4 Ağustos 2013 Pazar

Allahü teâlânın razı olduğu iş

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İmam-ı Rabbanî hazretleri bir gün yerden bir çöp alıp buyurur ki:

(Bu çöpe bir teveccüh etsem, bunun nasıl zikrettiğini hepiniz işitirsiniz ve zikirden nasıl vecde geldiğini görürsünüz. Bir teveccüh etsem, bu nur bulunduğu yerden Kıyamete kadar bütün dünyayı aydınlatır, Güneş söner, fakat Allahü teâlânın razı olduğu işler bunlar değildir. Onun Habibine, yani Peygamber efendimize tâbi olmaktır, onun yolundan gitmektir. Ne kazandıysam sadece tâbi olmaktan kazandım.)

İmam-ı Rabbanî hazretlerine bir gün biri gelip, (Efendim, çok ağır hastayım ölecek durumdayım. Bana bir dua edin!) der. (Hısn-ül hasîn okuyun!) buyurur. Yan odada, Hısn-ül hasîn okuyup gelir. (Okudum efendim) der. (Senin etrafında büyük bir kale görüyorum, fakat bu kalenin bazı yerleri açık, bazı tuğlalar düşmüş. Sen bunu iyi okumamışsın) buyurur. (Evet efendim, bazı yerleri silikti, oraları geçtim. Bazı yerleri de zordu, galiba yanlış okudum) der. (Öyle olur mu? Al bu yenisini, buradan oku!) buyurur. O kişi, hiç atlamadan harfleri bozmadan baştan aşağı tekrar okur ve hastalıktan kurtulur.

Bir gün biri dergâha gelirken, (Neden hep İmam-ı Rabbanî hazretleri imam oluyor? Arada bir başkası imam olsa olmaz mı?) diye kalbinden geçirir. Dergâhta İmam-ı Rabbanî hazretleri ona buyurur ki: (Biz imam olma heveslisi değiliz, ama Şâfiî mezhebinde imam arkasında da Fâtiha okumak farzdır. Hanefî’de ise tahrimen mekruhtur, harama yakındır. Biz dört mezhebin de şartlarını gözettiğimiz için, hem Hanefî'nin, hem de Şâfiî mezhebinin şartlarına uymak ve onlara aykırı bir şey yapmamak için imamlık yapıyoruz.)

Namazda da dört mezhebin şartlarına uymaya çalışırdı. Vefat ederken mübarek oğullarına buyurur ki:
(Peygamber efendimizin, tespit edebildiğim bütün sünnetlerini ifa ettim. Birini yapamadım. Vasiyet ediyorum, benden sonra o sünnet yerine getirilsin! O da şudur: Benim kızım evlenecek, bir oğlu olacak. O torunumu benim kabrime getirin, omzumun hizasına oturtun, çünkü Peygamber efendimizin, mübarek kızı hazret-i Fâtıma’dan olan torunları Hazret-i Hasan’la Hazret-i Hüseyin’i omzuna aldığı gibi, kızımdan bir torunum olup da omzuma alamadım. Bu hususta da ona benzemek istiyorum.)

İtikâf nedir? Nasıl yapılır?


Sual: İtikâf nedir? Kadınlar evde itikâfa girebilir mi?
CEVAP
Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikâf denir. Ramazan-ı şerifte itikâf, müekked sünnettir. Ancak itikâf, sünnet-i kifâye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinin bu sünneti yapması gerekmez. İmkânı olanlar itikâfa girmeli. İtikâf eden, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif:

(İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]
(Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir]
(Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyhekî]
(Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberanî]

Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye)

Resulullah efendimiz, (Mirac gecesi, beşinci gökte, Osman’ın suretini gördüm. Bu mertebeye neyle eriştin, dedim. Mescitte itikâf etmekle diye cevap verdi) buyurdu. (M. Cihar Yâri Güzin)

İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur. (Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim) denmez. (Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim) demek adak olur. (S. Ebediyye)

İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer)

Kadınlar camide itikâf yapmaz. Evdeyse şarta bağlıdır. Eğer mescid olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikâfa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiçbiri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz.

Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifâyedir. Az itikâf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi... İtikâfa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şâfiî’de oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların evde itikâfa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur.

İmdat ya Resulallah
Sual: Vehhabiler, vefat etmiş veya uzakta olandan yardım istemeye şirk diyorlar. Eshab-ı kiram, gıyabında, Resulullah efendimizden yardım istemiş midir?
CEVAP
Evet, isteyenler olmuştur. Bir tanesi şöyledir:
Meymune binti Haris “radıyallahü anha” validemiz anlatır:

Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Teheccüd namazı için abdest alırken âniden üç kere (Lebbeyk) dedi, sonra yine üç kere (Nusirte) dedi. Bunun sebebini sordum. Ömer bin Salim Raciz isimli bir sahâbînin, (İmdat yâ Resulallah!) diyerek yardım istediğini, kendisinin ona yardım ettiğini, yoksa Kureyşlilerin onu öldüreceklerini bildirdi. (Taberanî)

Bu hadis-i şerif, İmam-ı Taberanî’nin Sagir’inde bildiriliyor. Türkçe tercümesi de vardır, kolayca bulunabilir. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize yardım ettirdiği gibi, evliya zatlara da yardım ettirmektedir.
Hadis-i şerifteki Lebbeyk, (İşittim, söyle!) demektir. Nusirte, (Yardım olundun, sana yardım ulaştı) demektir.

Ruh ve beden sağlığı
Ruhun sağlığı için, az günah işlemeli,
Beden sağlığı için de az yiyip içmeli.

Sıkıntıda yapılan ibadet

Sual: Sıkıntılı, hastalıklı hâlde ve güçlükler içinde namaz kılmak, oruç tutmak ve başka ibadetleri yapmak, rahat, sağlıklı ve kolay yapılan ibadetten daha mı kıymetlidir?
CEVAP
Evet, daha kıymetlidir. Mesela yazın sıcak ve uzun günlerde oruç tutmak, kışın kısa günlerde tutmaya göre daha fazla sevab olur. Ancak, daha çok sevab olsun diye o sıkıntılı ortamı kendisinin meydana getirmemesi, o ortamın kendisinin elinde olmadan meydana gelmesi gerekir.

Fitne, fesat zamanında yapılan hizmetler de, çok kıymetlidir. Hele başka maniler de araya girerse, bunları dinlemeyip yapılan ibadetin sevabı o kadar çoktur ki, ancak Allahü teâlâ bilir. Çünkü maniler karşısında ibadeti yapmak güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin şanını, şerefini göklere çıkarır. Bir engel olmayarak, kolay yapılan ibadetler, o kadar faziletli olmaz. Bir hadis-i şerif:

(Mümin, hastalanıp ibadet edemeyince, Allahü teâlâ, günahları yazan soldaki meleğe, “Onun günahlarını yazma” emrini verir. Sevabları yazan sağdaki meleğe de, “Ona sıhhatliyken yaptığı amellere verilen sevabların en güzelini yaz, ben onun durumunu bilirim ve onu bu hâle ben getirdim” buyurur.) [İbni Asakir]
Demek ki, elde olmadan gelen sıkıntılar içindeki ibadetin kıymeti çok fazla oluyor.

Ezan okunurken oruç açmak
Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur. Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz. İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir.

Mâlikî ve oruç
Sual: Mâlikî’yi taklit eden kadının, aylardan beri muayyen hâli her zaman 15 gün devam ediyor. 15 gün de temiz oluyor. 10 günden sonra hayzı devam ederken, oruç tutabilir mi?
CEVAP
Oruçta Mâlikî taklit edilmediği için, 10 günden sonra orucunu tutar.

Allah'tan utanmak, insanlardan utanmaktan daha önemli

Sual: Günah işlemekten caydırıcı bir şey var mıdır?
CEVAP
Çok şey var. Ne yapılırsa yapılsın, her zaman (Allah beni görüyor) demeli. Her an gördüğünü unutmamalı. (Günah işleyene şaşılır, hâlbuki şahidi Allah’tır) buyuruluyor. Bir kimse, Allah'ın gördüğüne inanıyorsa nasıl günah işleyebilir? Namahreme bakmaktan kendini alıkoyamayan ve nasihat isteyen bir gence, büyük bir zat, (Sen ona bakarken Allah'ın da sana baktığını unutma!) buyurur. Bu söz ona çok tesir eder ve bir daha namahreme bakmaz. Bizi gören Allahü teâlâdan ve yaptıklarımızı yazan ve her an bizimle beraber olan iki omzumuzdaki meleklerden çok utanmalıyız. İki hadis-i şerif:

(Gece gündüz seninle beraber olan iki melekten, sâlih iki komşundan utandığın gibi utanıp günah işleme!) [Beyhekî]

(Allah'tan utanmak, insanlardan utanmaktan daha önemlidir.) [Tirmizî, Nesaî]

İstişare bilmeyen
İstişare bilmeyen, işini yanlış işler,
Sonunda pişman olur, varır demiri dişler.

Taharette su kaçması
Sual: (Taharetlenirken vücudun içine su kaçma ihtimali yoktur) diyenler olduğu gibi, (Kaplıcalarda küvetlere girip, suyun içine oturunca da su kaçmaz ve oruç bozulmuş olmaz) diyenler de çıkıyor. İnternete baktım, Diyanet dâhil, istisnasız bütün hocalar, (Denizde yüzmekle de alttan su kaçmaz ve oruç da bozulmuş olmaz) diyorlar. Ama hiçbiri kitaptan nakil yapmıyorlar. Din kitaplarımızda alttan su kaçabileceği yazılı değil midir?
CEVAP
Bu hususta din kitaplarımızda deniyor ki:
Oruçlu kimse, taharetlenirken, suyun içeriye girmemesi için, nefes almamalıdır. Serahsî'nin Muhît'inde de böyle yazılıdır. Oruçlu bir kimse, taharetlenirken su içeriye girerse, orucu bozulur. Bahr-ür-Râık'ta da böyle yazılıdır. (Fetâvâ-i Hindiyye)

Taharette temizliği iyi yapabilmek için mübalağa etmelidir. Ancak oruçlu ise, mübalağa yapılmaz, su içeri girip de orucu bozmaması için makatını büzmeden bir bez parçası ile silmeli. Yani taharetlenirken su içeri girerse oruç bozulur. (İbni Âbidin)

Taharetlenirken, dübüre [makata] su kaçarsa orucu bozar. (S. Ebediyye)
Oruçlu bir kişi istinca ederken makatına su kaçar ve bu su da hukne [lavman] yerine ulaşırsa oruç bozulur, kaza gerekir. (El-fıkh-ü alel-mezahib-il-erbea)

Orucun bozulmaması için, taharette kurulanmadan kalkmamalı ve istinca anında nefes de almamalıdır. (Şir’a şerhi)
Eğer oruçlu değilse taharette iyice yıkamalıdır, oruçluysa su kaçmaması için dikkatli olmalıdır. (Dürer ve Gurer)

Ömer Nasuhi Bilmen hoca da, Büyük İslam İlmihâli kitabında şöyle yazıyor:
(120- Oruçlu olan kimse, büyük abdest temizliği yaparken, içeriye su geçmemesi için nefes alıp vermemelidir. Bu temizlikte aşırı gidilir de, su hukne yerine kadar ulaşırsa, orucu bozar.)
Bazı kimselerin itibar ettikleri Zuhaylî bile, (Taharetlenirken makattan içeriye su kaçarsa oruç bozulur) diyor. (İslam Fıkhı Ansiklopedisi)

Din kitaplarında bu bilgiler veriliyor. (Taharetlenirken su kaçabilir, nefes almamalı) deniyor. Kaçmaz diyen hiçbir kitap, hiçbir İslam âlimi yoktur. Yine din kitaplarında, (Göle ve denize girip hemen çıkmakla oruç bozulmuş olmaz) deniyor, ama dakikalarca su içine oturmak, denizde yüzmekle, suyun kaçmayacağı hiçbir kitapta yazmamaktadır. Buna rağmen zamane hocaları, kadını erkeği denizde rahatça yüzdürebiliyor, küvete suyun içine oturtup, (Saatlerce beklese de alttan su kaçmaz) diyebiliyor. (Bana göre bir şey olmaz, denizde saatlerce yüzmek, orucu bozmaz) diyen ve kitaptan nakletmeyenlere itibar etmemelidir.

Ömür bir gündür
Ömrümüz üç gündür, dün geçti, yarın meçhuldür,
Demek ömür bir gündür, o da işte bugündür.
 

İbadet herkes için lüzumludur

Sual: Namaz kılmayan biri, (İnsanların cennetlik ve cehennemlik olacakları ezelde takdir edilmiştir. Cennetlik olan, ibadet etmese de affedilir, Cennete gider. Ezelde cehennemlik olan, ne kadar çok ibadet ederse etsin faydası olmaz, muhakkak Cehenneme gider. O hâlde, sen de benim gibi rahat et, ibadet ederek kendini boşuna yorma!) dedi. Bunu söyleyen, belki inançsız biri, kasıtlı söylemiş olabilir, ama söylediği mantıklı değil mi?
CEVAP
Mantıklı değildir. Dine aykırı olan sözde mantık aranmaz.

Biz kuluz. Kulun vazifesi, sahibinin emrine uyarak ibadetleri yapmaktır. İbadet yapmanın zararı olmaz, aksine faydalıdır. Çünkü ezelde cennetlik olanın da, sevablarının artması, derecesinin yükselmesi için ibadet yapması lazımdır. Cehennemlik ise, ibadet yapmamak, Allah'a isyan etmek azabından kurtulmak için, ibadet etmelidir. İbadet etmenin hiçbir zararı olmaz, aksine faydası olur. Çünkü Allahü teâlâ hikmet sahibidir. İbadet edenlere azap etmesi, Onun hikmetine yakışmaz.

O hâlde ibadet etmemek çok yanlış olur. Aklı olan kimse, faydalı olanı yapar, zararlı olanı, faydasız olanı terk eder. Ezelde cehennemlik olduğunu düşünen bile, Rabbimize itaat etmiş olarak Cehenneme girmeyi, âsi olarak girmeye tercih etmelidir. Ayrıca, Allahü teâlâ, ibadet edenleri Cennete sokacağına, ibadet etmeyenlere Cehennemde azap yapacağına söz vermiştir. Allahü teâlâ, sözünde sâdıktır yani doğrudur. Sözünden dönmez. Bir âyet-i kerimede mealen, (Allah, verdiği sözden dönmez) buyuruldu. Öyle ise ibadet etmeye devam etmelidir. (Berîka)

Salih amel
İbadet için çalış, bırak uzun emeli!
Rabbimiz zayi etmez, hâlis olan ameli!

Abdestli yatmalı
Sual: Bir kimse, sıkışık hâlde iken yatağa abdestli girse, hemen kalkıp ihtiyacını gördükten sonra yatsa, abdestli mi yatmış olur? Gece tuvalete kalkınca abdestli yatmasına zararı olur mu?
CEVAP
Yatağa abdestli girmek kâfidir. Gece uyanıp helâya gitmesinin, abdestli yatmasına zararı olmaz. Sabaha kadar abdestli yatmış olur. Abdestli yatmayı alışkanlık hâline getirmeli. Birkaç hadis-i şerif:

(Abdestli yatan, uykuda iken, gündüz saim, gece kaim gibi sevaba kavuşur.) [Deylemî] (Saim, oruçlu; kaim, gece kalkıp ibadet eden kimsedir.)
(Abdestli yatana, o gece bir melek sabaha kadar "Ya Rabbi bu kulunu affet!" diye dua eder.) [Hâkim] (Meleğin duası kabul olur.)
(Abdestli yatıp Allahü teâlâyı anarak uyuyan, uyanana kadar namazda sayılır. Bir melek onun için ibadet eder. Uyanınca, yine Allahü teâlâyı anarsa, o melek, bu kulun affı için Allah’a dua eder.) [İbni Hibban]
(Abdestli yatan, o gece ölürse şehid olarak ölür.) [İbni Sünnî]

Namaza kalkmak niyetiyle uyuyanın uykusu da ibadet olur. Uyuduğu hâlde sabaha kadar ibadet etmiş sevabına kavuşur.

Dünya zevkleri geçer
Dünya zevkleri geçer, kalmaz birinden eser,
Müjde ona, ölürken Azrail'e gülümser.

Dert ve beladan zevk alanlar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Büyüklerin başına gelen felaketler, sıkıntılar onları zerre kadar üzmez ve sarsmaz. Mesela bir tüccar olan Şeyh Ahmed-i Yekdest hazretleri, bir gün Hindistan’a ticarete giderken çoluk çocuğunun veba hastalığından vefat ettiklerini haber alır. Daha sonra, yolda eşkıya kafileyi basıp, mallarını alıp sol elini bileğinden keserler. Kendisine (Yekdest=tek elli) denmesinin sebebi budur. O ise zerre kadar üzülmez ve zikreder. Kafiledekiler, (Herkes perişan, senin üstelik çocukların da öldü, elini de kestiler, sen nasıl böyle olabiliyorsun?) dediklerinde buyurur ki:

(Cenab-ı Hak, Levh-il-mahfuzda ne yazdıysa o oluyor, kaderde ne yazmışsa, bugün kaza olarak o meydana geliyor. Ben Cenab-ı Hakk’ın kader ve kazasına mı bir şey söyleyeyim? Ben Ona teslimim, size ve nefsime bağlı değilim.)

Seyyid Abdullah-ı Dehlevî hazretleri o kadar hastaydı ki, kaşıntı, basur, alerji, zafiyet, bronşit gibi birçok hastalıkları vardı. Hatta iki kolundan tutarak namaza kaldırırlardı. Fakat kapısı hastane gibiydi. Önüne gelene okuyor, dua ediyor, gelenler şifa bulup gidiyordu. (Efendim, bu kadar sıkıntı çekiyorsunuz, bir defa da kendinize okusanız, dua etseniz ne olur?) dediler. (Şikâyeti olanlara okuyorum, ben şikâyetçi değilim ki kendime okuyayım) buyurdu.

O büyükler, her inlemede, her sıkıntıda, Cenab-ı Hakk’a daha çok yaklaştıklarını görüyorlar. İnsan, Allahü teâlâya giden yolu tıkar mı? Bizler hep şikâyetçi olduğumuzdan bu yolu tıkıyoruz. Onlar ise dert ve beladan, nimetlere kıyasla daha çok zevk alıyorlar.

Mesela, İmam-ı Hüseyin’in kalb gözü elbette açıktı, Levh-il-mahfuzu, kaza kaderi okuyordu. Kerbela’da o sıkıntılar başına geldiği zaman, ne baba, ne dede dedi. Eğer yalnız Hazret-i Ali’yi çağırsaydı veya (Dedeciğim yetiş!) deseydi, yerle gök birleşirdi. Ama hiçbirini çağırmadı. Bunun birinci sebebi, Levh-il-mahfuzda bütün olacakları görüyordu. Dolayısıyla Allahü teâlâya karşı edepsizlik etmek istemedi. İkincisi hiçbir savaşa iştirak etmemişti, şehitlik derecesine kavuşmak istedi. Allahü teâlâya kavuşmak aşkı içindeydi. Bazıları, (Peygamber, torununu kurtarmak için niye himmet etmedi?) diyorlar.

Himmet, ancak istenirse gelir. Hazret-i Hüseyin ise istemedi. (Yetiş ya dedeciğim!) deseydi her şey bitmişti.

Rızıktan endişelenmek

Sual: Rızkından endişelenmek tevekkülü bozar mı?
CEVAP
Evet, bozar. (Rızkı kendim kazanıyorum) demek de tevekküle zarar verir. Çünkü herkesin rızkını veren Allahü teâlâdır. Bir âyet-i kerimede mealen, (Birçok canlı, rızkını kendi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir) buyuruldu. (Ankebut 60)

Tevekkül etmemek çok tehlikelidir. Çünkü tevekkül etmek farzdır. (Tevekkül imanın şartıdır) mealindeki âyet-i kerime tevekkülün önemini göstermektedir. (S. Ebediyye)

Tevekküle ilgili üç âyet-i kerime meali şöyledir:
(İmanınız varsa Allah’a tevekkül edin!) [Maide 23]
(Tevekkül edene Allah kâfidir.) [Talak 3]
(Allah kuluna kâfi değil mi?) [Zümer 36]

(İşimden olursam, aç kalırım) diye rızkı için endişelenen kimse, Allahü teâlânın kendisine kâfi geldiğinden şüphe ediyorsa, çok tehlikelidir. Rızkı Allah'ın verdiğine inanıp Ona tevekkül eden rızıktan mahrum kalmaz.

Birkaç hadis-i şerif:
(Eğer Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi, sizin de rızkınızı verirdi.) [Tirmizî]
(Bir kimse, Allahü teâlâya güvenip sığınırsa, Allahü teâlâ, onun her işine yetişir. Hiç ummadığı yerden, ona rızık verir. Kim de, dünyaya güvenirse, onu dünyada bırakır.) [K. Saadet]
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Bir kul, bana ihlâsla tevekkül ederse, herkes ona tuzak kursa, ona mutlaka bir çıkış kapısı açarım. Bir kul da bana değil mahlûka güvenirse, bütün yükseliş sebeplerini keser ve çöküş yollarını kolaylaştırırım.) [İbni Asakir]

Peygamber efendimiz, (Allah korkusunu kendine sermaye edinenin rızkı, ticaretsiz ve sermayesiz gelir) buyurup, [Talak sûresinin] (Allah’tan korkana, Allah bir çıkış yolu ihsan eder, ummadığı yerden rızkını gönderir) [mealindeki 2.ve 3.] âyetlerini okudu. (Taberanî)

Allahü teâlâ Davud aleyhisselama, (Bir kimse, her şeyden ümit kesip, yalnız bana güvenirse, yerde ve göklerde bulunanların hepsi ona zarar yapmaya, aldatmaya uğraşsalar, onu elbette kurtarırım) mealindeki âyet-i kerime ile vahy gönderdi.

Dağda yaşayan birine, (Her gün ibadet ediyorsun. Ne yiyip, ne içiyorsun?) diye sorarlar. O da, dişlerini gösterir. Yani, (Değirmeni yapan, suyunu gönderir) demek ister. Biri, Veysel Karanî hazretlerine, (Nerede yerleşeyim?) diye sorar. O da (Şam’da) buyurur. (Acaba Şam’da geçim nasıldır?) deyince Veysel Karanî hazretleri, (Rızklarından şüphe eden kalblere yazıklar olsun! Bunlara, nasihat fayda etmez!) buyurur. (S. Ebediyye)

Beynamaz
(Yarın kılarım) derdi, zamanın beynamazı,
Yarın derken, kılındı, dün cenaze namazı.