Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İmanın muhafazası çok zorlaştı. Allah korusun, insan, yanlış bir söz söyler, yanlış bir iş yapar veya bozuk bir şeye inanırsa, küfre düşer, mürted olur. O ana kadar yaptığı bütün ibadetlerin sevabı yok olur, iman gidince nikâhı da gider. İmanı kaybetmek, akıl almaz bir felakettir. Kişi, bu duruma düştüğünü bilmeli ki, o hâlden kurtulmaya çalışsın. Çoğu bunu bilmez, farkında bile olmaz. (Şirkten sakının! Şirk, karıncanın ayak sesinden daha gizlidir) hadis-i şerifi, şirke girenin bunu kolayca anlayamayacağına işarettir.
İmansız ölmek, sonsuz Cehennemlik olmak demektir. Sonsuzun ne olduğunu düşünebiliyor muyuz? Birine, bir odada 50 yıl kalma cezası verilse, orada başka hiç ceza verilmese de insan çıldırır. İşte bu yüzden küfre düşmemek için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından, imana zarar verecek sözleri, işleri ve büyük günahları, kalb hastalıklarını, yani dinimizi iyi öğrenmeliyiz. Bu hususlar İslam Ahlâkı kitabında çok güzel anlatılmaktadır. Bütün ibadetler, sevablar, müjdeler, imanlı olanlara mahsustur. İman giderse, her şey biter. Onun için Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri, (Allahü teâlâ, bir kuluna iman verdiyse, ona ne vermedi ki? Ona iman vermediyse, başka ne verdi ki?) buyururmuş. Bu yüzden, küfre girmekten çok korkmalıyız.
Günümüzün insanına verilecek en güzel hediye, güleryüz, tatlı dildir. Herkesin buna ihtiyacı var. Güleryüz ve tatlı dil, zamanın cihadı ve başarının sırrıdır. Öfkelenmemeli, hiç sertlik göstermemeli. Günümüzde herkes sanki öfke küpü. Geçimsizlikler, cinayetler, ailedeki bütün sıkıntılar hep bundandır.
Emanetçi neyse, biz de dünyada oyuz. Mal, beden, ilim, evlat, hâsılı her şey, birer emanettir. Bu emanetlere ihanet etmek, onları felakete atmaktır. Cenab-ı Hakk’ın emanet olarak verdiği bedeni, Onun emrettiği yerlerde ve güzel kullanmalı. Para emanet etmişse, kötü yerde değil, hayırlı yerde harcamalı. İlim vermişse, Allah yolunda kullanmalı. İlmi, parayı hapsetmemeli; hapsetmek, kenz olur. Kenz edeni yani hapsedeni, Cenab-ı Hak sevmiyor. Evlat emanetine İslam terbiyesi vermeli. Kendi elimizle, onları ateşe atmamalıyız. Hanım da emanettir, onu üzmemeli ve günahtan korumalı. Elden geldiği kadar ibadetleri ihlâsla yapmaya ve insanları sevindirmeye çalışmalı ki, emanetleri korumuş olalım.
31 Ocak 2013 Perşembe
İctihad dinin emridir
Sual: (İctihadla farz veya haram diye bir hüküm çıkarılamayacağı gibi, ictihadlarla hâsıl olan İcma’a da uymak gerekmez) sözü doğru mudur?CEVAP
Hayır, çok yanlıştır. İctihad da, İcma da dinin emridir. Allahü teâlâ da, Resulü de, âlimleri övmüş, müctehid âlimlere ictihad etmeyi, Müslümanların da onlara uymalarını emretmiştir. Bu emre uyarak müctehid âlimler, Nasslarda [âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde] açıkça bildirilmeyen hususları açıklayarak ictihad etmişlerdir.
Kıyas ve İctihad, Nassların manasını açığa çıkarır, emirleri arttırmaz. (M. Rabbanî 1/186)
İctihad, Resulullah’ın bildirmediği şeyleri bulup bildirmek değil, Nasslardaki kapalı yerleri anlayıp meydana çıkarmaktır. İctihadla anlaşılan farzlara da önem vermeyen, aklına uyup müctehidin hükmünü beğenmeyen kâfir olur. (S. Ebediyye)
Nasslarda açıkça bildirilmediği hâlde, mezhep imamlarının helal, haram, farz, vacib olarak bildirdikleri hükümler vardır. Nasslardan işaret bulmadıkça, bunları bildirmezler. (F. Bilgiler)
Kitab, Sünnet ve İcma ile açıkça bildirilen farzlara inanmayan kâfir olur. (Halebi-i kebir)
Eshab-ı kiramın söz birliğine İcma denir. Bir şeyi, Eshab-ı kiram sözbirliğiyle bildirmediyse Tâbiînin sözbirliği bu şey için İcma olur. Tâbiîn de bu şeyi sözbirliğiyle bildirmediyse Tebe-i Tâbiînin sözbirliğiyle bildirmeleri İcma olur. (S. Ebediyye)
Bunlar gibi, dört mezhebin sözbirliğiyle bildirmesi de İcma olur. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Bir hüküm üzerinde, dört mezhebin ictihadları arasında hâsıl olan İcma’a inanmayan da kâfir olur. (M. Rabbanî 2/36)
Dört mezhebin İcma ile bildirdiği ve her memlekete yayılmış olan bir hükmü kabul etmeyen kâfir olur. (İbni Âbidin)
Görüldüğü gibi, İctihadla anlaşılan farzlara ve haramlara da uymak gerektiği, hatta sözbirliğiyle bildirilen İctihadı yani İcma’ı inkâr edenin kâfir olacağı, bu vesikalarda açıkça bildirilmiştir.
En kötü ziyafet
Sual: Sadece zenginlerin, makam ve mevki sahibi kimselerin bulunduğu davete gitmekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Hepsi böyle kimseler ise, içinde fakirler, garibanlar yoksa o davete gitmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yemeklerin en kötüsü, zenginlerin davet edilip, fakirlerin davet edilmediği ziyafetteki yemeklerdir.) [Buharî]
Fayda ve zarar veremeyen kim?
Sual: Dinde reformcu biri, (Allah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar) mealindeki âyetleri delil göstererek, (Medet ya Resulallah, medet ya Abdülkadir-i Geylanî demek şirktir, üstelik bunlar ölüdür. Peygamber de olsa, ölü olan kimse yardım edemez. Diri olsaydı, gücü yetseydi yardım eder, hapisteki hocayı oradan çıkarırdı) diyor. Enbiya ve evliya ölü müdür? Diriye yardım ettiren Allah, ölüye yardım ettirmekten âciz midir?CEVAP
Reformcunun görüşleri reformdan daha ötedir. Maksadı dinî inançları yıkmaktır. Burada birkaç yanlış var:
1- Âyet-i kerimelerde (Putlara ibadet etmeyin!) deniyor. (Resulümden, evliyamdan, yardım istemeyin!) denmiyor.
2- Diriye de yardım ettiren Allah'tır. (Allah diriye yardım ettirir, ölüye yardım ettiremez) demek küfürdür. Allahü teâlâya ölülere kuvvet vermekten âciz değildir.
3- (Ölü peygamber size fayda ve zarar vermez) demesi de çok yanlıştır. Âyet-i kerimelerde, (Fayda ve zarar vermeyen şeyler) diye bildirilenler, putlardır. Bu hususu bildiren, birçok âyetten birkaçının meali şöyledir:
(Allah’ı bırakıp da, size fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?) [Maide 76]
(Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine fayda ve zarar veremeyen putlara taparlar: “Bu putlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler.) [Yunus 18] (Burada, şefaatçi olamayan, fayda ve zarar veremeyen, enbiya ve evliya değil, putlardır. Enbiyayı, evliyayı put yerine koymak çok çirkindir.)
(Allah'tan başka ibadet ettikleriniz [taptıklarınız], sizin gibi kuldur [yaratıktır]. Eğer sözünüzde [davanızda] doğruysanız, onları çağırın da size cevap versinler. Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri veya işitecek kulakları mı var? Taptıklarınız, kendilerine yardım edemez ki size yardım etsin?) [Araf 194,195, 197] (Tapılan şey put ki, eli, ayağı, gözü kulağı var mı deniyor. Enbiya ve evliya zatlar put değildir.)
(Sakın puta tapanlardan olma! Allah’tan başkasına, sana fayda ve zarar veremeyen şeylere yalvarma!) [Yunus 106] (Burada da, putlara tapma, Allah'a ibadet et deniyor.)
(Görmüyorlar mıydı ki, o şey [buzağı heykeli] onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve fayda verebilirdi?) [Taha 89]
(İbrahim dedi ki: Öyleyse, Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye [puta] hâlâ tapacak mısınız?) [Enbiya 66]
Bütün âyet-i kerimelerde fayda ve zarar vermeyen şeylerin putlar olduğu, putlara ibadet edilemeyeceği açıkça bildiriliyor.
Allah’ın kudreti olmadan, dirinin yardım edeceğine inanıp da, ölünün yardım edemeyeceğine inanmak şirk olur. Dirinin yardım edeceğine inanıp da, Allah’ın kudretiyle ölünün yardım edeceğine inanmamak da, Allah’ı âciz kabul etmek olacağı için küfür olur. Hâlbuki Allahü teâlâ her şeye kadirdir. Ölüden diri, diriden ölü yaratır. (Âl-i İmran 27)
Abdülhak-i Dehlevî hazretleri buyuruyor ki: İnsan ölünce ruhunun ölmediği âyet ve hadisle sabittir. Ruh şuur sahibidir, ziyaret edenleri tanır. Velilerin ruhları, diri iken de, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Keramet sahibi olan ruhlardır. Ruh, insanın ölmesiyle ölmez. Kerameti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olmaktadır. (Mişkat)
Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki: Enbiya ölünce mucizeleri, evliya ölünce de kerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarda diri olup namaz kıldıkları, şehitlerin de diri oldukları, kâfirlerle savaşırken yardım ettikleri hadis-i şeriflerle bildirildi. (Şevâhid-ül-hak)
Mevlana Abdülhakim-i Siyalküti hazretleri buyuruyor ki: Ölü yardım eder. Dua eden, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmakta, (Ey Allah’ın veli kulu, bana şefaat et! Allahü teâlânın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!) demektedir. Dileği veren yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. (Zad-ül-lebib)
Kur'an-ı kerimde, Allah yolunda ölenlerin yani peygamberlerin ve şehitlerin ölmediği bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Fî-sebîlillah [Allah yolunda] öldürülenlere ölü demeyin! Bilâkis onlar diridir, ama siz bunu anlayamazsınız.) [Bekara 154]
Demek ki, can çıkmakla insan ölmüyor, ruhu bedenden ayrılıyor. Beden çürüse de, ruh işitiyor, iş yapıyor. Hazret-i Hızır’ın ruhunun iş yapması, yardıma koşması da böyledir. Allahü teâlâ, (Allah yolunda ölenlere ölü demeyin!) buyururken, bu sapığın Resulullah'a ölü demesi, Kur'an-ı kerime de inanmamak demektir. Allah yolunda ölenlere şehitler de dâhildir. Peygamberler, elbette şehitlerden üstündür.
Fâtiha sûresindeki, (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki âyet-i kerime, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, Allahü teâlâdan başka bir güç olduğunu göstermez. Mesela acıkan kimsenin, hiçbir sebebe yapışmadan, (Ya Rabbi, beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir, çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur, fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. (Yalnız senden yardım isteriz) diyen kimsenin fırıncıya gidip, (Bana ekmek ver!) diye ondan yardım istemesi, Allah’tan başkasından yardım istemek değil, Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak olur. Ölü veya diri evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır. Sebeplere yapışmak da, Allahü teâlânın emrine uygundur. Cansız ilaca şifa özelliğini veren, dirinin yardım etmesine kuvvet veren Allahü teâlâ, kabrinde diri olan bir peygambere veya evliyaya yardım etme kuvvetini vermekten âciz midir?
Reformcu, laf ebeliği yapıp, (Peygamber ve Abdülkadir Geylani ölü olduğu için yardım edemiyor, diri olsaydı yardım eder, hapisten hocayı çıkarırdı) diyor. Peki, sen Allah’a dua ediyorsun da, niye maksadına kavuşamıyorsun? Hâşâ Allah da mı ölüdür? Allahü teâlâ, niye yardım etmiyor, hocayı niye hapisten çıkarmıyor? Allahü teâlâya dua edip de kabul olmuyorsa, bir sebebi var elbette. Aynı sebep öteki için niye düşünülmüyor?
Gafletle namaz kılmak
Kim ki kötülüklerden olamamışsa selâmet,
Bu, namazı gafletle kıldığına alâmet.
Yemin kefareti
Sual: Maide sûresinin, (Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmektir. Bunları yapamayan üç gün oruç tutar. Yeminlerinizin kefareti budur) mealindeki 89. âyetinde bildirilen yedirmenin veya giydirmenin kıymeti, fakire verilemez mi?CEVAP
Fıkıh kitaplarımızda deniyor ki: Sarık ve mest vermek, elbise olarak caiz olmaz. Yemek bedeli olarak caiz olur. Şayet her fakire birer sarık verilir, bu da gömlek veya uzun don olmaya müsait olursa caiz olur, değilse elbise olarak caiz olmaz, fakat kıymeti bir fıtra miktarı olursa, yemeğe bedel olarak caiz olur.
On fakire bir elbise verilse, bunun kıymeti, her fakire verilecek bir elbise bedelinden fazla bile olsa, bu, elbise yerine caiz olmaz. Ancak, yemek yerine olur. Yemin kefareti için eski bir elbise verilse fakat yeni elbisenin dayandığı müddetin yarısından az zaman dayansa bu caiz olmaz, fazla dayanırsa caiz olur. Kıymetinin ucuz veya pahalı olması hükmü değiştirmez. Bir kimse bir fakire, bir defada on elbise verse, yemekte olduğu gibi bu da caiz olmaz. On fakire bir hayvan verse, kıymeti on elbiseye veya on yemeğe bedel olsa, kıymeti itibarıyla, elbiseden bedel caiz olur. Verilen dirhemler de [gümüş paralar da] böyledir, yani kıymeti, elbiseye değil de, yemeğe bedel olursa caiz olur. (F. Hindiyye)
Yemin kefareti için, bir köle azat etmek veya on fakiri sabah akşam doyurmak yahut on fakire orta halli insanlara elverişli, üç aydan fazla dayanacak ve bedenin çoğunu örtecek bir kat elbise vermek gerekir. Elbise yerine yalnız don caiz olmaz. Ancak donun kıymeti sabah akşam bir fakiri doyuracak kadar yani bir fıtra miktarı değerde olursa, kıymeti itibarıyla caiz olur. (Dürr-ül-muhtar)
Tefsirlerde ve fıkıh kitaplarında sirke, zeytinyağı, başa giyilen sarık, peynir gibi maddelerin de verilebileceği yazılıdır. (Kurtubî)
Yemin kefareti olarak, on fakire bir kere veya bir fakire on gün, her gün bir kere yarım sa’ buğday, un veya ekmek yahut bu değerde başka mal, altın, gümüş para temlik etmek [vermek] de olur. [Bir fıtra değerinden aşağı olmamak şartıyla] kumaş, havlu, mendil, çorap, et, pirinç, çamaşır, terlik, ilaç veya din, fen, ahlak kitabı verilebilir. (S. Ebediyye)
Abdünnebi demek
Sual: Bu yıl hacca gidince, yine bize birçok kitap dağıttılar. Sûrelerin tefsirinde, (İslamiyet budur) diyerek hep kendi görüşlerini yazmışlar. Abdullah isimli bilgili bir Vehhabi ile bilgisiz cahil Abdünnebi konuşturuluyor. Uydurulan hikâyede, (Abdünnebi ismini koymak şirktir. Allah'tan başkasına kul olunmaz, Allah'tan başkasına rab, mevlâ denmez) deniyor. Vehhabilerin sapıklıkları malum. Bu görüşlerinde de bir yanlışlık veya gizli bir hile var mı?CEVAP
Onların elinde her zaman bir şirk damgası vardır, önüne gelene rastgele bu damgayı basarlar. Bir Müslümana kâfir demek çok yanlış ve tehlikelidir.
Bazı kelimelerin birkaç mânası olur. Cümledeki yerine göre mânası değişir. Kul kelimesi, mahlûk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tâbi, mensup gibi mânalara gelir.
Padişaha bağlı askerlere Kapıkulu denirdi. Bende kelimesi de kul demektir. (Bendeniz, kulunuz) demektir. Bu tâbir bugün bile tevazu ifadesi olarak kullanılmaktadır. Padişahlar, tebaasından olan sadık yardımcıları için, sağ kolum anlamında (Kulum) tâbirini kullanırlardı.
(Kulum) tâbiri Kur'an-ı kerimde de geçer. (Bu, benim adamım, sağ kolum) gibi bir tâbirdir. Cenab-ı Hak, şeytana, (Benim kullarıma senin hâkimiyetin yoktur) buyuruyor. (İsra 65)
İyiler de kötüler de, Allahü teâlânın kulu olduğuna göre, şeytanın aldatamadığı kulun diğerlerinden farklı bir kul olduğu açıktır. (Benim kulum) dediği salih kullarıdır.
Abd, kul, köle demektir. Abdünnebi, (Nebi’nin kölesi) demektir. Nebi ismindeki birinin kölesine, Nebinin kölesi denmez mi? Kur'an-ı kerimde, Allahü teâlâ, insanlara hitap ederken, köleler için, (ibadiküm = kullarınız) tâbirini kullanıyor. Demek ki, insanların da kulları yani köleleri olur. Nur sûresinin 32. âyetinde mealen, (Evli olmayan kadınlarınızı, kullarınızdan ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin!) buyuruldu. İmam-ı Gazalî hazretleri, (Bid’at ehli Kur'an-ı kerimi anlayamaz) buyuruyor. Vehhabilerin ana dili Arapça olduğu hâlde, âlim dedikleri zatları bile, bu kadarını anlamaktan âciz oluyorlar. Ehl-i sünnet olmadıkça, Kur'an-ı kerimi doğru anlamak mümkün olmaz.
Rab kelimesi, ilah mânasından başka, sahip, malik, hükümdar, efendi mânasına geldiği gibi, besleyen, yetiştiren, terbiye eden anlamına da gelir. Yusuf aleyhisselamın zindandan çıkan bir arkadaşına, (Rabbinin yani hükümdarın yanına gidince benim suçsuz olduğumu ona söyle!) dediği Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Rabbinin [hükümdarın, efendinin] yanında [zindandan çıkarılmam için] beni an!) [Yusuf 42]
Demek ki rab kelimesi sadece ilah anlamında değildir. Hükümdar, terbiye eden gibi mânalara da gelir. Bunun için terbiye eden, yetiştiren, ders veren erkeğe mürebbi, kadına da mürebbiye denir.
Mevlâ kelimesi de yedi mânaya gelir. Meşhur olan üç mânası ilah, köle ve efendi demektir. Mevlâna Celaleddin Rumi demek, (Efendimiz Celaleddin Rumi) demektir. Buradaki (Mevlana = Mevlamız) kelimesi (İlahımız Celaleddin Rumi) demek değildir. Büyüğümüz, efendimiz demektir.
Bid’at ehli, bunları bilmediği için Abdünnebi diyen Müslümanları müşrik diye damgalıyor. Sadece bu konuda değil, birçok konuda, Müslümanlara müşrik diyorlar. Müslümana kâfir diyenin imanı varsa, kendisi kâfir olur. Vehhabilerin imansız oldukları birçok muteber eserde yazılıdır.
Hristiyanlar da, bu kul kelimesiyle alay ediyorlar, (Müslümanlar, kendilerini kul köle kabul ediyorlar, hâlbuki biz Tanrı’nın çocuklarıyız) diye övünüyorlar.
Bilmemek o kadar ayıp sayılmaz, ama bilmediğini bilmeyip Müslümanları tekfir etmek, şirk damgası vurmak çok büyük bir ahmaklıktır.
İhlâs ve namaz
İhlâsla namaz kılan, kavuşur çok nimete,
Sıkıntıya uğramaz, uçup gider Cennete.
27 Ocak 2013 Pazar
Düşünmez misiniz?
Sual: Bir ateist, (İslam, kişiyi düşünmemeye ve aklını kullanmamaya iter, kitap ne derse ona inanılır. Bu durum kişinin ilerlemesine ve bilime de mani olur) diyor. Bu bir iftira değil midir?CEVAP
İftiradan çok, İslâmiyet'e cahilce bir saldırıdır. Dinimizde aklın, ilmin ve düşünmenin önemi büyüktür. Aklın önemi hakkında bildirilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Aklı olmayanın dini de yoktur.) [Tirmizî, Ebu-ş-şeyh]
(Kişi, ilmi ve aklı sayesinde kurtulur.) [Deylemî]
(Akıllı kimse kurtuluşa ermiştir.) [Buharî]
(Akıl imandandır.) [Beyhekî]
(Allah indinde en kıymetliniz, akılca en üstün olanınızdır.) [İ. Gazalî]
İslamiyet, böyle bildirirken, (Akla önem verilmiyor) demek cahillik değilse iftiradır. Ama akılla her şey hâlledilmez. Aklın sınırı vardır. Sınırından öteye gidilirse akıl çalışmaz, yanlış karar verir.
Akıl bir ölçü aletidir. Allahü teâlâya ait bilgilerde ölçü olmaz. Akıl, insandan insana değiştiği için, bazı insanlar dünya işlerinde isabet ettiği hâlde, bazıları yanılabilir.
Aklın belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya gücü yetmez. Akıl, insanlarda eşit değildir. En yüksek akılla en aşağı akıl arasında çok fark vardır. Şu hâlde (Aklın yolu birdir) demek çok yanlıştır. Her işte ve hele dinî işlerde akla güvenilmez. Din işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir kararda kalmaz. En akıllı denilen kimse, din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde bile, çok hata eder. Çok yanılan bir akla, her sahada nasıl güvenilebilir?
Demek ki akıl, kendi sahasında kıymetlidir. Kendi sahasının dışına çıkınca yanılır. Aklın çerçevesi dâhilinde bilgi sahibi olmaya, yani ilme, dinimiz çok önem verir. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Elbette bilen kıymetlidir.) [Zümer 9]
(Allah, kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.) [Mücadele 11]
(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da, Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, aklını kullanan, düşünen bir toplum için ibretler vardır.) [Nahl 12]
(Geceyle gündüzün meydana gelişinde, Ay’ın, Güneş’in insanlara sağladığı faydalarda, yıldızların Allah’ın emriyle var oldukları, hareket ettikleri konusunda, akıl eden, düşünebilen kimseler için alınacak ibret dersleri vardır) deniyor. Bunlar hakkındaki ilimlerin öğrenilmesi teşvik ediliyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(İlim öğrenmek, kadın erkek her Müslümana farzdır.) [Beyhekî]
(Beşikten mezara kadar ilim öğrenin!) [Şir'a]
(Allahü teâlâ, İbrahim aleyhisselama "Ben ilim sahibiyim, ilim sahiplerini severim" buyurdu.) [İbni Abdilber]
(Hiç kimse, cehaletle aziz, ilimle zelil olmaz.) [Askeri]
(İlim, peygamberlerin mirasıdır.) [Deylemî]
(İlim ve edepten mahrum olanı Allah rezil eder.) [İbni Neccar]
(Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadetten daha sevabdır.) [Deylemî]
(Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen veya bunları seven ol! Yoksa helak olursun.) [Beyhekî]
(Âlim veya ilim talebesi olmayan bizden değildir.) [Deylemî]
(İlimle yapılan az iş faydalı olur, ilimsiz çok işin kıymeti olmaz.) [Deylemî]
(İlim olan yerde Müslümanlık vardır, ilim olmayan yerde küfür vardır.) [H. L. O. İman]
(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir. Çünkü Allahü teâlâ, "İlim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberanî]
(İlmi, fenni al, hangi kaptan çıktığı sana zarar vermez.) [Künuz-ül hakaik]
(Fen ve sanat müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!) [İbni Asakir]
(İlim Çin’de de olsa alın!) [Deylemî, Taberanî, Beyhekî]
Çin’den alınacak ilim, elbet fen ilmi ve her türlü teknolojidir. Bu hadis-i şerifler, dünyanın en uzak yerinde, hattâ kâfirlerde bile olsa ilmi almayı emretmekte, Doğu’dan veya Batı’dan gelme diyerek fenni reddetmemek gerektiğini bildirmektedir. (Mevduat-ül-ulum)
Bu vesikalar karşısında, ateistin cahilce saldırısının hiçbir ilmî değeri yoktur.
Kalbin şifası
Namaz kalbe şifadır, mahzun gönlü şen eder,
Doğru kılınan namaz, çirkin şeyden men eder.
İctihad dinin emridir
Sual: (İctihadla farz veya haram diye bir hüküm çıkarılamayacağı gibi, ictihadlarla hâsıl olan İcma’a da uymak gerekmez) sözü doğru mudur?CEVAP
Hayır, çok yanlıştır. İctihad da, İcma da dinin emridir. Allahü teâlâ da, Resulü de, âlimleri övmüş, müctehid âlimlere ictihad etmeyi, Müslümanların da onlara uymalarını emretmiştir. Bu emre uyarak müctehid âlimler, Nasslarda [âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde] açıkça bildirilmeyen hususları açıklayarak ictihad etmişlerdir.
Kıyas ve İctihad, Nassların manasını açığa çıkarır, emirleri arttırmaz. (M. Rabbanî 1/186)
İctihad, Resulullah’ın bildirmediği şeyleri bulup bildirmek değil, Nasslardaki kapalı yerleri anlayıp meydana çıkarmaktır. İctihadla anlaşılan farzlara da önem vermeyen, aklına uyup müctehidin hükmünü beğenmeyen kâfir olur. (S. Ebediyye)
Nasslarda açıkça bildirilmediği hâlde, mezhep imamlarının helal, haram, farz, vacib olarak bildirdikleri hükümler vardır. Nasslardan işaret bulmadıkça, bunları bildirmezler. (F. Bilgiler)
Kitab, Sünnet ve İcma ile açıkça bildirilen farzlara inanmayan kâfir olur. (Halebi-i kebir)
Eshab-ı kiramın söz birliğine İcma denir. Bir şeyi, Eshab-ı kiram sözbirliğiyle bildirmediyse Tâbiînin sözbirliği bu şey için İcma olur. Tâbiîn de bu şeyi sözbirliğiyle bildirmediyse Tebe-i Tâbiînin sözbirliğiyle bildirmeleri İcma olur. (S. Ebediyye)
Bunlar gibi, dört mezhebin sözbirliğiyle bildirmesi de İcma olur. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Bir hüküm üzerinde, dört mezhebin ictihadları arasında hâsıl olan İcma’a inanmayan da kâfir olur. (M. Rabbanî 2/36)
Dört mezhebin İcma ile bildirdiği ve her memlekete yayılmış olan bir hükmü kabul etmeyen kâfir olur. (İbni Âbidin)
Görüldüğü gibi, İctihadla anlaşılan farzlara ve haramlara da uymak gerektiği, hatta sözbirliğiyle bildirilen İctihadı yani İcma’ı inkâr edenin kâfir olacağı, bu vesikalarda açıkça bildirilmiştir.
En kötü ziyafet
Sual: Sadece zenginlerin, makam ve mevki sahibi kimselerin bulunduğu davete gitmekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Hepsi böyle kimseler ise, içinde fakirler, garibanlar yoksa o davete gitmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yemeklerin en kötüsü, zenginlerin davet edilip, fakirlerin davet edilmediği ziyafetteki yemeklerdir.) [Buharî]
Kardeşim demek
Sual: Bir arkadaş var. Yaşça kendinden büyük küçük herkese (Kardeşim) diyor. Böyle demesi uygun mudur?CEVAP
Kur’an-ı kerimde müminlerin kardeş olduğu bildiriliyor. Peygamber efendimiz, (Allah’ın kulları, kardeş olun!) buyuruyor. Hazret-i Ömer’e de, (Kardeşim Ömer) diye hitap ediyor. Hazret-i Ömer, bu sözün dünyalara bedel olduğunu söylüyor.
Merhum hocamız da, (Kardeşim) diye hitap ederdi. Sünnet olduğu için de (kardeşim) demek çok güzeldir. Ancak günümüzde yaşlının gençlere (kardeşim) demesi hoş karşılanırsa da, gencin yaşlılara (kardeşim) demesi tuhaf görülür. 30 yaşındaki bir gencin 70 yaşındaki birine (kardeşim) demesi yadırganır. Bu yüzden, (Abi) demek çok güzeldir. Çünkü (abi) denince (kardeşim) de denmiş oluyor. Abi, büyük kardeş demektir. (Kardeşim) demekte sevgi var. (Abi), (Abiciğim) demek, (Sen benim kardeşimsin, abimsin, büyüğümsün, emrindeyim) anlamına gelir. Bu bakımdan (Abi) ifadesinde hem sevgi, hem saygı, hem de teslimiyet var. Yaşlı genç ayırmadan herkese (abi) demek, bu bakımdan daha güzeldir.
Eken biçecek
Ecel şerbetini herkes içecek,
Eden bulacaktır, eken biçecek.
Hâkimler hâkimi Allah
Sual: Kur’an-ı kerimde, (Eleysallâhü bi-ahkem-il hâkimîn = Allah hâkimler hâkimi değil mi?) diye bir âyet vardır. Türkçeye uygun olarak buna evet mi, hayır mı demek gerekir?
CEVAP
Allahü teâlâ, orada, (Allah hâkimler hâkimidir, öyle değil mi?) diye soruyor. Allah'ı tasdik etmemiz gerekir. Hayır dersek yanlış olur, Allah'ı tasdik etmemiş oluruz. Söze evetle, tasdik ederek başlamalı. (Evet, Allah hâkimler hâkimidir) demek Türk diline uygun olur.
Kâlu belâ sözünde de, durum aynıdır. Cenab-ı Hak, ruhları yarattığı zaman, (Elestü bi-rabbiküm?) buyurdu. Ruhlar da, (Belâ) diye cevap verdiler.
Elestü bi-rabbiküm, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) demektir. (Kâlu Belâ) ise, (Evet [Sen bizim Rabbimizsin] dediler) demektir.
Arapça dili zengin olduğu için iki tane (Evet) vardır. Olumsuz sorulara, olumlu cevap için (Belâ), olumlu sorulara olumlu cevap için (Neam) kullanılır. Türkçede bu zenginlik olmadığı için sadece Evet veya Hayır demekle maksat anlaşılmaz. Cümleyi tam söylemek gerekir. (Evet, sen bizim rabbimizsin), (Evet, sen hâkimler hâkimisin) cümlelerinde olduğu gibi tam söylenirse mesele kalmaz.
Dua kabul olmaz
Kişi, namaz kılmazsa, kabul olmaz duası,
Yaptığı iyi işler, silmez kalbdeki pası.
Ya dünya ya âhiret
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Âhiret, dünyanın zıttıdır. Dünya sıkıntı, âhiret ferahlık yeridir. Cennette gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, akıl almaz nimetler vardır. Dünyada zevk sefa düşkünü olan, âhirette bunlardan mahrum kalacaktır. Dünyada Allahü teâlâdan korkmayan, âhirette çok korkacaktır. Dünya geçici, âhiret ise sonsuzdur.
İnsan, ya dünyayı, ya âhireti tercih eder. Dünyayı tercih eden, âhireti terk edip de yalnız dünyaya bağlanmışsa, sadece dünyayı elde etmek için çalışıyorsa, yalnız dünyaya tapıyorsa, onun her şeyi bitmiştir. Hâlbuki âhireti terk etmeden, nefsine aldandığı için dünyaya da meyleden müminin kurtulma ümidi vardır.
Dünyanın kendisi değil, sevgisi kötüdür. Bir kalbde iki sevgi olmaz. Bir insan, aynı anda iki yere, mesela hem Mekke’ye, hem de Paris’e gidemez. İnsan, ya âhiret veya dünya yolcusudur. Âhiret yolcusu olan, en büyük günahları işlese de, pişman olup tevbe ederse, Allahü teâlâ affeder. Tevbe etmeden ölürse, yine affa ve şefaate kavuşabilir. Kavuşamasa da, ölüm, kabir, mahşer ve nihayet Cehennem sıkıntısıyla affedilir. Çünkü imanı vardır. Dünyayı tercih edip, âhireti tamamen bırakır da, kâfir olarak ölürse, artık onun kurtuluş ümidi kalmaz.
İnsanlara, Allah’ı ve Resulünü tanıtmak, âhireti hatırlatmak, doğru kitap vererek İslamiyet’i anlatmak gerekir. İbadet ancak imanı olanlara farz olur. İmansıza ibadet farz olmaz. Bu yüzden, en fazla üzerinde durulacak husus imandır. Esas kök odur. Dal, budak ve meyve, yani ibadetler daha sonra gelir. İbadetler muhakkak lazımdır, ama iman, yani kök yoksa, ağaç zaten olmaz. Bunun için Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri, (Bizim asıl derdimiz, esas maksadımız imanı muhafazadır. Küfür, Ceyhun Nehri gibi akıyor. Ancak, şiddetli bir selin, bir çınarın kovuğuna girmiş saman çöpünü götüremediği gibi, İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi bir büyüğün, böyle yüce bir çınarın kovuğuna sığınan Müslümanları götüremez, onlar kurtulmuştur. Yoksa bu sele karşı koymak, bu selden kurtulmak mümkün olmaz) buyurmuştur.
Bu büyükleri tanıyan, seven, kitaplarına yapışan, bir kitabını ele geçiren, küfür selinin sürükleyip götürmesinden kurtulabilir. Bu yüzden, onların kitaplarını her yere ulaştırarak, hem bizzat kendimizin, hem de birçok insanın kurtulmasına çalışmalıyız.
Şehid olarak ölmek
Sual: Bir arkadaş, denizde boğularak şehid olmanın sevabının büyük olduğunu bildiği için suda, denizde boğularak ölmem için bana dua ediyormuş. Yüzüme karşı da, (İnşallah denizde boğulursun) dedi. Böyle dua etmek uygun mudur?
CEVAP
Şehid olarak ölmek elbette çok iyidir. (Şehid olasın!) diye dua etmek de iyidir, fakat (Denizde boğularak öl!) diye dua etmek doğru değildir. Bir insanı yılan soksa, vahşi hayvanlar parçalayıp öldürse şehid olur. Ona, (Seni yılanlar soksun, aslanlar parçalasın) diye dua etmek çok yanlıştır. Trafik kazasında beyni parçalanarak ölen de şehid olur, ama (Sen bu şekilde öl!) diye dua edilir mi hiç? Donarak veya ateşte yanarak ölen de şehid olur, ama birine (Böyle öl!) diye dua etmek, beddua olur.
Denizde boğularak ölmek, acı bir ölümdür. Onun için Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri, (Bana bir Fatiha okuyan, denizde, suda boğulmaktan kurtulsun) diye dua ediyor. Yani o kimsenin şehid olmasını istemiyor mu?
Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:
(Gemiye binen kimse, Besmele çekerek, Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okursa, boğulmaktan emin olur.) [Taberanî]
Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. âyet-i kerimesini okuyanın boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubî)
Suda, denizde boğulmak için dua etmek uygun olsaydı, Peygamber efendimiz, (Şu duayı okuyun, suda boğulun) derdi. Hâlbuki boğulmamak için dua edilmesini bildiriyor.
İnsan yatağında rahatça ölse de yine şehid olabilir. Yatağında şehid olarak ölmek için dua etmelidir.
İyi arkadaş
Sual: Bir gazete köşesinde, (İyi arkadaş yoktur, henüz size kötülük yapmamış arkadaş vardır) diye bir söz yazıldı. Bu söz doğru mudur?
CEVAP
Doğru değildir. (İnsanlara karşı dikkatli olmak gerekir) anlamında söyleniyorsa da, (İyi insan, iyi arkadaş yoktur) denmez. Dikkatli olmak gerektiğini başka şekilde ifade etmelidir. İyi insan, iyi arkadaş, doğru iman edip, günahlardan sakınan, ibadetlerini yapan salih Müslüman demektir. Peygamberlerin, Evliya zatların ve salihlerin hepsi iyi insanlardır. Eshab-ı kiram, Resulullah’ın arkadaşlarıydı, hepsi de iyiydi, hepsi de Cennetlikti. (İyi arkadaş yok) demek, çok yanlış bir şeydir. (İyi arkadaş bulmak zordur) denebilir, ama (Hiç yoktur) denmez.
CEVAP
Şehid olarak ölmek elbette çok iyidir. (Şehid olasın!) diye dua etmek de iyidir, fakat (Denizde boğularak öl!) diye dua etmek doğru değildir. Bir insanı yılan soksa, vahşi hayvanlar parçalayıp öldürse şehid olur. Ona, (Seni yılanlar soksun, aslanlar parçalasın) diye dua etmek çok yanlıştır. Trafik kazasında beyni parçalanarak ölen de şehid olur, ama (Sen bu şekilde öl!) diye dua edilir mi hiç? Donarak veya ateşte yanarak ölen de şehid olur, ama birine (Böyle öl!) diye dua etmek, beddua olur.
Denizde boğularak ölmek, acı bir ölümdür. Onun için Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri, (Bana bir Fatiha okuyan, denizde, suda boğulmaktan kurtulsun) diye dua ediyor. Yani o kimsenin şehid olmasını istemiyor mu?
Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:
(Gemiye binen kimse, Besmele çekerek, Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okursa, boğulmaktan emin olur.) [Taberanî]
Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. âyet-i kerimesini okuyanın boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubî)
Suda, denizde boğulmak için dua etmek uygun olsaydı, Peygamber efendimiz, (Şu duayı okuyun, suda boğulun) derdi. Hâlbuki boğulmamak için dua edilmesini bildiriyor.
İnsan yatağında rahatça ölse de yine şehid olabilir. Yatağında şehid olarak ölmek için dua etmelidir.
İyi arkadaş
Sual: Bir gazete köşesinde, (İyi arkadaş yoktur, henüz size kötülük yapmamış arkadaş vardır) diye bir söz yazıldı. Bu söz doğru mudur?
CEVAP
Doğru değildir. (İnsanlara karşı dikkatli olmak gerekir) anlamında söyleniyorsa da, (İyi insan, iyi arkadaş yoktur) denmez. Dikkatli olmak gerektiğini başka şekilde ifade etmelidir. İyi insan, iyi arkadaş, doğru iman edip, günahlardan sakınan, ibadetlerini yapan salih Müslüman demektir. Peygamberlerin, Evliya zatların ve salihlerin hepsi iyi insanlardır. Eshab-ı kiram, Resulullah’ın arkadaşlarıydı, hepsi de iyiydi, hepsi de Cennetlikti. (İyi arkadaş yok) demek, çok yanlış bir şeydir. (İyi arkadaş bulmak zordur) denebilir, ama (Hiç yoktur) denmez.
Helâl rızık ve dine hizmet
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Dine yapılan hizmetleri devam ettirmek sağlıklı bünyeye; sağlıklı bünye de, helâl rızıkla beslenmeye bağlıdır. Cennete de, önce iman, sonra helâl kazanç, dürüstlük, iyi geçinmek, dua almak ve haramlardan sakınıp farzları yapmakla gidilir. En helâl rızık, cihadla elde edilendir. Günümüzün cihadı kalemle, dinî yayınla yapılmaktadır. Cihad parası, Allah için kazanılan ve Allah için harcanan paradır. Helâl rızık ibadete, haram rızıksa günaha götürür.
(İbadetler on kısımdır, dokuzu, helâl kazanmaktır) buyuruluyor. İbadetlerin başı, helâl lokmadır. Bir kimse, ticaret ilmini bilmezse, kul hakkına riayet etmezse, haramı helâli düşünmezse, kendisi ve çoluk çocuğu ibadet etmekte zorlanır, bunlar onu küfre kadar götürür.
Hadis-i şerifte, (Bir tel ipliği haramdan olan elbiseyle kılınan namaz ve edilen dua kabul olmaz) buyuruldu. Namaz sahih olur, borç ödenirse de, sevab alamaz. Haram işleyenin, kul hakkına girenin bütün ibadetleri, sahih olsa da, ibadetlerine sevab verilmez.
İslamiyet’te sıra şöyledir: Önce doğru iman [Ehl-i sünnet itikadı], sonra sırasıyla ilim öğrenmek [neyi nasıl yapacağını bilmek], haramdan sakınmak, farzı yapmak, mekruhtan sakınmak, vacibi yapmak, tenzihen mekruhtan sakınmak, sünneti yapmak, müstehabı ve nafileyi yapmaktır. Bu sırada, öncekini yapmadan, sonrakini yapmak faydasızdır. Hattâ bazı büyük zatlar, talebelerine nafile hacca, umreye gitmelerine izin vermemişlerdir. Çünkü nafile ibadet, bir farzın terkine veya bir harama sebep olursa, sevab yerine günah kazanılır. İslamiyet ilim dinidir, heves dini, (Ben yaptım da oldu) dini değildir.
Allahü teâlâ, (Yiyin, için, fakat israf etmeyin!) buyuruyor. İsraf büyük günahtır. Bu hizmetlerde tasarrufa riayet şarttır. Boşa yanan ışık, israf edilen malzeme, boş yere çalıştırılan işçi, lüzumsuz edilen telefonlar ve diğer şekillerde yapılan israf, sıkıntılara ve Allah’ın gazabına sebep olur. Irmağın suyu akıp gittiği hâlde, dinimiz, (Irmakta abdest alırken de israf etmeyin!) buyuruyor. Onun için israftan çok sakınmalı. Kur’an-ı kerimde müsriflere, (Şeytanın kardeşi) deniyor. İnsan, iyi anlaştıklarıyla kardeş, arkadaş olur. Demek ki, şeytan, israf edenle çok iyi anlaşıyor. Şeytanla anlaşanın, ona uyanın da sonu bellidir. Şeytanın değil, meleklerin arkadaşı olmalıdır!
Cami çok uzakta ise..
Sual: En yakın cami, bize oldukça uzaktır, fakat imamı bid’at ehli ve fâsık değildir. Uzak demeden gitmek daha mı çok sevab olur?CEVAP
Uzak olunca gitmek şart değilse de, gidilebilirse çok sevab olur. Camiye giderken her adımına sevab verildiği gibi, camiden eve dönerken de, her adımına sevab verilir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Abdest alıp namaz kılmak için, camiye gidenin, her adımında, bir sevab yazılır, bir günahı da affedilir. Cami ne kadar uzaksa, o kadar çok sevab kazanır. Camiye gelip de, cemaatle namaz kılarsa günahları affedilir. Cemaate yetişemese, yalnız kılsa bile, yine günahları affedilir.) [Ebu Davud]
(Bir kişinin evi, camiye ne kadar uzaksa, camiye gitme sevabı da, o kadar çok olur.) [Müslim]
(Abdest alıp, mescide gelen, evine dönünceye kadar namazda sayılır.) [Hâkim]
İmam bid’at ehli veya fâsıksa, evinde kılmalı. Evinde cemaatle kılarsa daha iyidir.
Farz düşmanı mı?
Sual: (Kaza namazı borcu olan, nafile namaz kılamaz) mealindeki birkaç hadis-i şerifi kaynaklarıyla nakledince, kazası olduğu hâlde nafile kılan, hattâ mekruh olmasına rağmen, cemaatle nafile namaz kıldıran sakalsız bir hoca, Peygamber efendimizin emrine uyarak farzı kaza ettiğim için bana, (Sen Sünnet düşmanısın) dedi. İslam âlimlerinin açıklamasına uygun olarak hadis-i şeriflere uymaya, Sünnet düşmanlığı denir mi? Sünnete düşman olmak küfür değil midir? Bir Müslümana kâfir diyenin de, kendisi kâfir olmaz mı? Ben de ona, (Sen farzı bırakıp nafileyle, sünnetle meşgul oluyorsun, sen de Farz düşmanısın) desem, ben de hocanın yuvarlandığı uçuruma düşmüş yani küfre girmiş olur muyum?
CEVAP
Elbette, bir Müslümana Sünnet düşmanı veya Farz düşmanı demek küfür olur. Farzı da, Sünneti de beğenmeyen kâfir olur. Farz veya Sünnet düşmanı diyerek bir Müslümanı tekfir edenin kendisi kâfir olur. Hocanın, taassubundan dolayı gözünü kan bürümüş ki, Resulullah'ın bildirdiklerine uyan Müslümana Sünnet düşmanı, yani kâfir diyebiliyor. Resulullah'ın emrine uyarak Farza öncelik tanıyana, (Sünnet düşmanı) diye iftira etse de, nafileye öncelik tanıdığı için ona, (O zaman sen de Farz düşmanısın) diyerek onun düştüğü feci duruma düşmemeli.
Sakal bırakmak sünnettir. O hoca, sakalsız olduğuna göre, ona (Sen Sünnet düşmanısın) demek, hocanın mantığına uygunsa da, böyle söylemek dinen uygun olmaz. Hoca, taassup sarhoşluğuyla ağzından çıkanı kulağı duymadığı için, aklı başında olan onun seviyesine inmez.
İbadete menfaat karıştırmak
Sual: (Hem zayıflar, hem de sigarayı bırakırım) düşüncesiyle, Allah rızası niyetiyle kaza orucu tutmak şirk olur mu?
CEVAP
Allah rızası için niyet edip, dünya menfaatlerini de düşünmek, sevabı azaltırsa da şirk olmaz. Oruç borcundan da kurtulmuş olur.
Allah rızası için oruca başlayıp (Oruç, zayıflamaya ve sigarayı bırakmaya da sebep olur) diye düşünmenin hiç mahzuru olmaz. Mahzurlu olan, zayıflamak, sigaradan kurtulmak gibi bir dünya menfaatini düşünerek oruç tutmaktır. Abdest alan kimsenin, (Elim yüzüm de temizlenmiş oluyor) demesinin, namaz kılanın, (İhtiyaç kadar hareket etmiş de oluyorum) diye düşünmesinin mahzuru olmaz.
Niyetsiz hac
Sual: Kendisine hac farz olan bir kimsenin, ihrama girince, farz demese de yaptığı hac, farz hac olur mu?
CEVAP
Evet, olur. Hac için Mekke’ye gidiyor, hacca niyet etmiş oluyor. Farz hac demese de, farz yerine gelmiş oluyor. (Fetava-i Hindiyye)
22 Ocak 2013 Salı
Resulullah'ı övmek ibadettir
Sual: Mevlid okumak bid’at midir?CEVAP
Selefi denilenler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullah’ı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak Allahü teâlâyı sevmeyen rahatsız olur, çünkü Allahü teâlâ onu övmekte, (Resulüm biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) buyurmaktadır. (Enbiya 107)
Erkek kadın karışık olmadan, çalgı, müzik ve başka haram karıştırmadan Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni’met-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)
Mevlid okumak ibadettir
Sual: İmam-ı Şa’rani’nin ve İbni Âbidin’in mevlid okutmaya bid’at dediği doğru mu?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Bu, Selefîlerin uydurmasıdır. Bu iki zat, dine aykırı olarak yapılanlara ve bid’at karıştırılanlara bid’at demişlerdir. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Minarede yakılmak için yağ adamak bâtıldır. Seyyid Abdülkadir’e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde mevlid okutmayı nezrederler. Hâlbuki bu mevlide çalgı katıyorlar, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar)
Demek ki, o günkü mevlidlerde de, bugünkü bazı mevlidlerde olduğu gibi teganni ve uygunsuz şeyler varmış. Onun için bu iki büyük âlime isnat edilen yazılarda, mevlid kötülenmiyor, mevlid cemiyetlerinde işlenen haramlar kötüleniyor. Bugün de mevlidlere bid’at karıştırılıyor. Kadın erkek beraber oturup dinliyorlar. (Böyle mevlid okumak uygun değil) demek, mevlidin kendisi kötü anlamına gelmez. Mevlid, Resulullah efendimizi övmektir. Resulullah’ı övmek ise ibadettir, fakat Selefîler bu övmeye bid’at demektedir.
Mevlid kandili için oruç
Sual: Mevlid Kandili için oruç tutulur mu?
CEVAP
Mevlid Kandili, Resulullah’ın doğum günüdür. Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorulunca, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim)
Bu yıl, isteyen, perşembe günü oruç tutmalı. Çarşamba da tutulursa daha iyi olur.
Cünüp göle düşse
Sual: Cünüp, denize veya göle düşse yahut kendi girip çıksa, gusletmiş olur mu?CEVAP
Havuza, göle, ırmağa, denize girip çıkan veya yağmurda ıslanan cünüp, ağzını ve burnunu da yıkarsa gusletmiş olur. Denize başını daldırdığı hâlde ağzına su girmemişse, çıkınca, su içerse gusletmiş olur. Yani, su içmekle ağzı yıkanmış olur. Ama cünüpken ağzı yıkamadan su içmek mekruhtur. (S. Ebediyye)
Göle giren veya düşen cünüp, uzuvlarını hareket ettirip su içinde biraz beklerse, guslün sünnetleri de yerine gelmiş olur.
Hanefî'de niyet farz olmadığı için göle, denize düşenin ağzına ve burnuna da su girmişse gusletmiş oluyor. Şâfiî'de ise, eğer suya düşerken ve su içinde gusle niyet ederse guslü sahih olur. Mâlikî'de ise, hem niyet etmesi, hem de vücudu yaşken delk etmesi yani ovması gerekir.
Namaza mani olan iş
Namaza mani işin, faydası, hayrı olmaz,
Mümin vaktinde kılar, asla kazaya koymaz.
Eşinden izin almak
Sual: Kadın sokağa çıkarken kocasından izin alması gerektiği gibi, erkek de sokağa çıkarken hanımından izin alması gerekir mi?
CEVAP
Erkek, evin reisidir. Reis, maiyetinde bulunanlardan izin almaz, ama evdeki huzurun bozulmaması için, (Ben şuraya gidiyorum) diye haber vermelidir.
S. Ebediyye'de, (Zevcesinden izinsiz sefere, hattâ nafile hacca gitmemeli) deniyor. Nafaka bırakmadan farz olan hacca gitmek de haram olur. Eskiden hacca gitmek de sefere çıkmak da uzun sürerdi. Hacca giderken, sefere çıkarken evin ihtiyaçları temin edilirse, izin almak şart olmaz.
Gönül işi
Eğer gönlü şeyhi için çarparsa,
Fizan’da da olsa, hep yanındadır,
Eğer gözü gönlü başkasındaysa,
Yanında da olsa, çok uzaktadır.
Müslümanın gayesi
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Bir işin sonunda Allahü teâlânın rızası yoksa, bu iş niye yapılır ve niye birbirine bu tavsiye edilir ki? Çünkü bu tavsiye, (Burada bir yük var, al bu yükü şuraya taşı!) demek gibidir. Yani (Dünyayı bir yerden al, öteki uca koy!) demektir. Buna heves edenin ömrü hep taşımakla, yani hamallıkla geçer. Çünkü Allah için olmayan yük, hamallıktır, fakat (Bir yük var, al bunu âhirete götür!) denirse, o işe bin can feda olsun! Peki, bir işin âhirete gitmesi kolay mı? Âhirete gitmesinin şartı, Allah için yapmaktır. Gidecek yük, Onun kullarına iyilik etmektir. En büyük iyilikse, dünyada ve âhirette rahat, huzur içinde yaşamaları için, onlara Ehl-i sünnet itikadını ulaştırmaktır. Bu yük zahmetli olsa da, neticesi rahmettir.
Allahü teâlâ, bir kulunu severse, ona hayırlı bir iş nasip eder. Burada hayırlı işten maksat, mesleğin iyi olması değil, Allah’ın dinine hizmet etme imkânı olmasıdır. Hangi işte hizmet imkânı varsa, o iş hayırlı olur. Hizmette de tek gaye, Onun rızasını kazanmak olmalı. Onun emir ve yasaklarına, önce kendimiz uymalıyız. Sonra Onun kullarının da, bu nimete kavuşması için, bu büyüklerin bildirdiği şekilde, dinimizi onlara ulaştırmalıyız. Bunu yaparken, musibet, sıkıntı çok olur, bunlara da sabretmeye çalışmalı. Niyetimiz almak değil, vermek olmalı. Biz Allah'ın kullarına nasıl muamele edersek, Allahü teâlâ da, bize öyle muamele eder. Zaman; affetmek, iyilik etmek ve acımak zamanıdır. Öfkelenmek zamanı değildir. Ateşe gidene öfkelenmek mi gerekir, yoksa acımak mı? (Ben bu dini, sabır ve merhametle yaydım) hadis-i şerifi, bu işin önemini bildirmektedir. Mahlûklar içinde Allah'a en yakın olan, insanın kalbidir. Günahkâr hattâ kâfir olsa da, kalb kırmaktan çok sakınmalı. Rabbimizi en çok inciten şeylerin ilki küfür, ikincisi kalb kırmaktır.
Geçici rütbeler, kimseyi kandırmamalı. Aksi hâlde her şey biter. Biz henüz yolcuyuz. Aslî vatana öldükten sonra kavuşacağız. Sonsuz saadet orada başlayacak. Allahü teâlâ, herkesin ameline, ihlâsına göre, orada da rütbeler, köşkler verecektir. Müminin tek gayesi Allah rızası olmalı ve (İlahî ente maksûdî ve rızâke matlûbî) demeli. Bu, (Ya Rabbî, benim maksadım yalnız Sensin. Senin rızana kavuşmaktan başka hiçbir hedefim yoktur) demektir.
Kötü âlimler
Sual: Dini anlatıp da kendileri uygulamayan âlimler, ilimleri sayesinde kurtuluşa ererler mi?CEVAP
Aksine daha büyük azaplara maruz kalırlar. Kur'an-ı kerimde, kötü din adamları, kitap yüklü merkebe benzetilmiştir. (Cuma 5)
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(İlmiyle amel etmeyen âlim, Kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) [Beyheki]
(Miraca çıkınca, ateşten makaslarla dudaklarını kesenleri gördüm. Her kesilişte dudakları yeniden tamamlanıyordu. Cebrail aleyhisselam, “Bunlar, din görevlisidir, yapmadıklarını söylerler ve Allah'ın kitabıyla amel etmezler” dedi.) [Beyheki]
(Cehennemde azap çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. “Sen ne günah işledin ki, öyle pis koku çıkarıyorsun?” diye sorulunca, “Ben din görevlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım” der.) [İ. Ahmed]
(Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Tanıdıkları ona, “Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?” derler. O da, “İnsanlara, günahtır, yapmayın” der, kendim yapardım. “Yapın” dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum” der.) [Buhari]
(İnsanlara hayrı öğretip de kendisini, kendi kusurunu görmeyen âlim, tıpkı başkalarını aydınlattığı hâlde kendisini yakıp bitiren kandile benzer.) [Taberanî]
(Kıyamette, ilmiyle amel etmeyen âlimin Cehennemde çıkardığı kötü kokudan, Cehennem halkı rahatsız olarak, “Ey kötü kişi, çektiğimiz azap yetmez gibi, bir de senin çıkardığın kötü kokuya mı katlanalım? Sen ne yaptın da, bu duruma düştün?” derler. Âlim ise, “İlim sahibi idim, fakat ilmimle amel etmezdim” diye cevap verir.) [İ. Ahmed]
(Amelsiz âlim mum gibidir, insanları aydınlatırken kendini yakar.) [Bezzar]
(Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler.) [Hâkim]
(Ümmetim, kötü âlimler, cahil âbidler yüzünden helak olur.) [Darimi]
(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din görevlisinedir.) [Beyheki]
(Âlimlerin en kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar]
Ahirette azaplardan kurtulmak
Uyumak abdesti bozar
Sual: Umreye gitmiştim. Yatıp uyuduktan sonra, namaz kılanları gördüm. Hangi mezhepten olduklarını sordum. (Bizim belli bir mezhebimiz yok. Biz, Peygamber mezhebindeniz. Ona uyarız. O uyuyup abdest almadan namaz kılardı. Biz de onun yolundayız) dediler. Uyumak abdesti bozmaz mı?
CEVAP
Uyumak dört mezhepte de abdesti bozar. Uyumanın Resulullah efendimizin abdestini bozmaması, ona mahsus bir hâldir. Peygamber efendimize haram olan bir şey, ümmetine helâl olabilir. Peygamber efendimize farz olan bir şey, ümmetine farz olmayabilir. Ümmetine haram olan bir şey, Peygamber efendimize caiz olabilir. Birkaç örnek verelim:
1- Ümmetine dörtten fazla kadın almak haram iken, Peygamber efendimize caizdi.
2- Hanımı boşamak ümmetine caiz iken, Peygamber efendimize yasaktı.
3- Ölen kimsenin hanımı başkasıyla evlenebilir. Fakat Resulullah efendimizin hanımları bundan müstesnadır, evlenemezler. Onlar müminlerin anneleridir. Anneyle evlenilmez.
4- Kurban kesmek Resulullah'a farzdı. Ümmetine ise, Hanefi’de vacip, diğer üç mezhepte sünnettir.
5- Gece namazı Peygamber efendimize farzdı. Fakat ümmetine nâfiledir.
6- Altın ve ipek kullanmak ümmetine haramdır. Bir hadis-i şerifte, (Altın ve ipek, ümmetimin kadınlarına helâl, erkeklerine haramdır) buyurulmuştur. Ümmetine haram, ona caizdi. Peygamberler asla günah işlemezler.
7- Uyuması abdestini bozmazdı. Çünkü mübarek gözleri uyur, kalb-i şerifi uyumazdı. Âişe validemizin sualine cevaben Resulullah efendimiz, (Ey Âişe, gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz) buyurdu. (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî)
Demek ki, (Ben Peygamber mezhebindenim), (Ben İslam mezhebindenim), (Benim mezhebim Kur'an) diyen mezhepsizlerin birer sapık oldukları buradan da anlaşılmaktadır.
Kışa yazdan hazırlık
Âhirete giderken, ihlâslı amel taşı!
İbret al, karıncalar, yazdan karşılar kışı.
CEVAP
Uyumak dört mezhepte de abdesti bozar. Uyumanın Resulullah efendimizin abdestini bozmaması, ona mahsus bir hâldir. Peygamber efendimize haram olan bir şey, ümmetine helâl olabilir. Peygamber efendimize farz olan bir şey, ümmetine farz olmayabilir. Ümmetine haram olan bir şey, Peygamber efendimize caiz olabilir. Birkaç örnek verelim:
1- Ümmetine dörtten fazla kadın almak haram iken, Peygamber efendimize caizdi.
2- Hanımı boşamak ümmetine caiz iken, Peygamber efendimize yasaktı.
3- Ölen kimsenin hanımı başkasıyla evlenebilir. Fakat Resulullah efendimizin hanımları bundan müstesnadır, evlenemezler. Onlar müminlerin anneleridir. Anneyle evlenilmez.
4- Kurban kesmek Resulullah'a farzdı. Ümmetine ise, Hanefi’de vacip, diğer üç mezhepte sünnettir.
5- Gece namazı Peygamber efendimize farzdı. Fakat ümmetine nâfiledir.
6- Altın ve ipek kullanmak ümmetine haramdır. Bir hadis-i şerifte, (Altın ve ipek, ümmetimin kadınlarına helâl, erkeklerine haramdır) buyurulmuştur. Ümmetine haram, ona caizdi. Peygamberler asla günah işlemezler.
7- Uyuması abdestini bozmazdı. Çünkü mübarek gözleri uyur, kalb-i şerifi uyumazdı. Âişe validemizin sualine cevaben Resulullah efendimiz, (Ey Âişe, gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz) buyurdu. (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî)
Demek ki, (Ben Peygamber mezhebindenim), (Ben İslam mezhebindenim), (Benim mezhebim Kur'an) diyen mezhepsizlerin birer sapık oldukları buradan da anlaşılmaktadır.
Kışa yazdan hazırlık
Âhirete giderken, ihlâslı amel taşı!
İbret al, karıncalar, yazdan karşılar kışı.
Kur'an Müslümanlığı
Sual: (Kur'an Müslümanlığı) isimli bir kitapta, (Türk toplumunda, erkek gibi, kadın da giyiminde serbesttir. Arzu ettiği şekilde açık giyebilir. Hiçbir yerini kapatmak zorunda değildir. “Kadın kapanmalı” sözü, kadının kişilik ve onur sahibi olmasını önler, İslamiyet’in kadına verdiği şahsiyet ve değeri elinden alır) deniyor. Dinimiz erkeğe ve kadına giyinmede bir ölçü bildirmemiş midir?CEVAP
Öncelikle şunu belirtelim ki, (Kur'an Müslümanlığı) tâbiri çok yanlıştır. Sanki Peygamber efendimizin bildirdiği Müslümanlık Kur'andan ayrı gibi gösterilmektedir. (Kur'an Müslümanlığı) isimli kitabın yazarı ve onun yolunda gidenlerin maksadı, Resulullah'ı aradan çıkartmak, adına Müslümanlık dedikleri, ama Müslümanlıkla alâkası olmayan bir sapık yol meydana getirmektir. Peygambersiz din, dinsizliktir. Allah Resulünün bildirdiği Müslümanlığa, Kur’ana aykırı denebilir mi? Hainliklerini herkes anlar diye böyle açıkça söyleyemedikleri için, İslam âlimlerinin ve mezhep imamlarımızın Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uygun olarak bildirdikleri hükümlerin Müslümanlıktan farklı bir şey olduğu iftirası yapılıyor. Kitabın yazarı, Kur'an-ı kerimden kendi anladığı yanlış görüşlere, (Kur'an Müslümanlığı) diyor. Bu yazara ve diğer mezhepsizlere göre, Peygamber efendimizin açıkladığı, Eshab-ı kiramın ve Ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’andan anladığı (Kur'an Müslümanlığı) olmuyor. Bunlar, kendi anladıkları yanlış hükme, (Kur'an böyle söylüyor) diyorlar. (Yalnız Kur'an) veya (Kur'an Müslümanlığı) gibi dinimize aykırı sözlere itibar edilmemelidir.
Kur'an-ı kerimi en iyi anlayan Peygamber efendimiz, kadınların ve erkeklerin avret yerinin neresi olduğunu açıklamıştır. Kapalı, bilinmeyen bir şey kalmamıştır. Erkeklerin avret yeri, dizlerle göbek arasıdır. Bu kısımları açmak haramdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Erkeğin göbekle dizleri arası avrettir.) [Ebu Davud]
(Uyluk avret yeridir.) [Buhari, Tirmizi]
Kadının avuç içinden ve yüzünden başka bütün vücudu avrettir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]
(Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud]
Erkeğin ve kadının avret yeri açıkça bildirilmiştir. Buraları açmak ve buralara bakmak haramdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki]
Allahü teâlânın Resulü böyle buyururken, kadınların açık gezmesini isteyen zındıkların, (Kur'an Müslümanlığı) demesi din düşmanlığıdır. İslam âlimleri tesettürle ilgili âyet-i kerimeyi şöyle bildiriyorlar:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
(Yalnız Kur'an) veya (Kur'an Müslümanlığı) diyenler kesinlikle Kur'an-ı kerime inanmayan zındıklardır. Kur'an-ı kerimin âyetlerine inanmayan, Allah Resulünü aradan çıkartmaya çalışan, nasıl Müslüman olur ki? Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullah’a (De ki, bana tâbi olun!) buyuruluyor. Resulullah'a tâbi olmayan ve Onun bildirdiği şekilde tesettüre inanmayan, nasıl Müslüman olur?
Bilenin korkusu
Cam sarayda oturan, rastgele taş atamaz,
Dünyayı fâni bilen, gailesiz yatamaz.
Dört mezhepte haram olanlar
Sual: S. Ebediyye’de, dört mezhepte de haram olan bir şeye helâl diyenin kâfir olacağı bildiriliyor. Helâl veya farz olan şeye haram demek de aynı şekilde küfür müdür? Bunlara birkaç örnek verilebilir mi?CEVAP
Evet, küfürdür.
Haram olanlara örnek:
1- Hayzlı ve nifaslı iken namaz kılmak, oruç tutmak, camiye girmek, dört mezhepte de haramdır. (S. Ebediyye)
2- Erkeklerin yabancı kadının yüzünden ve avuçlarının içinden ve dışından başka yerine bakmaları, dört mezhepte de haramdır. (Redd-ül-muhtar)
3- Cünüp olan erkeğin ve kadının, gusletmeden, abdestsiz yapılması caiz olmayan, ibadetlerden birini yapması, dört mezhepte de haramdır. (El-fıkh-ü alel-mezahib-il-erbea)
4- Müta nikâhı ve geçici nikâh dört mezhepte de haramdır, bâtıldır. (Mizan)
5- Dürr-ül-muhtar’ın, (Kur’an-ı kerim okurken, harf eklemeyecek, kelimeyi bozmayacak şekilde teganni etmek caiz ve güzeldir. Aksi takdirde haramdır. Böyle teganni edene, “Ne güzel okudun” demekte küfür korkusu vardır) ifadesini İbni Abidin hazretleri şerh ederken buyuruyor ki: Teganni eden hafıza, “Ne güzel okudun” diyen kimse kâfir olur demişlerdir, çünkü dört mezhepte de haram olan bir şeye güzel diyen kâfir olur.(Redd-ül-muhtar)
6- Sarhoş eden içkiler, dört mezhepte de şarap gibi galiz necasettir. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea)
7- Erkeklerin altın yüzük takmaları, dört mezhepte de caiz değildir. (Mevahib-i ledünniyye)
Farz olanlara örnek:
1- Dört mezhebin icma’ına inanmak farzdır, inanmayan kâfir olur. (Redd-ül-muhtar)
2- Namaza başlarken, tekbir getirmek, dört mezhepte de farzdır. (İslam Ahlakı)
3- Yayılan bid’atin kötülüğünü Müslümanlara duyurmak dört mezhepte de farzdır. Bu konuda icma-i ümmet vardır. (Mektubat-i Masumiyye)
Dört mezhepte de haram olan bir şeyi severek, beğenerek, helal sayarak yapan, söyleyen kâfir olur. Âdete ve nefsine uyarak veya istemeyerek, üzülerek yapan, günah işlemiş olursa da, kâfir olmaz.
Allah'tan korkmanın önemi
Sual: Çok günahkâr biri, çocuklarına, (Allah'ın bana vereceği cezalardan çok korkuyorum. Ben ölünce, cesedimi yakın. Küllerimi her yere savurun!) diye vasiyet eder. Ölünce bunu yakarlar. Âhirette, Allahü teâlâ, çürüyüp toprak olmuş kimseleri dirilttiği gibi onu da diriltip sorguya çeker. (Niye cesedinin yakılmasını istedin?) diye sorar. O da, (Ya Rabbi, “Azabım çok çetindir” buyurdun. Ben de senden çok korktuğum için böyle yaptım) der. Allahü teâlâ da, (Benden korkanı affederim) buyurarak onu affeder. Bu olay doğru mu? Doğruysa, (Beni yakın!) diye vasiyet etmek caiz midir?
CEVAP
Bahsettiğiniz olay, (Buhari, Müslim, Nesai, Muvatta) gibi hadis kitaplarında bildirilmektedir. Yani hadis-i şerif sahihtir, doğrudur. (Beni yakın!) diye vasiyet etmek asla caiz değildir. Vasiyet etse de, dine aykırı vasiyet yerine getirilmez. Kâfirin ölüsü de yakılmaz. Bu kişi, eski ümmetlerden idi. Çok günahkâr olduğu için, öyle yapmakla yok olup, Allah'ın çetin azabından kurtulacağını sanmış. Elbette öyle sanması çok yanlıştır. Burada bildirilen husus, Allah korkusunun önemidir. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.) [Âl-i İmran 200, Maide 100]
(En şerefliniz, Allah’tan en çok korkanınızdır.) [Hücurat 13]
İki kudsi hadis şu mealdedir:
(Bir kuluma iki korku, iki eminlik vermem. Dünyada benden emin olan, âhirette korkar. Dünyada korkan, âhirette emin olur.) [Ebu Nuaym]
(Dünyada benden korkan, Kıyamette korkulardan emin olur.) [İ. Ahmed]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Ömründe bir kere Allah'tan korkan, Cehennemden çıkar.) [Tirmizi]
(İnsanları Cennete koyan Allah korkusudur.) [Hâkim]
Allah'tan korkmak, doğru iman sahibi olmak şartıyla, Allah'ın yasak ettiklerinden sakınıp, emrettiklerini yapmak, yani haramlardan uzaklaşıp, ibadetleri yapmak demektir.
Sabır ve zafer
Cenab-ı Hak, sabreden, mümin kulunu sever,
Resulullah buyurdu: (Sabreden bulur zafer.)
CEVAP
Bahsettiğiniz olay, (Buhari, Müslim, Nesai, Muvatta) gibi hadis kitaplarında bildirilmektedir. Yani hadis-i şerif sahihtir, doğrudur. (Beni yakın!) diye vasiyet etmek asla caiz değildir. Vasiyet etse de, dine aykırı vasiyet yerine getirilmez. Kâfirin ölüsü de yakılmaz. Bu kişi, eski ümmetlerden idi. Çok günahkâr olduğu için, öyle yapmakla yok olup, Allah'ın çetin azabından kurtulacağını sanmış. Elbette öyle sanması çok yanlıştır. Burada bildirilen husus, Allah korkusunun önemidir. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.) [Âl-i İmran 200, Maide 100]
(En şerefliniz, Allah’tan en çok korkanınızdır.) [Hücurat 13]
İki kudsi hadis şu mealdedir:
(Bir kuluma iki korku, iki eminlik vermem. Dünyada benden emin olan, âhirette korkar. Dünyada korkan, âhirette emin olur.) [Ebu Nuaym]
(Dünyada benden korkan, Kıyamette korkulardan emin olur.) [İ. Ahmed]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Ömründe bir kere Allah'tan korkan, Cehennemden çıkar.) [Tirmizi]
(İnsanları Cennete koyan Allah korkusudur.) [Hâkim]
Allah'tan korkmak, doğru iman sahibi olmak şartıyla, Allah'ın yasak ettiklerinden sakınıp, emrettiklerini yapmak, yani haramlardan uzaklaşıp, ibadetleri yapmak demektir.
Sabır ve zafer
Cenab-ı Hak, sabreden, mümin kulunu sever,
Resulullah buyurdu: (Sabreden bulur zafer.)
Başarı ve sevginin sırrı
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Başarılı bir iş adamı olan, büyük bir zata, (Hem başarılısınız, hem de herkes sizi seviyor. Bu nasıl oluyor?) diye soruluyor. O da uyguladığı prensipleri özetle şöyle açıklıyor:
Güven: İçimizde, güvene ve sevgiye dayalı bir ateş olmalı. Çalışanları sevmeli, onlara güvenmeli. Güvenen mutlu olur. Ailede, ticarette, hemen her sahada sıkıntı güvensizlikten kaynaklanır. Güvenden ise sevgi doğar. Sevgi de başarıya sebeptir. Güven ve sevgiyi yakalayan, başarır.
Kalb kırmamak: Kalb, en kıymetli organdır, Allah'ın evidir. Onu kıran, Cenab-ı Hakk'ı üzer. Kâfirlere de eziyetten sakınmalı. Herkes Allah'ın kölesidir, köleyi inciten efendisini incitmiş olur. Herkesin gönlünü almaya çalışmalı.
Hizmet: İnsanlara iş ve aş vermek en büyük sevinç olmalı. Bu hizmet, eşkıyalığı da önler. Çünkü aç olan, her şeyi yapar. Karnı tok, sırtı pek olandan fazla zarar gelmez.
Çok çalışmak: Önce Allah'a tevekkül etmeli, emrolunduğu için sebebe yapışıp çalışmalı. Bu işin sırrı, inanç, azim ve ihlâstır.
Tevazu: (Bunu ancak ben yaparım) diyeni Allah zelil eder, başarısız kılar. (Bizde iş yok, ama sizinle beraber bu işi başarabiliriz) derse, Cenab-ı Hak onu aziz eder, başarılı kılar.
Dua almak: Herkes parayı hedeflerken, dua almak hedeflenmeli. Başarı, başta ana baba ve hoca duası olmak üzere, herkesin duasını almaya bağlıdır. Bu hizmetlerle hidayete erenlerin akıttıkları gözyaşları Cehennemin ateşini söndürür. Bunların duaları yedi sülaleye yeter.
Kötü düşünce: Hiç kimse hakkında, kötü düşünmemeli, kin tutmamalı. Herkese iyilikle yaklaşan başarır.
Sevmek: Seven, sevilir. Biz insanları sevmezsek, onlar bizi asla sevemez. İnsana sevgi veya nefret, kendinden gelir, başkasından değil.
Cömertlik: Bir şey veren, alandan çok sevinmeli. Alan onun sıkıntısını çeker, veren ise daima mutlu olur, rahat eder. Onun için mümkün mertebe alıcı değil verici olmalı.
Acı ve yük çekmek: Eğer bir iş, hedefine sağlıklı gidiyorsa, onda gözyaşı ve üzüntü vardır. Acı ve yük çeken, başarılı olur. Acıyı başkasına çektiren ise, bir gün silinir gider.
İnanç: Kişi inanmadığı şeyi yapamaz, sevmediği şeyi başaramaz. İçi yanmayan, başkasını yakamaz. Büyüklerin ateşiyle yanan her işe dört elle sarılır.
18 Ocak 2013 Cuma
Ey Müslüman ! Prof. AbdulAziz Bayındır Rabbine Küfretti. Allah-u te'âlâ' ya Küfretti.
Bismillâh, elhamdulillâh, ve's-Salâtu ve's-Selâmu 'alâ Rasûlillâh
Türkiye Müslümanlarının başına musibet olan müstekbir cahillerden Prof. abdulAziz bayındır, âlemlerin Rabbi Allâh-u 'azze ve celle' ye açıkça küfretti.
Tekfîr konusunda ve her konuda tek hak fırka olan Ehl-i sünnet ve'l Cemaatten olan Hocalarımız da , bu kişinin Allâh-u te'âlâ' ya küfrettiğinden ve tekfiri gerektiren açık bir durum olduğundan kendisinin kafir olduğuna hükmettiler.
Buradan bu kişiyi seven veya onu ilim sahibi sanan veya ondan faydalanmaya çalışan kardeşlerimize şunları iletmek istiyoruz;
Bu kişi daha önceden Rasûlullâh (sallâllâhu 'aleyhi ve sellem)'ın sahih buyruklarıyla dalga geçmişti, sakınmamış dinlemeye devam etmiştiniz.
Bu kişi daha önce şu en hayırlı ümmetin icma ettiği hususları reddetmişti, siz yine sakınmamış takibetmeyi sürdürmüştünüz.
Bu kişi ehl-i sünnet ve'l cemaatin metoduyla değil, kendi hevasına göre ayetleri yorumlayıp haktan sapmıştı, siz kulak vermeye devam etmiştiniz.
....
Bu kişi şimdi de âlemlerin Rabbi, Azîz ve Celîl, 'Alîm ve Hakîm, Cebbâr ve Kahhâr olan, kendisinden başka hak ma'bud olmayan ve kendisinin huzurunda hesaba çekileceğimiz, azabı ve yakalaması çok ama çok şiddetli olan Allâh-u Celle ve 'A'lâ 'ya küfretti. Artık bu kişiyi Allâh-u te'âlâ için terk etmeyecek misiniz ? Allâh-u te'âlâ katında bir salih amel olsun diye ondan sakınıp sakındırmayacak mısınız ? İmân kulplarının en sağlamına yapışmak için Allâh için ona buğzetmeyecek misiniz ?
Ey bu kişinin kitaplarını, derslerini, videolarını, fetvalarını ona buna tavsiye eden, yayılmasına katkıda bulunan kişi ! Şunu hiç düşünmedin mi ? Senin vesilen ile bu adamla tanışan ve sonra da onun bu küfürlerine kendinisini kaptırıp yoldan çıkan kimsenin hesabı sana sorulursa ne yapacaksın ? Bir kimsenin, tek hak dîn olan İslâm dininden çıkmasına vesile olmanın vebalinden nasıl kurtulacaksın ?
Artık bırak bu adamı kardeşim! Allâh subhânehû ve te'âlâ' ya, sana razı olduğu ilim adamlarını göstermesi, kalbini onlara ısındırması için duâ et. Unutmaki hidayet ancak Allâh' ın hidâyetidir. Kendi aklından, zekandan, araştırmandan önce Allâh' a güvenip dayan, bu konuda ve her konuda önce ondan yardım ve muvaffâkiyet iste. Unutma ki; O' nun ('Azze ve Celle) hidayet verdiğini kimse saptıramaz.
Son olarak, bu adamın küfrü ve tekfiriyle ilgili, Hüseyin CİNİSLİ Hocamızın (Allâh bizi ve onu korusun) yazdığı bir açıklamayı sizlerle paylaşıyoruz. Allâh-u te'âlâ bizi ve tüm Müslüman kardeşlerimizi bu ve bunun gibilerin şerrinden korusun. Amîn.
Bilgisayarınıza İndirmek İçin Buraya Sağ Tıklayın ve Hedefi Farklı Kaydet Seçenegine Tıklayın.
İndirmeden Okumak İçin Tıklayın
İndirmeden Okumak İçin Tıklayın
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


.jpg)


