtiyarların "evliyâya adak yapmalarına ve türbelere giderek bereket istemelerine mâni’ olmamalıdır" yazmaktadır. Devamında ölmüş evliyanın tasarruf sahibi olduğu yazmaktadır.
Kabirler ve Türbelerde Yapılan Aşırılıklar Okumak İçin Tıklayın.
Sahife 452 de türbe yapmayı teşvik ediyorlar. Bu konuda İslâm dinindeki yasağı görmek için tıklayın.
(Bu konuda başka bir yazı..Tıklayın.)
Büyük ehl-i sünnet alimi İbn-i Useymin' e Bu Konu Hakkında Sorulan Soru ve Cevabı
Sahife 456 da Rasûlullâh (sallallâhu 'aleyhi ve sellem) in ölülerden birşey istemeyi yasaklamadığını söylemekte ve devamında ölülerden yardım istenebileceği yazmakta. (Şirklerine Allâh'ı ve Rasûlü (sallallâhu 'aleyhi ve sellem)'i alet etmeye de utanmıyorlar. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raci'ûn!!! Allâh-u te'âla bu kitabın ve yayıcılarının şerlerinden tüm Müslümanları korusun.)
Rasûlullâh (sallallâhu 'aleyhi ve sellem) Kabrinde Diri mi ? Okumak İçin Tıklayın.
Bu kitapta yer alan şirklere kendilerince deliller getirmişler... Bu zırvalara cevap için aşağıdaki reddiyeyi okuyabilirsiniz.
Bilgisayarınıza İndirmek İçin Tıklayın.
Not: Şimdiye kadar tevhid ve şirk ile ilgili kitap okumamış, bu konuyla ilgili ders dinlememiş kişilere yukarıdaki alıntılar birşey ifade etmeyebilir. Ama Allâh-u te'âla nın gönderdiği Rasüllerin ('aleyhimu's-Selâm) ve kitapların amacı olan tevhidi bilen her Müslüman yukarıda Allâh Rasûlü (sallallâhu 'aleyhi ve sellem) e yapılan yalvarmanın, aslında ona yapılan bir ibadet olduğunu bilirler. Çünkü dua ibadettir. Yalnızca Allâh-u te'âla ya yöneltilmelidir. Tabî bu müslümanlar için geçerli. Hristiyanlar 'Îsâ (aleyhisselâm) a yalvarırlar. Buda putuna tapanlar, ona yalvarırlar. Mekke' de müşrikler putlarına yalvarırlardı... Kabirperestler de kabirlere yalvarırlar. Müslümanlar da yalnızca ve yalnızca Allâh-u te'âlâ ya yalvarırlar. Elhamdulillâhi Rabbil 'âlemîn.
Allâh-u te'âlâ'dan başkasına yalvarıp dua etmenin şirk olduğuna dair bilgi edinmek istiyenler buradaki dersleri dinleyip bilgi edinebilirler.
Sesli Ders Serisi 1 (Tevhid Hakkında 10 sesli ders)
Sesli Ders Serisi 2 (Tevhid Konuları Hakkında 18 adet sesli ders)
Sesli Ders Serisi 3 (Tevhid, Küfür, Şirk konularıyla ilgili 55 adet sesli ders)
Bu kitabevinin kitaplarını ehl-i sünnetin kalesi, kaynağı zannedenler. Siz hangi ehl-i sünnet kaynağında Allah tealaya şöyle bir hitap, şöyle bir edepsizlik gördünüz. (durrul mearif denen kitabın 36. sayfasında) adamın biri taharetlenmek için taş arıyor ve eline yakut geliyor. Ve şöyle diyor; "ben taharet için taş arıyorum, sen bana yakut veriyorsun. YAKUTUN SENİN OLSUN. Bana lazım değildir."
Bu mu sizin ehli sünnetin kalesi, kaynağı dediğiniz kitaplar ??? Allah tealadan korkun. Ehli sünnetin hangi alimi Allah tealaya bu denli edepsiz olmuş ? Belki de bu söze elfazı küfür derlerdi.
Vel hamdu lillâhi rabbil 'âlemîn
13 Şubat 2010 Cumartesi
Aişe Annemiz r.anha Hakkında Bilgi
Aişe binti Ebi Bekir es-Sıddîk Radiyallahu Anha
Annesi Ümmü Rûman binti Amir’dir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in temiz eşlerinden birisidir. Hicretten 3 sene kadar önce 6 yaşında iken Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’le nikâhlandı. Mekke’li müşrikler, bugünkülerin hilafına böyle bir evliliğe karşı çıkmamış ve hiçbir laf etmemişlerdir. Çünkü bu onların geleneklerine uygundu.
Bu tip evlilikler halen Afrika’nın birçok yerinde olduğu gibi Doğu Asya’da, hatta İspanya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinde normal karşılanmaktadır. Hicretten hemen sonra da kendisi 9 yaşında iken bulûğa erince zifaf gerçekleşti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile 10 yıl beraber yaşadı.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aişe validemizi çok severdi. Amr bin As kendisine:
Tirmizi: 4134
Bir başka hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), İmran kızı Meryem ve Firavun’un hanımı Asiye’nin kemala erdiğini haber verdikten sonra Aişe’nin faziletine de değinmiş ve:
Buhari: 3538
Sahâbîler, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e takdim edecekleri hediyeleri Aişe validemize olan muhabbetini bildikleri için onun nöbeti gününde getirmeyi tercih ederlerdi ki bununla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in memnuniyetini talep ediyorlardı.
Müslim: 2441/82
Bu durumdan şikayetlenen diğer validelerimiz önce Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kızı Fatıma (Radiyallahu Anha)’yı babasına, kendileri hakkında şefaatçi olarak gönderdiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefatı ile neticelenen hastalığının ilk 5 gününde mu’tadı üzere hanımlarının nöbetlerine riayet etmiş, hastalığı şiddetlenince Aişe’nin yanında kalmak istediğine işaret ederek Aişe’nin nöbetinin gecikmesinden dolayı:
“Bugün kimin nöbetindeyim? Yarın kimin nöbetinde olacağım?” der, Aişe’nin nöbeti gelince bunu demez, sükût ederdi.
Buhari: 3541
Cebrail (Aleyhisselam) nikâhtan evvel Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, üç gece rüyasında ipekli beyaz bir kumaş parçasında Aişe’nin resmini getirip:
−“Bu, senin dünyada ve ahirette hanımındır” demişti.
Müslim: 2438/79, Tirmizi: 4129
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hücresinde ve başı onun kucağında olduğu halde vefat etmiş, onun hücresine defnedilmiştir.
Müslim: 2444/85, Buhari: 1312
Aişe validemiz iffetli, pak ve pakize bir hanımdı. Kendisine büyük bir iftira atılmış, Allah (Azze ve Celle) Müslümanların dilinde ve mihraplarında kıyamete kadar tilavet olunacak bir vahiy ile ona isnat edilenin iftira olduğunu beyan etmiştir. Cebrail (Aleyhisselam) Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aracılığıyla ona selam vermiş, o da:
“Ve Aleyhisselam Ve Rahmetullah Ve Berekatuh” diyerek mukabelede bulunmuştur.
Buhari: 2452, 3875, Müslim: 2447/30
Bir sefer esnasında Aişe (Radiyallahu Anha)’nın gerdanlığı kayboldu. Bazı sahâbîler onu aramaya yollandılar. Bulundukları bölgede su olmadığı için namazı abdestsiz olarak kıldılar ve bu durumu dönüşte Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e arz ettiler. Bu vak’a üzerine teyemmüm ayeti nazil oldu. Bu sebeple gerdanlığı aramaya gidenlerden Usayd bin Hudayr (Radiyallahu Anh) Aişe validemize hitaben:
“Allah seni hayırla mükâfatlandırsın. Vallahi senin başına hiçbir iş gelmez ki, Allah onda senin için de, Müslümanlar için de bir hayır bulundurmasın” dedi.
Buhari: 3540
Aişe validemizin en belirgin özelliklerinden birisi de çok kıskanç oluşu ve bu özelliğini hep diri tutmasıydı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece Aişe (Radiyallahu Anha)’nın hücresindeyken dışarı çıktı. Bunu farkeden validemiz kıskançlık duydu. Sevgili eşi biraz sonra dönünce onun kıskanmakta olduğunu hissetti ve:
−“Neyin var ya Aişe? Kıskandın mı?” diye sordu. Aişe (Radiyallahu Anha)’da:
−Bana ne olmuş ki? Benim gibisi senin gibisini kıskanmaz mı? diye karşılık vererek bunu ikrar etmiştir.
Buhari: 3541
Bazen kızdırıcı ve huzursuzluk verici gibi görünen onun bu kıskançlığı, yeryüzünde bir eşi daha olmayan erkeğine karşı duyduğu derin sevgisinin görüntüsünden, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e olan bağlılığının delilinden ve onu kendisine bağlama çabasından başka bir şey değildir. Bu da normaldir çünkü onun eşini kendileriyle paylaştığı sekiz ortağı vardı. Malumdur ki, bu kıskançlık fıtrat gereği bütün hanımlarda vardır.
Aişe validemizde diğerlerinden daha fazla olma sebebi de herhalde onun, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile bâkire olarak evlenen tek hanım olmasıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) diğer hanımlarının ya ikinci ya da üçüncü eşleriydi, ancak Aişe’nin hayatına girmiş ilk ve tek erkekti.
Değerlendirme yapılırken bunun gözardı edilmemesi gerektiği gibi ondaki bu kıskançlığın yok kabul edilmemesi de gerekir. Bu sebeple, Aişe gibi ümmetin en üstün simalarından birinin, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gibi yeryüzüne bir benzeri gelmemiş erkeğini kıskanmaması mümkün mü? İşte, fıtrî olan bu kıskançlık neticesinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımları iki guruba ayrılmışlardı:
Bir fırkada Aişe’nin liderliğinde Hafsa, Safiyye ve Sevde, diğer fırkada da Ümmü Seleme’nin liderliğinde Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer eşleri bulunuyordu. Allah hepsinden razı olsun.
Buhari: 2377
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımları arasında onun kadar bilgili bir hanım daha yoktur. Bu hususta İmam Zührî:
“Aişe’nin ilmi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer hanımlarının ilminden daha üstün gelir.” demiştir. Bunun birkaç sebebi vardır:
1−Vahyin Medine’deki nüzûlü zamanlarında hemen hemen sürekli sevgili eşinin yanında bulunması. Biliyoruz ki şerî hükümlerin birçoğu Medine’de inmişti.
2−Arap edebiyatına, cahiliye devrini yaşamış Arap şairlerinin şiirlerinin çoğuna, Arapların tarihî durumlarına ve geçirdikleri tehlike ve kazandıkları zaferlere vâkıf olması.
3−En mümtaz özelliği ise keskin zekâsı, ince anlayışlılığı, liderliğe uygun yapısı ve bunlar neticesinde olarak da ilmî kudretinin üstünlüğüdür.
El-İsâbe: 8/140, El-İstîâb: 4/1883
Bu özelliklerinin ürünü olarak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den çok hadis ezberledi ve onları fıkhetti. Kendisinden 74 tanesi Buhârî ve Müslim’de ittifaken olmak üzere 2210 hadis rivayet edilmiştir.
Cevâmîu’s-Sîre: 257
Bu hadislerin çoğunun Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ev haline ve diğer sahâbîlerin kendisinin yanında olmadığı anlara taalluk ettiği düşünülürse Aişe validemizin dine olan katkısının büyüklüğü anlaşılır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra sahâbîlerin müşkül meseleleri kendisine arz edilirdi. Bu hususta Ebu Musa (Radiyallahu Anh) şöyle demektedir:
“Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashâbı hangi hadiste müşkül kalmış ve Aişe’ye sormuşsak behemehâl onda o hadise dair bir malumat bulmuşuzdur.”
Tirmizi: 4132, El-İsâbe: 8/140
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in irtihalini müteakip yarım asır yaşadığı ve bir fetva mercii durumunda olduğu için şerî hükümlerin dörtte birinin ondan alındığı söylenmiştir. Atâ bin Ebi Rabah:
“Aişe kuvvetli bir fıkıhçı, üstün bir âlim, Müslümanlar hakkında rey ve içtihadında en güzel isabet eden bir simadır” der. Urve de:
“Helal-haram, fıkıh, tıp, şiir ve eyyamı Arap tarihi konularında Aişe’den daha bilgili bir kimse görmedim” demiştir.
El-İsâbe: 8/140
Aişe (Radiyallahu Anha) validemizin ilminden istifade edenlerin sayısı 211 civarındadır ki bunların içinde İbni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın da olduğu sahâbeden bir cemaat, tabiînden Mesruk, Said bin Müseyyeb, Urve, Kasım, Şa’bi, Atâ bin Ebi Rabah, İbni Ebi Müleyke, Mücahid, İkrime, İbni Ömer’in âzâtlısı Nâfi ve başka birçok kimse vardır. İmam Zührî:
“Aişe (Radiyallahu Anha) insanların en alimi idi. Büyük sahâbîler bile ona ilmî konularda başvururlardı.” demektedir.
Tabakât: 2/125
Aişe (Radiyallahu Anha) çok ibadet eder, yetim çocukları büyütür, okutur ve sonra da evlendirirdi. Çokça sadaka vermeyi severdi. Eline geçeni biriktirir, bunları muhtaç ve yoksullara paylaştırırdı. Hişam bin Urve, Aişe (Radiyallahu Anha)’nın yetmiş bin dirhemi birden tasadduk edip kendisine bir şey bırakmadığını anlatmıştır.
Tabakât: 8/45
Halkın yardımına koşmayı, dertlilerin dertlerine derman olmayı ve insanlara faydalı olmayı büyük faziletlerden sayardı. Cemel Vak’asındaki hatası ise büyüktü. Bu olay hakkında şöyle demiştir:
“Aslında benim yerimin, insanlar arasında bir ara bulucu olması kastedilmişti. İnsanlar arasında bir savaş çıkacağını hesap edemedim. Bunu bilseydim o yerde asla durmazdım.”Meğâzi’z-Zührî: 154
Bu sebeple çok acı çekti ve olayın kahramanı olmaktan dolayı çok pişmanlık duydu. Hatta “Ey Nebi’nin hanımları! Evlerinizde oturun...” ayetini okuduğunda başörtüsü ıslanıncaya kadar ağlardı.
Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ: 2/177, Tabakât: 8/56
Bu hatasını telâfi etmek maksadıyla çokça hayır yapmaya özen göstermiştir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bâkire olarak evlendiği tek ve en sevgili eşi olan, Aişe (Radiyallahu Anha) hicretin 57. veya 58. yılında Muaviye’nin hilafeti döneminde, Ramazan ayının 17. gecesi 65 yaşı civarında iken Medine’de vefat etmiş, cenaze namazını Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) kıldırmış ve Cennetu’l-Bâki kabristanına defnedilmiştir.
Allah ondan razı olsun.
http://www.hadisler.com/?pid=214
Annesi Ümmü Rûman binti Amir’dir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in temiz eşlerinden birisidir. Hicretten 3 sene kadar önce 6 yaşında iken Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’le nikâhlandı. Mekke’li müşrikler, bugünkülerin hilafına böyle bir evliliğe karşı çıkmamış ve hiçbir laf etmemişlerdir. Çünkü bu onların geleneklerine uygundu.
Bu tip evlilikler halen Afrika’nın birçok yerinde olduğu gibi Doğu Asya’da, hatta İspanya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinde normal karşılanmaktadır. Hicretten hemen sonra da kendisi 9 yaşında iken bulûğa erince zifaf gerçekleşti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile 10 yıl beraber yaşadı.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aişe validemizi çok severdi. Amr bin As kendisine:
“Ya Rasulallah! İnsanların hangisi sana daha sevgilidir?” diye sorunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
“Aişe’dir”demişti.
Tirmizi: 4134
Bir başka hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), İmran kızı Meryem ve Firavun’un hanımı Asiye’nin kemala erdiğini haber verdikten sonra Aişe’nin faziletine de değinmiş ve:
“Kadınlara karşı Aişe’nin fazileti, tirit yemeğinin diğer yemeklere karşı fazileti üstünlüğü gibidir”buyurmuştur.
Buhari: 3538
Sahâbîler, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e takdim edecekleri hediyeleri Aişe validemize olan muhabbetini bildikleri için onun nöbeti gününde getirmeyi tercih ederlerdi ki bununla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in memnuniyetini talep ediyorlardı.
Müslim: 2441/82
Bu durumdan şikayetlenen diğer validelerimiz önce Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kızı Fatıma (Radiyallahu Anha)’yı babasına, kendileri hakkında şefaatçi olarak gönderdiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−“Ey kızcağızım! Benim sevdiğimi sen sevmez misin? Öyle ise Aişe’yi sev!” diye mukabelede bulunmuş ve Fatıma bu işten vazgeçmişti. Mütakiben Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) bu durumu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söylemiş, ilk iki seferde bundan yüz çevirip susan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üçüncüsünde:Buhari: 3541,Tirmizi: 4128
−“Ya Umme Seleme! Aişe hakkında beni üzme! Gerçek şu ki Aişe’den başka sizden hiç kimsenin yanında olduğum halde bana vahiy inmedi” demiştir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefatı ile neticelenen hastalığının ilk 5 gününde mu’tadı üzere hanımlarının nöbetlerine riayet etmiş, hastalığı şiddetlenince Aişe’nin yanında kalmak istediğine işaret ederek Aişe’nin nöbetinin gecikmesinden dolayı:
“Bugün kimin nöbetindeyim? Yarın kimin nöbetinde olacağım?” der, Aişe’nin nöbeti gelince bunu demez, sükût ederdi.
Buhari: 3541
Cebrail (Aleyhisselam) nikâhtan evvel Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, üç gece rüyasında ipekli beyaz bir kumaş parçasında Aişe’nin resmini getirip:
−“Bu, senin dünyada ve ahirette hanımındır” demişti.
Müslim: 2438/79, Tirmizi: 4129
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hücresinde ve başı onun kucağında olduğu halde vefat etmiş, onun hücresine defnedilmiştir.
Müslim: 2444/85, Buhari: 1312
Aişe validemiz iffetli, pak ve pakize bir hanımdı. Kendisine büyük bir iftira atılmış, Allah (Azze ve Celle) Müslümanların dilinde ve mihraplarında kıyamete kadar tilavet olunacak bir vahiy ile ona isnat edilenin iftira olduğunu beyan etmiştir. Cebrail (Aleyhisselam) Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aracılığıyla ona selam vermiş, o da:
“Ve Aleyhisselam Ve Rahmetullah Ve Berekatuh” diyerek mukabelede bulunmuştur.
Buhari: 2452, 3875, Müslim: 2447/30
Bir sefer esnasında Aişe (Radiyallahu Anha)’nın gerdanlığı kayboldu. Bazı sahâbîler onu aramaya yollandılar. Bulundukları bölgede su olmadığı için namazı abdestsiz olarak kıldılar ve bu durumu dönüşte Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e arz ettiler. Bu vak’a üzerine teyemmüm ayeti nazil oldu. Bu sebeple gerdanlığı aramaya gidenlerden Usayd bin Hudayr (Radiyallahu Anh) Aişe validemize hitaben:
“Allah seni hayırla mükâfatlandırsın. Vallahi senin başına hiçbir iş gelmez ki, Allah onda senin için de, Müslümanlar için de bir hayır bulundurmasın” dedi.
Buhari: 3540
Aişe validemizin en belirgin özelliklerinden birisi de çok kıskanç oluşu ve bu özelliğini hep diri tutmasıydı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece Aişe (Radiyallahu Anha)’nın hücresindeyken dışarı çıktı. Bunu farkeden validemiz kıskançlık duydu. Sevgili eşi biraz sonra dönünce onun kıskanmakta olduğunu hissetti ve:
−“Neyin var ya Aişe? Kıskandın mı?” diye sordu. Aişe (Radiyallahu Anha)’da:
−Bana ne olmuş ki? Benim gibisi senin gibisini kıskanmaz mı? diye karşılık vererek bunu ikrar etmiştir.
Buhari: 3541
Bazen kızdırıcı ve huzursuzluk verici gibi görünen onun bu kıskançlığı, yeryüzünde bir eşi daha olmayan erkeğine karşı duyduğu derin sevgisinin görüntüsünden, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e olan bağlılığının delilinden ve onu kendisine bağlama çabasından başka bir şey değildir. Bu da normaldir çünkü onun eşini kendileriyle paylaştığı sekiz ortağı vardı. Malumdur ki, bu kıskançlık fıtrat gereği bütün hanımlarda vardır.
Aişe validemizde diğerlerinden daha fazla olma sebebi de herhalde onun, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile bâkire olarak evlenen tek hanım olmasıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) diğer hanımlarının ya ikinci ya da üçüncü eşleriydi, ancak Aişe’nin hayatına girmiş ilk ve tek erkekti.
Değerlendirme yapılırken bunun gözardı edilmemesi gerektiği gibi ondaki bu kıskançlığın yok kabul edilmemesi de gerekir. Bu sebeple, Aişe gibi ümmetin en üstün simalarından birinin, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gibi yeryüzüne bir benzeri gelmemiş erkeğini kıskanmaması mümkün mü? İşte, fıtrî olan bu kıskançlık neticesinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımları iki guruba ayrılmışlardı:
Bir fırkada Aişe’nin liderliğinde Hafsa, Safiyye ve Sevde, diğer fırkada da Ümmü Seleme’nin liderliğinde Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer eşleri bulunuyordu. Allah hepsinden razı olsun.
Buhari: 2377
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımları arasında onun kadar bilgili bir hanım daha yoktur. Bu hususta İmam Zührî:
“Aişe’nin ilmi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer hanımlarının ilminden daha üstün gelir.” demiştir. Bunun birkaç sebebi vardır:
1−Vahyin Medine’deki nüzûlü zamanlarında hemen hemen sürekli sevgili eşinin yanında bulunması. Biliyoruz ki şerî hükümlerin birçoğu Medine’de inmişti.
2−Arap edebiyatına, cahiliye devrini yaşamış Arap şairlerinin şiirlerinin çoğuna, Arapların tarihî durumlarına ve geçirdikleri tehlike ve kazandıkları zaferlere vâkıf olması.
3−En mümtaz özelliği ise keskin zekâsı, ince anlayışlılığı, liderliğe uygun yapısı ve bunlar neticesinde olarak da ilmî kudretinin üstünlüğüdür.
El-İsâbe: 8/140, El-İstîâb: 4/1883
Bu özelliklerinin ürünü olarak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den çok hadis ezberledi ve onları fıkhetti. Kendisinden 74 tanesi Buhârî ve Müslim’de ittifaken olmak üzere 2210 hadis rivayet edilmiştir.
Cevâmîu’s-Sîre: 257
Bu hadislerin çoğunun Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ev haline ve diğer sahâbîlerin kendisinin yanında olmadığı anlara taalluk ettiği düşünülürse Aişe validemizin dine olan katkısının büyüklüğü anlaşılır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra sahâbîlerin müşkül meseleleri kendisine arz edilirdi. Bu hususta Ebu Musa (Radiyallahu Anh) şöyle demektedir:
“Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashâbı hangi hadiste müşkül kalmış ve Aişe’ye sormuşsak behemehâl onda o hadise dair bir malumat bulmuşuzdur.”
Tirmizi: 4132, El-İsâbe: 8/140
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in irtihalini müteakip yarım asır yaşadığı ve bir fetva mercii durumunda olduğu için şerî hükümlerin dörtte birinin ondan alındığı söylenmiştir. Atâ bin Ebi Rabah:
“Aişe kuvvetli bir fıkıhçı, üstün bir âlim, Müslümanlar hakkında rey ve içtihadında en güzel isabet eden bir simadır” der. Urve de:
“Helal-haram, fıkıh, tıp, şiir ve eyyamı Arap tarihi konularında Aişe’den daha bilgili bir kimse görmedim” demiştir.
El-İsâbe: 8/140
Aişe (Radiyallahu Anha) validemizin ilminden istifade edenlerin sayısı 211 civarındadır ki bunların içinde İbni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın da olduğu sahâbeden bir cemaat, tabiînden Mesruk, Said bin Müseyyeb, Urve, Kasım, Şa’bi, Atâ bin Ebi Rabah, İbni Ebi Müleyke, Mücahid, İkrime, İbni Ömer’in âzâtlısı Nâfi ve başka birçok kimse vardır. İmam Zührî:
“Aişe (Radiyallahu Anha) insanların en alimi idi. Büyük sahâbîler bile ona ilmî konularda başvururlardı.” demektedir.
Tabakât: 2/125
Aişe (Radiyallahu Anha) çok ibadet eder, yetim çocukları büyütür, okutur ve sonra da evlendirirdi. Çokça sadaka vermeyi severdi. Eline geçeni biriktirir, bunları muhtaç ve yoksullara paylaştırırdı. Hişam bin Urve, Aişe (Radiyallahu Anha)’nın yetmiş bin dirhemi birden tasadduk edip kendisine bir şey bırakmadığını anlatmıştır.
Tabakât: 8/45
Halkın yardımına koşmayı, dertlilerin dertlerine derman olmayı ve insanlara faydalı olmayı büyük faziletlerden sayardı. Cemel Vak’asındaki hatası ise büyüktü. Bu olay hakkında şöyle demiştir:
“Aslında benim yerimin, insanlar arasında bir ara bulucu olması kastedilmişti. İnsanlar arasında bir savaş çıkacağını hesap edemedim. Bunu bilseydim o yerde asla durmazdım.”Meğâzi’z-Zührî: 154
Bu sebeple çok acı çekti ve olayın kahramanı olmaktan dolayı çok pişmanlık duydu. Hatta “Ey Nebi’nin hanımları! Evlerinizde oturun...” ayetini okuduğunda başörtüsü ıslanıncaya kadar ağlardı.
Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ: 2/177, Tabakât: 8/56
Bu hatasını telâfi etmek maksadıyla çokça hayır yapmaya özen göstermiştir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bâkire olarak evlendiği tek ve en sevgili eşi olan, Aişe (Radiyallahu Anha) hicretin 57. veya 58. yılında Muaviye’nin hilafeti döneminde, Ramazan ayının 17. gecesi 65 yaşı civarında iken Medine’de vefat etmiş, cenaze namazını Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) kıldırmış ve Cennetu’l-Bâki kabristanına defnedilmiştir.
Allah ondan razı olsun.
http://www.hadisler.com/?pid=214
Mevlit Kandili Uydurması
الْحَمْدُ ِللهِ وَحْدَهُ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى مَنْ لاَ نَبِيَّ بَعْدَهُ
Soru: Mevlit Kandili Mubarek bir gün müdür ? Kutlamanın hükmü nedir ? Hangi ibadetleri yapmak gerekir. Kur'an ve Sünnetten delillerini yazar mısınız ?
Cevap:
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamanın Kur’an ve sünnetten hiçbir delili yoktur! Âlimlerin dediği gibi: Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamak haramdır!
Değerli âlim Muhammed bin Salih el-Useymîn (Rahmetullahi Aleyh) kendisine Mevlid-i Nebevî’yi kutlamanın hükmü sorulduğunda, o şöyle cevap vermiştir:
Birincisi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gece kesin olarak bilinmemektedir. Aksine günümüzdeki bazı tarihçiler, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gecenin Rebîül-Evvel ayının 9. gecesi olduğu ve 12. gecesi olmadığı gerçeğine varmışlardır. O halde 12. gece yapılan kutlamanın tarihî yönden hiçbir dayanağı yoktur.
İkincisi: Mevlid-i Nebevî’yi kutlamanın dînî yönden de hiçbir dayanağı yoktur. Çünkü Mevlid-i Nebevî’yi kutlamak Allah (Azze ve Celle)’nin dîninden olmuş olsaydı, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapardı veya ümmetine bunu bildirirdi. Eğer Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmış veya ümmetine bildirmiş olsaydı, bu kutlama günümüze kadar hadis kitaplarında korunmuş olurdu. Çünkü Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Böyle bir şey olmadığına göre, bu kutlamanın Allah (Azze ve Celle)’nin dîninde olmadığı anlaşılmış olur. Allah (Azze ve Celle)’nin dîninde olmadığına göre, bizim onunla Allah-u Teâlâ’ya ibâdet etmemiz ve O’na tevessülde bulunmamız câiz değildir.
Allah-u Teâlâ, rızasına ulaşmamız için bize belli bir yol tayin etmişse ki bu yol Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in getirmiş olduğu dîndir, Allah’ın kulları olduğumuz halde, O’nun rızâsına ulaşmamız için kendi yanımızdan bir yol çıkarmamız nasıl câiz olsun?
Allah (Azze ve Celle)’nin dîninden olmayan bir şeyi O’nun dînine yerleştirmek olan bu hareket, Allah-u Teâlâ’nın hakkına yapılan bir tecâvüzdür. Yine bu hareket, Allah-u Teâlâ’nın şu sözünü yalanlamayı içerir:
Biz deriz ki, eğer bu kutlama dînin kemâlinden olsaydı, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefâtından önce olması gerekirdi. Dînin kemâlinden değilse, bu takdirde dînden olması mümkün değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ: “Bugün size dîninizi kemâle erdirdim” buyurmaktadır. Herkim, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefâtından sonra ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu kutlamanın dînin kemâlinden olduğunu iddiâ ederse, onun bu sözü yukarıdaki âyeti yalanlamayı içerir.
Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlar, bu hareketleriyle Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i yüceltmek, onu sevdiklerini göstermek ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamada o duygu için gayretlerine canlılık kazandırmak istediklerinde şüphe yoktur. Bütün bunlar, ibâdettir; Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevmek, ibâdettir. Hatta bir insan, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in nefsinden, evlâdından, babasından ve insanların hepsinden daha çok sevmedikçe tam îmân etmiş olmaz. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i yüceltmek, ibâdettir. Aynı şekilde onun şeriatına meyletmek olan onun aşkıyla yanıp tutuşmak da yine dîndendir.
Bu sebeple Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamak, bid’at ve haramdır. Üstelik bu kutlamada ne şeriatın, ne hissin, ne de aklın onayladığı büyük çirkinlikler olduğunu işitmekteyiz. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlar, içerisinde Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında aşırıya giden kasîdeleri, nağmelerle söylemektedirler. Öyle ki bu kimseler, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i Allah’dan daha büyük bir hale getirmişlerdir. Bu durumdan Allah’a sığınırız.
Yine, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlardan kimisinin akılsızlıklarını ve saçmalıklarını işitmekteyiz. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu kıssayı okuyan mevlidhân, Mustafa dünyaya geldi dediği anda herkes tek kişinin ayağa kalktığı gibi ayağa kalkarak şu anda Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in rûhu aramıza geldi, ona saygı göstermek için ayağa kalkalım demektedirler. Bu hareket, aptallığın ve akılsızlığın tâ kendisidir.
Sonra bu kimselerin ayağa kalkmaları âdâbtan değildir. Çünkü Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisi için ayağa kalkılmasını çirkin görürdü. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashâbı, insanlar içerisinde onu en çok sevenler olmalarına ve onu bizden daha fazla yüceltmelerine rağmen, o hayatta olduğu halde kendisi için ayağa kalkılmasını çirkin görmesinden dolayı Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için ayağa kalkmadıklarına göre, uydurma hayallerle ayağa kalkan bu insanlara ne demeli?
Bu bid’at, yani Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlama bid’atı, asırların en hayırlısı olan ilk üç asır sahâbe, tâbiîn ve etbâut-tâbiîn asrı geçtikten sonra meydana gelmiş ve bu bid’atla birlikte dînin esasıyla ters düşen bu çirkin şeyler meydana gelmiştir. Bunun yanında erkeklerle kadınların birbirine karışması gibi daha başka çirkin şeylerde meydana gelmiştir.
Kaynak: Muhammed bin Salih el-Useymîn’in fetvâ ve risâleleri cilt: 2 Sayfa: 298 ve 300
http://www.hadisler.com/?pid=1972
Soru: Mevlit Kandili Mubarek bir gün müdür ? Kutlamanın hükmü nedir ? Hangi ibadetleri yapmak gerekir. Kur'an ve Sünnetten delillerini yazar mısınız ?
Cevap:
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamanın Kur’an ve sünnetten hiçbir delili yoktur! Âlimlerin dediği gibi: Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamak haramdır!
Değerli âlim Muhammed bin Salih el-Useymîn (Rahmetullahi Aleyh) kendisine Mevlid-i Nebevî’yi kutlamanın hükmü sorulduğunda, o şöyle cevap vermiştir:
Birincisi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gece kesin olarak bilinmemektedir. Aksine günümüzdeki bazı tarihçiler, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu gecenin Rebîül-Evvel ayının 9. gecesi olduğu ve 12. gecesi olmadığı gerçeğine varmışlardır. O halde 12. gece yapılan kutlamanın tarihî yönden hiçbir dayanağı yoktur.
İkincisi: Mevlid-i Nebevî’yi kutlamanın dînî yönden de hiçbir dayanağı yoktur. Çünkü Mevlid-i Nebevî’yi kutlamak Allah (Azze ve Celle)’nin dîninden olmuş olsaydı, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapardı veya ümmetine bunu bildirirdi. Eğer Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmış veya ümmetine bildirmiş olsaydı, bu kutlama günümüze kadar hadis kitaplarında korunmuş olurdu. Çünkü Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Zikr’i kesinlikle biz indirdik ve onu elbette biz koruyacağız.”Hicr: 9
Böyle bir şey olmadığına göre, bu kutlamanın Allah (Azze ve Celle)’nin dîninde olmadığı anlaşılmış olur. Allah (Azze ve Celle)’nin dîninde olmadığına göre, bizim onunla Allah-u Teâlâ’ya ibâdet etmemiz ve O’na tevessülde bulunmamız câiz değildir.
Allah-u Teâlâ, rızasına ulaşmamız için bize belli bir yol tayin etmişse ki bu yol Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in getirmiş olduğu dîndir, Allah’ın kulları olduğumuz halde, O’nun rızâsına ulaşmamız için kendi yanımızdan bir yol çıkarmamız nasıl câiz olsun?
Allah (Azze ve Celle)’nin dîninden olmayan bir şeyi O’nun dînine yerleştirmek olan bu hareket, Allah-u Teâlâ’nın hakkına yapılan bir tecâvüzdür. Yine bu hareket, Allah-u Teâlâ’nın şu sözünü yalanlamayı içerir:
“Bugün size dîninizi kemâle erdirdim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak da size İslâm’ı seçtim.”Mâide: 3
Biz deriz ki, eğer bu kutlama dînin kemâlinden olsaydı, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefâtından önce olması gerekirdi. Dînin kemâlinden değilse, bu takdirde dînden olması mümkün değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ: “Bugün size dîninizi kemâle erdirdim” buyurmaktadır. Herkim, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefâtından sonra ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu kutlamanın dînin kemâlinden olduğunu iddiâ ederse, onun bu sözü yukarıdaki âyeti yalanlamayı içerir.
Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlar, bu hareketleriyle Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i yüceltmek, onu sevdiklerini göstermek ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamada o duygu için gayretlerine canlılık kazandırmak istediklerinde şüphe yoktur. Bütün bunlar, ibâdettir; Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevmek, ibâdettir. Hatta bir insan, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in nefsinden, evlâdından, babasından ve insanların hepsinden daha çok sevmedikçe tam îmân etmiş olmaz. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i yüceltmek, ibâdettir. Aynı şekilde onun şeriatına meyletmek olan onun aşkıyla yanıp tutuşmak da yine dîndendir.
Bu sebeple Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlamak, bid’at ve haramdır. Üstelik bu kutlamada ne şeriatın, ne hissin, ne de aklın onayladığı büyük çirkinlikler olduğunu işitmekteyiz. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlar, içerisinde Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında aşırıya giden kasîdeleri, nağmelerle söylemektedirler. Öyle ki bu kimseler, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i Allah’dan daha büyük bir hale getirmişlerdir. Bu durumdan Allah’a sığınırız.
Yine, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlayanlardan kimisinin akılsızlıklarını ve saçmalıklarını işitmekteyiz. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğduğu kıssayı okuyan mevlidhân, Mustafa dünyaya geldi dediği anda herkes tek kişinin ayağa kalktığı gibi ayağa kalkarak şu anda Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in rûhu aramıza geldi, ona saygı göstermek için ayağa kalkalım demektedirler. Bu hareket, aptallığın ve akılsızlığın tâ kendisidir.
Sonra bu kimselerin ayağa kalkmaları âdâbtan değildir. Çünkü Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisi için ayağa kalkılmasını çirkin görürdü. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashâbı, insanlar içerisinde onu en çok sevenler olmalarına ve onu bizden daha fazla yüceltmelerine rağmen, o hayatta olduğu halde kendisi için ayağa kalkılmasını çirkin görmesinden dolayı Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için ayağa kalkmadıklarına göre, uydurma hayallerle ayağa kalkan bu insanlara ne demeli?
Bu bid’at, yani Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum gününü kutlama bid’atı, asırların en hayırlısı olan ilk üç asır sahâbe, tâbiîn ve etbâut-tâbiîn asrı geçtikten sonra meydana gelmiş ve bu bid’atla birlikte dînin esasıyla ters düşen bu çirkin şeyler meydana gelmiştir. Bunun yanında erkeklerle kadınların birbirine karışması gibi daha başka çirkin şeylerde meydana gelmiştir.
Kaynak: Muhammed bin Salih el-Useymîn’in fetvâ ve risâleleri cilt: 2 Sayfa: 298 ve 300
http://www.hadisler.com/?pid=1972
Duvarlara Resim Asmak
بِسْمِ اللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللهِ وَ بَعْدُ
Soru : Duvarlara canlı resmi asmanın veya canlı resmi yapmanın veya canlı fotoğrafı çekmenin hükmü nedir ? Canlı resmi bulunmayan manzara resimlerinde durum nasıldır ?
Cevap:
1) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bir gün üstünde bir takım resimler bulunan küçük bir yastık, bir şilte satın almıştım. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu görünce kapının önünde durdu ve içeriye girmedi. Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzündeki hoşnutsuzluğu anladım ve:
−Ya Rasulallah! Ben Allah’a ve Rasulüne tevbe ederim. Ben ne günahı işledim ki?’ dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Şu yastığın hali nedir?’ dedi. Ben:
−Onu sen üzerine oturasın ve yaslanasın diye, senin için satın aldım dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Bu resimlerin sahipleri kıyamet gününde muhakkak azab edilirler. İçinde resim bulunan eve melekler girmez’ buyurdu.”
Buhari 1946, 1947, 3038, 3039, 5959, 5962, 5963, Müslim 96
2) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferden geldi. Ben de kapının üzerine, kendisinde kanatlı at şekilleri bulunan bir örtü asmıştım. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çıkarmamı emretti ben de çıkardım.”
Müslim 90, 94, Nesei 5317
3) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferden geldi. Ben de üzerinde resimler bulunan bir perdeyi rafın üzerine örtmüştüm. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce yerinden çıkarıp yırttı ve:
−‘Kıyamet gününde insanların en şiddetli azablıları, Allah’ın yaratmasına benzetmeye çalışan kimselerdir’ buyurdu.”
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bende o perdeyi bir veya iki yastık yaptım.”
Müslim 2109/98, Buhari 5957, 5958, Nesei 5320, 5321, 5322, 5328
4) Ebu Talha el-Ensari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Melekler içinde köpek ve resim bulunan eve girmezler’ buyurdu.”
Ravi Zeyd ibn Halid dedi ki:
“Bunun üzerine Aişe (Radiyallahu Anha)’ya geldim ve:
−Ebu Talha (Radiyallahu Anh) bana Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
‘Melekler içinde köpek ve resimler bulunan eve girmezler’ buyurduğunu haber veriyor. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bunu zikrettiğini işittin mi? diye sordum. Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:
−Hayır, ben bunu işitmedim, lakin size Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaptığını gördüğüm şeyi size tahdis edeceğim:
−Ben kenarı saçaklı bir yatak örtüsü almış ve bunu kapı üzerine asmıştım. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seferden geldiğinde bu perdeyi kapıda gördü. Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzündeki hoşnutsuzluğu hissetmiştim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) perdeyi çektip yırttı ve:
−‘Allah, bize taşlara ve çamurla kumaş giyindirmemizi emretmedi’ buyurdu.”
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bu örtüyü parçaladım da ondan iki yastık yaptım, bu iki yastığın içine hurma yaprakları doldurdum. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim bu işimi bana karşı ayıplamadı.”
Müslim 2107/87, Ebu Davud 4153
5) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına inmeyi vaat etmişti ama inmedi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun sebebini sordu ve Cebrail (Aleyhisselam):
−‘Biz melekler içinde suret ve köpek bulunan eve girmeyiz’ dedi.”
Buhari 3040, 5960
6) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fetih edildiği gün Beyte yani Kâbe’ye girdi ve Kâbe’nin içinde İbrahim (Aleyhisselam) ile Meryem (Aleyhisselam)’ın resimlerini buldu da:
−‘Dikkat edin! Bu Kureyş’e ne oluyor? Muhakkak ki onlar, içinde suret bulunan bir eve meleklerin girmeyeceğini işitmişlerdir. Şu İbrahim elinde fal oklarıyla suretlendirilmiş! İbrahim’in bunlarla kısmet araması nasıl olur!’ buyurdu.”
Buhari 3145
7) Said ibni Ebi’l-Hasen şöyle dedi:
“Ben Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın yanında idim. Ona bir kimse geldi ve:
−Ey ibni Abbas! Ben öyle bir insanım ki benim maişetim ancak elimin sanatından ibarettir. Ben şu resimleri yaparım, dedi. Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma):
−Ben sana başka bir şey değil Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim bir hadisi söyleyeceğim:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Herkim bir suret yaparsa şüphesiz Allah o kimseye yaptığı surete can üfleyinceye kadar azab edecektir. Hâlbuki sureti yapan o kişi, yaptığı surete ebediyen ruh üfleyip can veremeyecektir’ buyurdu.”
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın bu cevabı üzerine o ressam kişi şiddetli bir hışıltı ile har har soludu, benzi sarardı, Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) ona acıyarak:
−Vah sana yazıklar olsun! Muhakkak resim yapmak istiyorsan şu ağaç ve kendisinde ruh olmayan her şeyi yapmanı tavsiye ederim dedi.”
Buhari 2060, 2061, 5964, Müslim 2110/99, 100, Nesei 5323, 5324, 5325, Tirmizi 1804
8) Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şüphesiz kıyamet gününde Allah katında insanların en şiddetli azaplıları suret yapanlardır’ buyurdu.”
Buhari 5955, Nesei 5329
9) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şüphesiz bu suretleri yapmakta olanlar, kıyamet gününde azap olunurlar, onlara:
−Haydi, yaptığınız suretlere can veriniz! denilir’ buyurdu.”
Buhari 5955, Müslim 2108/97, Nesei 5326
10) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle etmiştir:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evinde, içinde haç resimleri nakşedilmiş bulunan hiçbir şeyi bırakmaz, muhakkak onu nakzedip bozardı.”
Buhari 5956
11) Ebu Zur’a tahdis edip şöyle dedi:
“Ben bir kere Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) ile beraber Medine’de bir eve girdim. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) bu evin üst katında bir ressamın resim ve suretler yapmakta olduğunu gördü de şöyle dedi:
−Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittim o:
−‘Yüce Allah: Benim yarattığım gibi yaratmaya çalışan kişiden daha zalim kim vardır? Haydi, onlar birtek zerre yaratsınlar! buyurdu’ dedi.”
Buhari 5956, Müslim 2111/101
12) Ebu Cuhayfe (Radiyallahu Anh) hacamatcı (kan alıcı) bir köle satın almıştı.
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hacamat ücretinden, köpek bedelinden, zina kazancından nehyetti. Ve faiz yiyene, faiz yedirene, döğme yapana, döğme yaptırana, resim yapana lanet etti, dedi.”
Buhari 5963
13) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Cebrail (Aleyhisselam) geleceği bir saat hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile vâdleşti. Nihayet vâdleşilen bu saat geldi fakat Cebrail (Aleyhisselam) o satte gelmedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elinde bir deynek olduğu halde beklemekte idi. Deyneği elinden attı ve:
‘Allah vâdinden dönmez, Rasulleride dönmezler’ buyurdu, sonra arkasını döndü ve sedirinin altında bir köpek yavrusu gördü. Bunun üzerine:
−‘Ya Aişe! Bu köpek buraya ne zaman girdi?’ diye sordu. Aişe (Radiyallahu Anha):
−Allah’a yemin ederim ki bilmiyorum, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) köpeğin çıkarılmasını emretti, oda çıkardı. Akabinde Cebrail (Aleyhisselam) geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:
−‘Bana geleceğin saati vaat ettin bende senin için oturup bekledim, fakat gelmedin!’ dedi. Cebrail (Aleyhisselam):
−‘Benim gelmemi evinde bulunan köpek men etmiştir. Biz melekler içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz’ dedi.”
Müslim 2104/81, İbni Mace 3651
14) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Cebrail aleyhisselam bana geldi ve şöyle dedi:
−‘Dün sana gelmiştim, ancak kapının üzerinde hayvan sureti olan ince yünlü renkli bir perde vardı. Evde de köpek vardı. Evdeki suretlerin başlarının koparılmasını emret. O zaman ağaç şeklinde olur. Resimli perdelerin kesilerek yere serilip çiğnenen iki yastık yapılmasını emret.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bunu yaptı. Bu köpek Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu Anhuma)’nın idi. Elbise gardolaplarının arkasında idi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emretti köpek çıkarıldı.”
Nesei 5330, Ebu Davud 4158, Tirmizi 2857
15) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evde resim bulundurmayı ve resim yapmayı yasakladı.”
Tirmizi 1802
16) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘İçerisinde heykeller yahut resimler bulunan her hangi bir eve melekler girmezler’ buyurdu.”
Müslim 2112/102
17) Hüseyin bin Ali (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) duvarların perdelerle örtülmesini yasakladı.”
Beyhaki 7/272, Albânî Sahiha 2384
18) Muhammed bin Ka’b şöyle dedi:
“Abdullah bin Yezid (Radiyallahu Anh) bir yemeğe davet olunmuştu. Davete gelince evi çeşitli kıymetli taşlarla süslenmiş olarak gördü. Evin dışında oturup ağladı. Muhammed dedi ki:
−Seni ağlatan nedir? dedi. Abdullah (Radiyallahu Anh):
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir ordu gönderdiği zaman onu yolcu eder, Ukbetu’s-Seniyye mevkiine ulaştığında:
‘Estevdiğullahe Dînekum ve Emânetekum ve Havâtîme Ağmalikum’ diye dua ederdi dedi. Abdullah (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bir parça kumaşla bürdesini yamamış bir adam gördü. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) güneşin doğduğu tarafa döndü ve:
−‘İşte böyle üç kere dünya sizin üzerinize doğuyor’ yani size doğru geliyor buyurdu. Abdullah (Radiyallahu Anh):
−Nihayet biz dünyanın üzerimize düşeceğini zannettik dedi. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Bu gün sizler hayırdasınız. Siz, yemek tabağının biri gittiği diğerinin geldiği, birinizin, bir elbiseyi giyip diğerine çıkarttığı ve Kâbe duvarlarının örtüldüğü gibi evlerinizin duvarlarını örttüğünüz zaman hayırda değilsiniz’ buyurdu.”
Duanın Manası:
“Dininizi, eminliğinizi ve işlerinizin neticesini Allah’a ısmarlıyorum.”
Albânî Sahiha 2384, Beyhaki 14587
19) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın oğlu Salim şöyle dedi:
“Babam, Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın zamanında kendi düğünümün yemeğini tertip ettim. Babam, insanları davet etti. Daveti duyurduğumuz insanlar içerisinde Ebu Eyyub (Radiyallahu Anh)’da bulunuyordu. Evim yeşil Nicâd ile örtülenmiş idi. Ebu Eyyub (Radiyallahu Anh) gelip eve girdi. Beni ayakta gördü. Eve çıktı ve evi yeşil Nicâd ile örtülenmiş olarak gördü. Bunun üzerine:
−Ey Abdullah, duvarları da mı örtülüyorsunuz?! dedi. Babam utanarak:
−Kadınlar bize galip geldi ey Ebu Eyyub dedi. Ebu Eyyub (Radiyallahu Anh):
−Kadınların galip geleceğinden aleyhine korktuğum kimse kendim idim. Sana galip geleceklerinden senin aleyhine korkan değildim dedi. Sonra:
−Sizin yemeğinizi yemem, sizin evinize de girmem dedi Allah ona rahmet etsin ve çıkıp gitti.”
Nicâd: En-Necd kelimesinin çoğuludur. Manası: “Halı, yastık ve minder gibi şeylerdir.”
Tabarani, Beyhaki 14590, Begavi 9/148, Albânî Zifaf 201
20) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalanınca hanımlarından birisi Habeşistan’daki Mariye adlı bir kiliseden bahsetti. Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe Habeşistan’a gitmişlerdi. onlar bu kilisenin güzelliğinden ve kilisedeki resimlerden söz ettiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başını kaldırarak:
−‘Onlar aralarından salih bir kimse varsa, onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, sonra da o gördüğünüz resimleri yaparlardı. İşte onlar kıyamet günü Allah katında yaratılmışların en kötüleridir’ buyurdu.”
Buhari, Müslim
Hafız İbni Receb (Rahmetullahi Aleyh) Fethu’l-Barî’de şöyle söylemiştir:
Kevakibu’d-Derâri 65/82/b, Albânî Tahziru’s-Sacid min İttihazi’l-Guburi Mesâcid
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
Albânî Tahziru’s-Sacid min İttihazi’l-Guburi Mesâcid 18, 19, 20
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) bu sözleri 1972 yılında şöylemiştir. Eğer o zaman cep telefonu olsaydı elbette onuda söylerdi.
Sonuç
Yukarıda geçen hadislerden ve âlimlerin sözlerinden şunlar anlaşılmaktadır:
1) İnsan ve hayvan dışında her şeyin resmini yapmak caizdir.
2) Nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport, resmi belge vb. şeyler haricinde fotoğraf çekmek ve çektirmek resim yapmak ve yaptırmak haramdır.
3) Evin duvarlarına, dolaplara ve kapının üstüne hayvan veya insan resmi olan herhangi bir şey asmak haramdır.
4) Evin içinde köpek bulundurmak haramdır.
5) Yukarıda geçen hadislerden, resim yapan kimselere Allah (Azze ve Celle)’nin kıyamet günü azap edeceğini ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’inde lanet ettiğini anlamaktayız.
6) Evdeki resimli kumaşların ve perdelerin kullanılması için resmin başının kopartılması gerekir.
7) Fotoğraf makinası ve cep telefonu ile resim çekmek veya video kaydı yapmak haramdır.
8) Hafız İbni Receb (Rahmetullahi Aleyh)’in şöylediği gibi, seyretmek, teselli bulmak, bununla vakit geçirmek veya eylenmek için resim yapmak haramdır. Bu, büyük günahlardandır. Bu şekilde resim yapan, kıyamet gününde, en şiddetli azaba uğrayan kimsedir.
9) Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh)’in şöylediği gibide, elle yapılan resimle, aletle veya fotoğraf çekmekle yapılan resimler arasında hiçbir fark yoktur.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
http://www.hadisler.com/?pid=269
Soru : Duvarlara canlı resmi asmanın veya canlı resmi yapmanın veya canlı fotoğrafı çekmenin hükmü nedir ? Canlı resmi bulunmayan manzara resimlerinde durum nasıldır ?
Cevap:
1) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bir gün üstünde bir takım resimler bulunan küçük bir yastık, bir şilte satın almıştım. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu görünce kapının önünde durdu ve içeriye girmedi. Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzündeki hoşnutsuzluğu anladım ve:
−Ya Rasulallah! Ben Allah’a ve Rasulüne tevbe ederim. Ben ne günahı işledim ki?’ dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Şu yastığın hali nedir?’ dedi. Ben:
−Onu sen üzerine oturasın ve yaslanasın diye, senin için satın aldım dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Bu resimlerin sahipleri kıyamet gününde muhakkak azab edilirler. İçinde resim bulunan eve melekler girmez’ buyurdu.”
Buhari 1946, 1947, 3038, 3039, 5959, 5962, 5963, Müslim 96
2) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferden geldi. Ben de kapının üzerine, kendisinde kanatlı at şekilleri bulunan bir örtü asmıştım. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çıkarmamı emretti ben de çıkardım.”
Müslim 90, 94, Nesei 5317
3) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir seferden geldi. Ben de üzerinde resimler bulunan bir perdeyi rafın üzerine örtmüştüm. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce yerinden çıkarıp yırttı ve:
−‘Kıyamet gününde insanların en şiddetli azablıları, Allah’ın yaratmasına benzetmeye çalışan kimselerdir’ buyurdu.”
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bende o perdeyi bir veya iki yastık yaptım.”
Müslim 2109/98, Buhari 5957, 5958, Nesei 5320, 5321, 5322, 5328
4) Ebu Talha el-Ensari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Melekler içinde köpek ve resim bulunan eve girmezler’ buyurdu.”
Ravi Zeyd ibn Halid dedi ki:
“Bunun üzerine Aişe (Radiyallahu Anha)’ya geldim ve:
−Ebu Talha (Radiyallahu Anh) bana Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
‘Melekler içinde köpek ve resimler bulunan eve girmezler’ buyurduğunu haber veriyor. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bunu zikrettiğini işittin mi? diye sordum. Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:
−Hayır, ben bunu işitmedim, lakin size Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaptığını gördüğüm şeyi size tahdis edeceğim:
−Ben kenarı saçaklı bir yatak örtüsü almış ve bunu kapı üzerine asmıştım. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seferden geldiğinde bu perdeyi kapıda gördü. Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzündeki hoşnutsuzluğu hissetmiştim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) perdeyi çektip yırttı ve:
−‘Allah, bize taşlara ve çamurla kumaş giyindirmemizi emretmedi’ buyurdu.”
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bu örtüyü parçaladım da ondan iki yastık yaptım, bu iki yastığın içine hurma yaprakları doldurdum. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim bu işimi bana karşı ayıplamadı.”
Müslim 2107/87, Ebu Davud 4153
5) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına inmeyi vaat etmişti ama inmedi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun sebebini sordu ve Cebrail (Aleyhisselam):
−‘Biz melekler içinde suret ve köpek bulunan eve girmeyiz’ dedi.”
Buhari 3040, 5960
6) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fetih edildiği gün Beyte yani Kâbe’ye girdi ve Kâbe’nin içinde İbrahim (Aleyhisselam) ile Meryem (Aleyhisselam)’ın resimlerini buldu da:
−‘Dikkat edin! Bu Kureyş’e ne oluyor? Muhakkak ki onlar, içinde suret bulunan bir eve meleklerin girmeyeceğini işitmişlerdir. Şu İbrahim elinde fal oklarıyla suretlendirilmiş! İbrahim’in bunlarla kısmet araması nasıl olur!’ buyurdu.”
Buhari 3145
7) Said ibni Ebi’l-Hasen şöyle dedi:
“Ben Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın yanında idim. Ona bir kimse geldi ve:
−Ey ibni Abbas! Ben öyle bir insanım ki benim maişetim ancak elimin sanatından ibarettir. Ben şu resimleri yaparım, dedi. Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma):
−Ben sana başka bir şey değil Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim bir hadisi söyleyeceğim:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Herkim bir suret yaparsa şüphesiz Allah o kimseye yaptığı surete can üfleyinceye kadar azab edecektir. Hâlbuki sureti yapan o kişi, yaptığı surete ebediyen ruh üfleyip can veremeyecektir’ buyurdu.”
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın bu cevabı üzerine o ressam kişi şiddetli bir hışıltı ile har har soludu, benzi sarardı, Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) ona acıyarak:
−Vah sana yazıklar olsun! Muhakkak resim yapmak istiyorsan şu ağaç ve kendisinde ruh olmayan her şeyi yapmanı tavsiye ederim dedi.”
Buhari 2060, 2061, 5964, Müslim 2110/99, 100, Nesei 5323, 5324, 5325, Tirmizi 1804
8) Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şüphesiz kıyamet gününde Allah katında insanların en şiddetli azaplıları suret yapanlardır’ buyurdu.”
Buhari 5955, Nesei 5329
9) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şüphesiz bu suretleri yapmakta olanlar, kıyamet gününde azap olunurlar, onlara:
−Haydi, yaptığınız suretlere can veriniz! denilir’ buyurdu.”
Buhari 5955, Müslim 2108/97, Nesei 5326
10) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle etmiştir:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evinde, içinde haç resimleri nakşedilmiş bulunan hiçbir şeyi bırakmaz, muhakkak onu nakzedip bozardı.”
Buhari 5956
11) Ebu Zur’a tahdis edip şöyle dedi:
“Ben bir kere Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) ile beraber Medine’de bir eve girdim. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) bu evin üst katında bir ressamın resim ve suretler yapmakta olduğunu gördü de şöyle dedi:
−Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittim o:
−‘Yüce Allah: Benim yarattığım gibi yaratmaya çalışan kişiden daha zalim kim vardır? Haydi, onlar birtek zerre yaratsınlar! buyurdu’ dedi.”
Buhari 5956, Müslim 2111/101
12) Ebu Cuhayfe (Radiyallahu Anh) hacamatcı (kan alıcı) bir köle satın almıştı.
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hacamat ücretinden, köpek bedelinden, zina kazancından nehyetti. Ve faiz yiyene, faiz yedirene, döğme yapana, döğme yaptırana, resim yapana lanet etti, dedi.”
Buhari 5963
13) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Cebrail (Aleyhisselam) geleceği bir saat hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile vâdleşti. Nihayet vâdleşilen bu saat geldi fakat Cebrail (Aleyhisselam) o satte gelmedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elinde bir deynek olduğu halde beklemekte idi. Deyneği elinden attı ve:
‘Allah vâdinden dönmez, Rasulleride dönmezler’ buyurdu, sonra arkasını döndü ve sedirinin altında bir köpek yavrusu gördü. Bunun üzerine:
−‘Ya Aişe! Bu köpek buraya ne zaman girdi?’ diye sordu. Aişe (Radiyallahu Anha):
−Allah’a yemin ederim ki bilmiyorum, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) köpeğin çıkarılmasını emretti, oda çıkardı. Akabinde Cebrail (Aleyhisselam) geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:
−‘Bana geleceğin saati vaat ettin bende senin için oturup bekledim, fakat gelmedin!’ dedi. Cebrail (Aleyhisselam):
−‘Benim gelmemi evinde bulunan köpek men etmiştir. Biz melekler içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz’ dedi.”
Müslim 2104/81, İbni Mace 3651
14) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Cebrail aleyhisselam bana geldi ve şöyle dedi:
−‘Dün sana gelmiştim, ancak kapının üzerinde hayvan sureti olan ince yünlü renkli bir perde vardı. Evde de köpek vardı. Evdeki suretlerin başlarının koparılmasını emret. O zaman ağaç şeklinde olur. Resimli perdelerin kesilerek yere serilip çiğnenen iki yastık yapılmasını emret.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bunu yaptı. Bu köpek Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu Anhuma)’nın idi. Elbise gardolaplarının arkasında idi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emretti köpek çıkarıldı.”
Nesei 5330, Ebu Davud 4158, Tirmizi 2857
15) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evde resim bulundurmayı ve resim yapmayı yasakladı.”
Tirmizi 1802
16) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘İçerisinde heykeller yahut resimler bulunan her hangi bir eve melekler girmezler’ buyurdu.”
Müslim 2112/102
17) Hüseyin bin Ali (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) duvarların perdelerle örtülmesini yasakladı.”
Beyhaki 7/272, Albânî Sahiha 2384
18) Muhammed bin Ka’b şöyle dedi:
“Abdullah bin Yezid (Radiyallahu Anh) bir yemeğe davet olunmuştu. Davete gelince evi çeşitli kıymetli taşlarla süslenmiş olarak gördü. Evin dışında oturup ağladı. Muhammed dedi ki:
−Seni ağlatan nedir? dedi. Abdullah (Radiyallahu Anh):
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir ordu gönderdiği zaman onu yolcu eder, Ukbetu’s-Seniyye mevkiine ulaştığında:
‘Estevdiğullahe Dînekum ve Emânetekum ve Havâtîme Ağmalikum’ diye dua ederdi dedi. Abdullah (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bir parça kumaşla bürdesini yamamış bir adam gördü. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) güneşin doğduğu tarafa döndü ve:
−‘İşte böyle üç kere dünya sizin üzerinize doğuyor’ yani size doğru geliyor buyurdu. Abdullah (Radiyallahu Anh):
−Nihayet biz dünyanın üzerimize düşeceğini zannettik dedi. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Bu gün sizler hayırdasınız. Siz, yemek tabağının biri gittiği diğerinin geldiği, birinizin, bir elbiseyi giyip diğerine çıkarttığı ve Kâbe duvarlarının örtüldüğü gibi evlerinizin duvarlarını örttüğünüz zaman hayırda değilsiniz’ buyurdu.”
Duanın Manası:
“Dininizi, eminliğinizi ve işlerinizin neticesini Allah’a ısmarlıyorum.”
Albânî Sahiha 2384, Beyhaki 14587
19) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın oğlu Salim şöyle dedi:
“Babam, Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın zamanında kendi düğünümün yemeğini tertip ettim. Babam, insanları davet etti. Daveti duyurduğumuz insanlar içerisinde Ebu Eyyub (Radiyallahu Anh)’da bulunuyordu. Evim yeşil Nicâd ile örtülenmiş idi. Ebu Eyyub (Radiyallahu Anh) gelip eve girdi. Beni ayakta gördü. Eve çıktı ve evi yeşil Nicâd ile örtülenmiş olarak gördü. Bunun üzerine:
−Ey Abdullah, duvarları da mı örtülüyorsunuz?! dedi. Babam utanarak:
−Kadınlar bize galip geldi ey Ebu Eyyub dedi. Ebu Eyyub (Radiyallahu Anh):
−Kadınların galip geleceğinden aleyhine korktuğum kimse kendim idim. Sana galip geleceklerinden senin aleyhine korkan değildim dedi. Sonra:
−Sizin yemeğinizi yemem, sizin evinize de girmem dedi Allah ona rahmet etsin ve çıkıp gitti.”
Nicâd: En-Necd kelimesinin çoğuludur. Manası: “Halı, yastık ve minder gibi şeylerdir.”
Tabarani, Beyhaki 14590, Begavi 9/148, Albânî Zifaf 201
20) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalanınca hanımlarından birisi Habeşistan’daki Mariye adlı bir kiliseden bahsetti. Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe Habeşistan’a gitmişlerdi. onlar bu kilisenin güzelliğinden ve kilisedeki resimlerden söz ettiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başını kaldırarak:
−‘Onlar aralarından salih bir kimse varsa, onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, sonra da o gördüğünüz resimleri yaparlardı. İşte onlar kıyamet günü Allah katında yaratılmışların en kötüleridir’ buyurdu.”
Buhari, Müslim
Hafız İbni Receb (Rahmetullahi Aleyh) Fethu’l-Barî’de şöyle söylemiştir:
“Bu hadis, salih kimselerin kabirleri üzerine mescid inşa etmenin ve Hristiyanların yaptığı gibi orada bu salihlerin resimlerini yapmanın haram olduğunu göstermektedir. Bunlardan her birinin tek başına haram olduğunda şüphe yoktur.
Hem Âdemoğullarının resimlerini yapmak, hemde mescidlere kabir yapmak haramdır. Ümmü Habibe ve Ümmü Seleme (Radiyallahu Anh)’ın sözünü ettiği, kilisedeki resimler, duvar ve benzeri şeylerin üzerindeydi ve onların gölgeleri yoktu.
Bereket ve şefaatlerini ummak ve aracı olmalarını istemek için Nebiler ve salihlerin resimlerini yapmak, İslama göre haramdır. Bu, putlara tapmaya benzer. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, kıyamet günü Allah katında, yaratılmışların en kötüleri olacaklarını bildirdiği kimseler bunlardır.
Seyretmek, teselli bulmak, bununla vakit geçirmek veya eylenmek için resim yapmak haramdır. Bu, büyük günahlardandır. Bu şekilde resim yapan, kıyamet gününde, en şiddetli azaba uğrayan kimsedir. Çünkü o, Allah’tan başka hiçbir kimsenin yapmaya kâdir olmadığı Allah’ın fiillerinin benzerlerini yapmaya kalkışan bir zalimdir. Allah eş ve benzerden yüce ve münezzehtir. Zatı, sıfatları ve fiilleri yönünden, hiçbir şey Allah’a benzemez.”
Kevakibu’d-Derâri 65/82/b, Albânî Tahziru’s-Sacid min İttihazi’l-Guburi Mesâcid
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Elle yapılan resimle, aletle veya fotoğraf çekmekle yapılan resimler arasında hiçbir fark yoktur. Hatta bunlar arasında ayırım yapmak, donukluk ve çağdaş bir zahiriliktir. Nitekim ben bunu, Adâbu’z-Zifaf, adlı eserimde açıkladım.”
Albânî Tahziru’s-Sacid min İttihazi’l-Guburi Mesâcid 18, 19, 20
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) bu sözleri 1972 yılında şöylemiştir. Eğer o zaman cep telefonu olsaydı elbette onuda söylerdi.
Sonuç
Yukarıda geçen hadislerden ve âlimlerin sözlerinden şunlar anlaşılmaktadır:
1) İnsan ve hayvan dışında her şeyin resmini yapmak caizdir.
2) Nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport, resmi belge vb. şeyler haricinde fotoğraf çekmek ve çektirmek resim yapmak ve yaptırmak haramdır.
3) Evin duvarlarına, dolaplara ve kapının üstüne hayvan veya insan resmi olan herhangi bir şey asmak haramdır.
4) Evin içinde köpek bulundurmak haramdır.
5) Yukarıda geçen hadislerden, resim yapan kimselere Allah (Azze ve Celle)’nin kıyamet günü azap edeceğini ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’inde lanet ettiğini anlamaktayız.
6) Evdeki resimli kumaşların ve perdelerin kullanılması için resmin başının kopartılması gerekir.
7) Fotoğraf makinası ve cep telefonu ile resim çekmek veya video kaydı yapmak haramdır.
8) Hafız İbni Receb (Rahmetullahi Aleyh)’in şöylediği gibi, seyretmek, teselli bulmak, bununla vakit geçirmek veya eylenmek için resim yapmak haramdır. Bu, büyük günahlardandır. Bu şekilde resim yapan, kıyamet gününde, en şiddetli azaba uğrayan kimsedir.
9) Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh)’in şöylediği gibide, elle yapılan resimle, aletle veya fotoğraf çekmekle yapılan resimler arasında hiçbir fark yoktur.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
http://www.hadisler.com/?pid=269
7 Şubat 2010 Pazar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




