17 Haziran 2013 Pazartesi

Azıcıktan bir şey olmazmış

Sual: (Çok az bir şey yemek orucu bozmaz) diyenler çıktığı gibi, şimdi de (Eski kitaplardaki, “Abdestte gusülde iğne ucu kadar kuru yer kalmamalıdır” sözü yanlıştır. Az bir kuru yer kalsa mahzuru olmaz) diyenler oluyor. 

Geçenlerde de, bir mahkemenin kararında, (Bir kerecik zina ahlaksızlık sayılmaz) deniyordu. Az para çalanla çok para çalan arasında ne fark vardır? Az para çalan, çoğunu bulsaydı onu çalmaz mıydı? Bir kere zina eden, gören olmazsa iki kere veya daha fazla zina etmez mi? Gusülde az kuru yer kalmakla çok kuru yer kalmak arasında ne fark vardır?
CEVAP
Mahkeme kararını hukukçulara sormalıdır.

(Az şey orucu bozmaz. Az kuru yer kalması abdeste, gusle mani değil) demek dini değiştirmek olur.
Gıda ve deva olmayan bir kum tanesi bile mideye gitse oruç bozulur. Sigara içmeyen kimse bile, sigara içilmiş bir odaya girip, isteyerek oradaki dumanı teneffüs etse orucu bozulur.

Kasten iğne ucu kadar kuru yer bırakanın guslü ve abdesti sahih olmaz. Mesela bir yere kolayca çıkan çok küçük bir bant yapışsa kasten onu çıkarmadan gusletse guslü sahih olmaz. Elimizin içine dışına çok miktarda Japon yapıştırıcı gibi yıkamakla çıkmayan bir şey yapışsa çıkarma imkânı olmazsa deriyi kazımak gerekmez. Çok olsa da üstünü yıkamak yeter. Ama iğne ucu kadar yere çıkabilen bir şey yapışsa o kaldırılmazsa gusül sahih olmaz. Çünkü çıkarma imkânı var.

Buradan şu hatıra gelebilir. Ağzımıza sakız yapışsa onu kaldırmadan gusül alsak gusül sahih olmaz. Sakızı çıkarıp altını yıkamak gerekir.

Zaruret başka çare bulamamak demektir. İki hak mezhepten birini taklit etmek çaredir

Peki, ağzımızda dolgu diş varsa onu çıkarma imkânı yok. Elimize dökülen Japon yapıştırıcı gibi dolgu diş de zaruret sayılmaz mı? Eğer her mezhepte ağzın içini yıkamak farz olsaydı, o zaman diş dolgusu zaruret olurdu. Japon yapıştırıcı gibi kabul edilirdi, üstünün yıkanması kâfi gelirdi. Ama dört hak mezhepten ikisinde gusülde ağzın içini yıkamak farz olmadığından, bu iki mezhepte kurtuluş çaresi vardır.

O hâlde, (Ağzın içini yıkamak gusülde farz değildir) hükmü bulunan bu iki mezhepten biri taklit edilirse mesele kalmaz. Bu inceliği bilmeden diş dolgusuna zaruret diyenin veya diş dolgusunu yaraya benzeten cahilin bu itirazı fıkıh kitaplarına uymayan indî bir sözdür, ilmî değildir. Zaruret başka çare bulamamak demektir. İki hak mezhepten birini taklit etmek çaredir. Çaresi olana zaruret denmez.

İslam gelince
İslamiyet gelince, değişti nice insan,
İmanla şereflendi yıllarca puta tapan.

Her işin yaratıcısı

Sual: Kur’an-ı kerimde, (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır) buyuruluyor. Hadis-i şerifte de, hayrı da, şerri de yaratanın Allah olduğu bildiriliyor. Bu bildirilenlerden, Allahü teâlânın, kâfirin küfür işlemesine izin verdiği anlaşılıyor. Bunun hikmeti ne olabilir?
CEVAP
İzin vermek razı olmayı göstermez. İmam-ı Begavî hazretleri buyuruyor ki: Kaza ve kader bilgisi, Allahü teâlânın kullarından sakladığı bir sırdır. Bu bilgiyi, en yakın meleklere ve din sahibi olan peygamberlerine bile açmadı. Bu bilgi, büyük bir deryadır. Kimsenin bu denize dalması, kaderin inceliklerinden konuşması caiz değildir.

Şu kadar bilelim ki, Allahü teâlâ, insanları yaratıyor. Bir kısmı şakidir, Cehennemde kalır. Bir kısmı da saiddir, Cennete gider. Bir kimse, Hazret-i Ali’den kaderi sorunca, (Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme!) buyurdu. Tekrar sorunca, (Derin bir denizdir) buyurdu. Tekrar bir daha sorunca, (Kader, Allahü teâlânın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı) buyurdu. (S. Ebediyye)

Asırlar boyunca, âlimler bu sırrı çözememiştir

Ş. Ahmed bin Yahya Müniri hazretleri de buyuruyor ki: Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da ömrünü senelerce tesbih ve ibadetle geçiren bir kimse, ibadetin şartlarını ve ihlâsı öğrenmediği için, bir secdeyi terk edince, öyle zarar etti ki, helak oldu. Eshab-ı Kehf’in köpeği ise, pis olduğu hâlde, Sıddıkların arkasında birkaç adım yürüdüğü için, öyle yükseldi ki, hiç düşmedi. [Cennete girecektir.] Bu hâl, insanı hayrete düşürmektedir.

Asırlar boyunca, âlimler bu sırrı çözememiştir. İnsanın kısa aklı, bunun hikmetini anlayamıyor. Âdem aleyhisselama buğdaydan yeme dedi ve yiyeceğini ezelde bildiği için, yemesini diledi. Şeytanın Âdem aleyhisselama secde etmesini emreyledi ve secde etmemesini diledi. (Beni arayın!) buyurdu, fakat ihlâsı olmayanın kavuşmasını dilemedi. İlahi yolun yolcuları, (Hiç anlayamadık) demekten başka bir şey söyleyemediler. (70. mektup)

Allahü teâlânın da ezelî ilmiyle, kulların kendi istekleriyle günah veya sevab işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine zorla bir müdahale değildir. Sevab işleyen de, günah işleyen de kendi arzusuyla, kendi iradesiyle işlemektedir. Zaten öyle olmasaydı, sevab işleyene mükâfat, günah işleyene ceza verilmesi anlamsız olurdu. İşte kaza ve kader konusunda, bu kadar bilmek yeterlidir.

Büyüklerin gözünden düşmek

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, (Mürşidinin gözünden düşmek, yedi kat göklerden düşmekten daha kötüdür) buyuruyor. Yedi kat gökten düşen ölür.

Hocasının gözünden düşen ise, Cehenneme düşer, yani sonsuz ölür. Çünkü onun kalbi, başka bir kalbe, o diğer kalb de bir başka kalbe bağlıdır. Bu, silsile yoluyla Resulullah'a gider. O hâlde mümin, hocasının karşısında teneşir tahtasındaki ölü gibi olmalı. Çevirirse döner, çevirmezse dönmez. Yani onun huzurunda, kendi iradesini terk etmelidir.

Karlı soğuk bir kış günü, Behaeddin-i Buhari hazretleri, hocası Seyyid Emir Gilâl hazretlerinin aşkına daha fazla dayanamayıp yollara düşer. Yara bere içerisinde, yarı donmuş vaziyette, çok uzaklardan gelip kendisini dergâhın kapısına gece vakti zor atar.

Mümin, hocasının karşısında teneşir tahtasındaki ölü gibi olmalı.

Dışarıda gürültü olunca dergâhtaki bir talebe bakıp gelir. (Efendim, Behaeddin-i Buharî gelmiş) deyince, Emir Gilâl hazretleri, (Kimden izin alıp da gelmiş? Almayın içeriye. Dönsün geldiği yere!) buyurur. Giden talebe güçlükle, (Geriye dönün!) der ve içeri gider. Behaeddin-i Buhari, hayatının en büyük imtihanını o gün vermiştir. (İçeri giremedim, ama bari kapının eşiğinde öleyim) diye kapının önüne yatıp kendinden geçer.

Gece Emir Gilâl hazretleri, bir ara dışarı çıkar. Bir şeye bastığını fark eder. Eğilip bakınca, Behaeddin-i Buhari’yi görür. Kucaklayıp içeri alır. Elini yüzünü temizler. Yaralarını sarar. Behaeddin-i Buharî kendine gelince, (Ben neredeyim?) der. Hocası, (İyi yerdesin evladım) diye cevap verince çok sevinir. (Efendim, canımızı, malımızı, her şeyimizi, kabul etseniz de, reddetseniz de size feda ettik, buradan bir adım gitmeyiz.

Ancak, biraz önce dışarı atılmışken şimdi içeride, hem de kucağınızdayım, bu şefkatin hikmeti nedir?) diye sorar. Emir Gilâl hazretleri, (Behaeddin, her şeyin iyiydi, fakat kalbinde, bana olan aşkın düşürdüğü, farkında olmadığın bir kibir vardı. Bu kibir çıkmadan oraya faydalı bir şey giremezdi. Bu yüzden onun çıkmasını istedim. “Onu içeriye almayın” demek, bana da ne kadar zor gelmişti. Elhamdülillah şu anda sendeki o kibir de yok oldu. Kalbimde ne varsa, hepsi senin olsun) dedi. İşte bundan sonra Behaeddin-i Buharî, Şah-ı Nakşibend hazretleri oldu.

Önce can sonra canan

Sual: (Önce can, sonra canan) sözü bence yanlıştır. Egoistlik yapmamak için, kendime dua etmiyor, ana babam ve sevdiklerim için dua ediyorum. Böyle dua uygun değil mi?
CEVAP
Kendine dua etmek egoistlik değil, dinimizin emridir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Musa, “Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bize acı!” dedi.) [Araf 151]
(Rabbim, beni ve zürriyetimi doğru namaz kılanlardan eyle ve duamı kabul et!) [İbrahim 40]
(Ey Rabbimiz, beni, ana babamı ve müminleri hesap gününde affet!) [İbrahim 41]
Bu âyet-i kerimelerde her peygamber, önce kendinin, sonra da, ana baba kardeş gibi yakınlarının bağışlanmasını istiyor.

İnsan kendini kurtarmadan başkalarını nasıl kurtarabilir ki? 

Peygamberler, sırf kendileri için de dua etmişlerdir. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Süleyman, “Rabbim, beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver!” dedi.) [Sad 35]
[Hazret-i Musa], (Ya rabbi ben kendime zulmettim, beni affet!) [Kasas 16]
[Hazret-i İbrahim ve İsmail], (Ya Rabbi, tevbemizi kabul et!) [Bekara 128]

Hadis-i şeriflerde de Peygamber efendimiz, kendisi için çok dua etmiştir. Mesela üçü şöyledir;
(Allah’ım, rızkıma bereket ver!) [İ. Ahmed]
(Allah’ım, beni çok şükreden ve çok sabreden kullarından eyle!) [Bezzar]

(Allah’ım, ilmimi arttır!) [Tirmizî]
Âdem aleyhisselam da, Cennetten çıkınca, (Ya Rabbî, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet!) diye dua etti. (Taberanî)

İnsan kendini kurtarmadan başkalarını nasıl kurtarabilir ki? Can kurtarılmadan canan kurtarılmaz. Bu itikat yönünden de öyledir. Kendimizin imanı düzgün değilse, başkalarına doğru imanı nasıl öğretiriz, onları nasıl kurtarabiliriz? Kendine faydası olmayanın başkasına nasıl faydası olur?

Atalarım, (Önce can, sonra canan) demişler,
Gemisin kurtarana, (İşte kaptan) demişler.

Dünya
Dünya peşinde koşmak, acı bir nedâmettir,
Basiret ehli için, apaçık dalâlettir.

Nübüvvet mührü demek
Sual: Yuvarlak mühür şeklinde elle yazılmış bir kelime-i tevhidi, nübüvvet mührü diye dağıtıyorlar. Bir de, yaptıkları o yazılı şekle bakan kimse için, (O sene içinde ölürse, imanla âhirete göçmüş olur) deniyor. Nübüvvet mührü diye bu yazıyı dağıtmak uygun mudur?
CEVAP
Öyle yazmaları da, dağıtmaları da uygun değildir. Çeşitli fitnelere sebep olabilir. Ayrıca itikadı düzgün değilse, dinin emrine uyulmuyorsa, kelime-i tevhide senede bir kere değil, bin kere de bakılsa, imanla ölüneceğini söylemek çok yanlış olur.

İmanla ölmek için nelerin yapılması gerektiğini dinimiz bildirmiştir. Böyle yazılara itibar edilmemelidir.

Yağmuru yutmak
Sual: Namaz kılarken ağzımıza yağmur suyu kaçsa veya yüzümüzden akan su, ağzımıza girse namazımız bozulur mu?
CEVAP
Yutmadan sadece ağıza girmekle namaz da, oruç da bozulmuş olmaz. Boğaza kaçarsa o zaman bozulur. S. Ebediyye’de, (Boğaza yağmur, kar kaçsa, oruç da, namaz da bozulur) deniyor.

Herkes ektiğini biçer
Nasıl yaşarsan yaşa, elbet bir gün göçersin,
Ettiğini bulursun, ektiğini biçersin!

Ruhullah ne demektir?

Sual: Hristiyanlar, (Kur’anda da, İsa’ya Allah’tan ruh üflendiği, yani Ruhullah olduğu yazılıdır) diyerek, Hazret-i İsa’nın Kur’ana göre de tanrı veya oğlu olduğunu söylüyorlar. Hazret-i İsa’ya niye (Ruhullah) deniyor?
CEVAP
Hazret-i İsa gibi, Hazret-i Âdem’e, hattâ herkese ruh üflenmiştir. Bir âyet meali:

(Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan, sonra onun soyunu bir nutfeden [spermle ovumun birleşmesinden] yaratan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah’tır.) [Secde 7–9]
Hazret-i Cebrail’in Hazret-i Meryem’e üflemesinden dolayı, Hazret-i İsa’ya ruh denildi. Hazret-i Meryem, bu ruh vahyiyle müjdelendi ve Hazret-i İsa’ya da (Kün) yani (Ol) dendi. (H.L.O. İman)

Allah’tan bir ruh veya ruhullah demek, ona kıymet vermek içindir. Yoksa hâşâ Allah’tan bir parça değildir. Hazret-i Cebrail’e de ruh denir. Bir âyet meali: (O gece, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh [Cebrail], her iş için iner durur.) [Kadr 4]

Her ne kadar, bütün ruhlar Allah tarafından yaratılmışsa da, Hazret-i İsa’nın kıymetini bildirmek için ona, Kelimetullah dendiği gibi, Ruhullah da denmiştir. Kelimetullah, Allahü teâlânın kelimesi demektir. Kelime, burada ruh anlamındadır. Bunun gibi, Allahü teâlâ, herkesin Rabbi olduğu hâlde, Peygamber efendimize verdiği kıymeti bildirmek için, (Senin Rabbin) buyuruyor. Buradan, başkalarının rabbi olmadığı manası çıkarılamaz. Kâbe için de, (Benim evim) buyuruyor. Biz de onun için Kâbe’ye (Beytullah = Allah’ın evi) diyoruz. Cami de, Allah’ın evidir. (Mesacidallah = Allah’ın mescitleri) tâbiri, Kur’an’da da geçmektedir. (Bekara 114; Tevbe 17, 18; Cin 18)

Allah’tan bir ruh veya ruhullah demek, ona kıymet vermek içindir

Camiye, Allah’ın mescidi veya Allah’ın evi demek, ona kıymet vermek içindir. Beytullah gibi, Arş’a da kıymet vermek için, Arşullah denmiştir. Bir âyet meali: (O gün, Rabbinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.) [Hakka 17]

Bir hadis-i şerif: (Sa’d bin Muaz’ın ölümünde, Arşullah [Allah’ın Arşı] sallandı.) [Buharî]

Ay, Güneş, yıldızlar, gezegenler de, Allah’ın olduğu hâlde, Arş’a, (Rabbinin Arş’ı) yani Arşullah demek, ona kıymet vermek içindir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Arş, mahlûkların en şereflisi olduğu için, Arşullah denir. Yoksa Allahü teâlâya göre, Arş da diğer yaratılmışlar gibidir. (2/67)

Sünnet olmak

Sual: Müslüman olan yaşlı bir yabancı, sünnet olmasa, günah olur mu?
CEVAP
Hayır, günah olmaz, ama çocukları sünnet ettirmek İslam’ın şiarı bir sünnettir. Bu sünneti fert olarak yapmamak sünneti terk etmek olur. Fakat İslamiyet’in şiarı olduğu için, bir köy, bir şehir, bu sünneti topluca terk ederse, İslam’ın bu şiarı kalkacağı için İslam devleti bunlara müdahale eder.

Oğlunu sünnet ettirmek, İslamiyet’in şiarıdır. Bir köy halkı çocuklarını sünnet ettirmezse, Müslümanların halifesi bu sünnetin yapılması için gerekli müdahaleyi yapar. (Dürr-ül-muhtar)

Ezan okumak, camide cemaatle namaz kılmak da İslam’ın şiarı olan birer sünnettir. Müslüman bir şehir halkının tamamı ezan okumasa, camiye gitmese, İslam’ın şiarı olan bu sünnetler kalkmış olacağı için, Müslümanların halifesi, bu sünnetlerin yapılması için gerekeni yapar.

Bir şehirde, bir köyde, bir mahallede ezan okunmazsa, İslam hükûmetinin zorla okutması lazımdır. (Fetâvâ-i Kâdîhân)

Müta nikâhı ve geçici nikâh
Sual: Müta nikâhı ile geçici nikâh arasında fark var mıdır?
CEVAP
Evet, fark varsa da, ikisi de dört mezhepte haramdır. Müta nikâhı, şahitsiz olarak bir kadına para verip, bir süreliğine beraber olmak demektir. Bu beraberliğin haram olduğunda bütün âlimlerin sözbirliği bulunduğu, Mizan-ül-kübra ve İbni Âbidin’de yazılıdır.

Müta nikâhı, şahitsiz olarak bir kadına para verip, bir süreliğine beraber olmak demektir.

Muvakkat [geçici] nikâh, yüz sene bile olsa, belli bir zaman sonra boşamayı söyleyerek, diğer bütün şartlarına uygun yapılan, ancak zaman tayin edildiği için haram olan bir nikâhtır. Zaman söylemeyip, yalnız kalbinden geçirse, nikâh sahih olur. (S. Ebediyye)

Bir tut
Mecnun’u hor görme, Leyla ile bir tut!
Hikmet damlasını, derya ile bir tut!
İlmi ile âmil değilse bir âlim,
Onu bülbül sanma, karga ile bir tut!

Eteklerin yere sürünmesi
Sual: Kadınların etekleri veya pardösüleri uzun olup yerlere sürünmesi, erkeklerin de pantolonlarının yere kadar uzun olması uygun mudur?
CEVAP
Uygun değildir. Kibir alameti olduğu için, erkekler de kadınlar da, o kadar fazla uzun giymemeli. En fazla ayak üstüne kadar uzun olmalı, hattâ biraz daha kısa olmalı. Bir hadis-i şerifte, (Önceki ümmetlerden kibirli biri, eteklerini yerde sürüyerek yürürdü. Allah'ın gayretine dokunarak, yer bunu yuttu) buyuruldu. (İslam Ahlakı)

Ölünün soykaları
Sual: Ölünün soykalarını, mirasçılardan biri, başkalarına verebilir mi?
CEVAP
Soyka, ölü elbisesi demektir. Bu kelime bazı yörelerde kullanılır, genelde olumsuz olarak (Sıkıntı veren eşya) anlamında kullanılır. Mesela, (Şu soykalarını buradan kaldır!) şeklinde söylenir.
Ölünün elbiseleri mirasçılara taksim edilir. Yahut mirasçılar, herhangi bir kimseye, (Bunları istediğine ver!) diyebilirler. Hepsinin rızası ile mirasçıların birinde de kalabilir, başkalarına da verilebilir.

Sen nesin?
Deliysen doktora git! Ölüysen mezara gir!
Müslümansan tevbe et, temizlensin bütün kir!

İnternetten müzik indirmek

Sual: Ücretle satılan müzik CD’lerini veya dinî yazıları, herhangi bir kitabı bilgisayarımıza internetten izinsiz ve ücretsiz indirmenin günahı var mı?
CEVAP
İndirilen şeyin kendisi günahsa, mesela müstehcen görüntü veya müzik ise, indirilmesi de günahtır. Dinî yazıları ücretle satmak çok günahtır. Bizim sitedeki dinî yazılar için, (Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes alıp istifade edebilir) diye giriş sayfasına yazdık. İzin vermesek de, başkalarının izinsiz alması günah olmaz.

Bir yazının internetten kopyasını almak, bir kitaptan fotokopi çekmek gibidir. Bir kitabın fotokopisini izinsiz çekmek, Hanbelî mezhebinde caiz değilse de, Hanefî mezhebinde caizdir. Kanunî yönden suç olanlar varsa, suç işleyip cezaya çarptırılmak da dine aykırı olur.

Âhirete hazırlık
Tarlaya arpa eken, nasıl buğday biçer ki?
Ömrü imansız geçen, nasıl mümin göçer ki?

Namazda gülmek
Sual: Güneş batarken kaza namazına başlayıp kahkahayla gülenin abdesti bozulmuş olur mu?
CEVAP
Farz namazı kaza ederken mekruh vakitte kahkahayla gülenin abdesti bozulmaz. Fakat mekruh vakitte nafile namaz kılarken kahkahayla gülenin abdesti bozulmuş olur. (Hindiyye)

Unutmayın! Namaz kılarken kahkahayla gülenin abdesti bozulmuş olur

Gülmese de mekruh vakitte kaza veya nâfile kılınmamalı. O günkü ikindi namazının farzı hariç, mekruh vakitte başlanan farzlar sahih olmaz. Nafile namazlar ise, tahrimen mekruh olur. Mekruh vakitte başlanan nafileleri bozmalı, başka zamanlarda kaza etmelidir. (S. Ebediyye)

Beterin beteri
Gel hâline şükreyle, beterin beteri var,
Hiçbir şey kötü değil, imansız ölmek kadar.

İnsan tek başına kurtulamaz

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İnsan birkaç saniye bile olsa, elini ateşe süremez. Kibrit alevi bile, insanın canını yakmaya yeter. Âdem aleyhisselam dünyaya inince, Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Cehennemden bir parça ateş al, dünyaya indir!) emrini verdi. O da Cehennem meleklerinin reisi olan hazret-i Malik'e gitti. O ise, (Eğer Cehennem ateşinden bir parça dünyaya götürsen, dünya yanar yok olur, zerre kalmaz) dedi.

Cebrail aleyhisselam durumu arz edince, Allahü teâlâ, (Bir parça ateş al, Cennette 70 nehirde yıka, ondan sonra dünyaya indir) buyurdu. İşte dünyadaki en hararetli ateş bile, Cehennemden çıktıktan sonra 70 defa yıkanmıştır.

Cehennemdekine nasıl dayanılır! Böyle bir ateş ve çok çeşitli azaplar vardır. Bu bakımdan, içinde bulunduğumuz nimet çok büyüktür. Bu nimet, ana babamızdan miras olmadığı gibi, herkesin kolayca elde edebileceği bir nimet de değildir. Allahü teâlâ imanı, itikadı, güzel ahlâkı kendi istediğine verir. Parayı, mal ve mülkü, mevki ve makamı yani dünyalıkları isteyene verir.

Allahü teâlâ imanı, itikadı, güzel ahlâkı kendi istediğine verir

İmam-ı Rabbanî hazretleri, (Allahü teâlâ, mümine iki şey vermişse, ona her şeyi vermiştir. Birincisi, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı, ikincisi ise bu yolun büyüklerini tanımaktır) buyuruyor. İkisine de kavuşmak çok zordur. Elhamdülillah, bize ikisi de nasip oldu. Bu yolun büyüklerini tanımak nimeti, saadetin başıdır. Onun için çok zenginiz, çok bahtiyarız. Öyle ki dağlar kadar eziyet, haksızlık olsa, hiç üzülmemeliyiz. Ama eğer bu nasip olmamışsa, her şey hayâldir, hepsi sıfırdır.

İşin neticesini Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri bildiriyor, (Gemi selamet sahiline giderse, yalnız kaptanını değil, gemide kim varsa hepsini götürür. Siz, içinde bulunacağınız gemiye bakın) buyuruyor. Yani kurtulmak sadece o gemide bulunmakla mümkündür, yoksa imkân yoktur, batarız, mahvoluruz. Günahlarımız, kusurlarımız olsa da, kaptanı böyle büyük bir zat olan gemide olmalıyız. Yoksa insanın bu hengâmede tek başına kurtulması mümkün değildir.

Müslümana hakaret

Sual: Ş. Yeşil isimli biri, Sünnîlere (Sizi sofular) diye saldırmış. Ömer Nasuhi Hoca da yazdığı Ashab-ı kiram kitabında, onun sofular sözüne tepki gösteriyor. Sofu iyi bir kelimedir. Tepki gösterilmesi doğru mudur?
CEVAP
Ömer Nasuhi Hoca, (Sofu güzelse de, hakaret kastıyla söylenince tahammül edemeyiz) diyor. Elbette haklıdır.

Din düşmanları da, Müslümanlara böyle saldırıyorlar. (Sen Müslüman olduğun için kötüsün) demiyorlar, çeşitli yaftalarla saldırıyorlar. Mesela, fundamentalist yani kökten dinci diyorlar. Kökten dinci olmak, yani dinine sıkı sıkıya bağlı olmak, dininden taviz vermemek kötü bir şey değil, fakat hakaret kastıyla söylendiği için, her Müslüman bu söze tepki gösterir. (Bırak onu, muhafazakârın, tutucunun biridir) diyorlar. Neyi tutuyor, neyi muhafaza ediyor? Dinini tutup muhafaza ediyor. Haramlara el uzatmıyor. Fakat bu, hakaret kastıyla söylenince tepkisiz kalınamaz.

Kökten dinci olmak, yani dinine sıkı sıkıya bağlı olmak, dininden taviz vermemek kötü bir şey değil

Yine din düşmanları, geleneklerimize, törelerimize, âdetlerimize bağlı olanlara da hakaret için gelenekçi diyor. Muhafazakâr, gelenekçi gibi kelimelerin, mânâları kötü değilse de, hakaret kastıyla kullanıldığı için Müslümanlar bu kelimeleri kullanmamalı. Ehl-i sünnet âlimi demek yerine, gelenekçi âlim denmez.

Mezhepsizler, âlimlere, (Nakilci, şerhçi) diye hakaret ediyorlar. Bu bakımdan, (İbni Âbidin nakilci, şerhçi bir âlimdir) demek yanlış olduğu gibi, (Gelenekçi bir âlimdir) demek de yanlıştır. Hâlbuki İbni Âbidin hazretleri nakli esas alan, şerhler yapan kıymetli bir zattır. (Nakilcinin tekiydi) diyerek ona hakaret edenlere itibar etmemelidir.

Ağlamak
Dünya için ağlamak, aşağılık, zillettir,
Acayiplikten öte, katmerli cehalettir.

Dalkavukluk

Sual: Vefat etmiş evliya zatların iyiliklerini anlatan bir arkadaşa yalaka diyorlar. Yalakalık yaşayana yapılmaz mı? Ölen için öyle bir şey söylenir mi?
CEVAP
Yalaka, dalkavuk demektir. Kendisine maddî menfaat [çıkar] sağlayacak olana aşırı saygı ve hayranlık göstererek ona yaranmak isteyen kimse demektir. Yağcı da deniyor. Bunu ölmüş kimseler için söylemek yanlış olur.

Ölüden maddî ne çıkar sağlanacak ki? Mesela, İmam-ı a’zam hazretlerinin veya İmam-ı Gazalî hazretlerinin büyüklüğünden bahsedilse, bahsedene dalkavuk denmez. Hattâ mason Abduh veya Reşat Halife gibi kötü kimseleri övene de dalkavuk denmez. Sapık, cahil veya art niyetli denir. Her kelimeyi yerli yerinde kullanmalıdır.

Bir başka husus, ister yaşasın ister vefat etmiş olsun, evliya zatları sevmek, gerekirse onları savunmak her Müslümanın vazifesidir.

Âşık olmak istersen
Sual: Şu şiirde ne denmek isteniyor?
Hep aşktan söz eder sayısız kişi,
Sorma onlar bilmez aşk-ı Mevla’yı!
Bülbüle de sorma, nasıl aşk işi?
Pervaneden öğren gizli sevdayı!
CEVAP
Biz de ne denmek istenildiğini tam anlayamadık. Belki şöyle bir şey olabilir:

Herkes aşktan bahseder, ama gerçek aşkı kim bilir ki? Onlar Allah aşkından anlamaz. Bülbül gibi ötüp durma! Seviyorum diye herkese ilan etme! Kelebek gibi aşkından kendini ateşe atanlara bak! Yani aşk fedakârlık ister, âşık, bu uğurda kendini feda etmekten çekinmez. Gece gündüz aşkının gereğini yapar, ibadetlerini aksatmaz.

Zakir ve hakir
Şükreden şâkir olur, zikreden zâkir olur,
Allah’ı tanımayan zelil ve hakir olur.

Kabirdeki diri
Sual: Kendini yıldız sanan, fakat çirkefe yaldız olan Selefî bir hatip, konuşmalarında (Vefat eden kim olursa olsun, isterse peygamber olsun, ölü olduğu için işitmez) derken geçen günkü bir konuşmasında, Vehhabi bir sapık için, (Kabirdeki diri) diye uzun bir konferans verdi. Bunlar evliya zatlara ölü derken, kendilerinden olan sapıklara nasıl diri diyebiliyorlar? Bir de Eshab-ı kiramdan (Ömer böyle dedi, Ali böyle dedi) diye bahsederken, Vehhabi sapıklar için, (Rahmetüllahi aleyh) diyor. Bunlar kime hizmet ediyor?
CEVAP
Vehhabiliği kimler kurmuşsa onlara hizmet ediyorlar. Bunların özelliği o, kendi adamları ölse de diri, kendilerinden olmadığı için evliya zatlar yaşasa da ölüdür. Taklidi haram sayarlar. Bir mezhebe uymazlar. Dört mezhebin imamından nakil yapmazlar, ama İbni Teymiyye, İbni Baz, İbni Useymîn gibi kimselerin sözlerini dinde senet kabul ederler, onları taklit ederler. Bunlara göre taklidin haram olması dört hak mezhepten birine uyanlar içindir, yoksa Vehhabilere uyanlar için değildir. (Evliya zatlar kabrinde ölüdür, fakat Vehhabiler diridir) diyerek hep böyle tenakuz içine girerler.

Adak ve yemin
Sual: (Her sigara içişte yüz lira vereceğim) diye adakta bulundum. Ne yapmam gerekir?
CEVAP
İmkânsız şeyi adamak yemin olur. Yeminini bozunca bir kere yemin kefareti verirse, her içişte yüz lira vermekten kurtulmuş olur.

Gözyaşı
Mümine has gözyaşı, ilahi bir rahmettir,
Hak’tan salih kuluna ihsandır, merhamettir.

İlk insanlar vahşi değildi

Sual: İlk insanların vahşi olduğu söyleniyor. İlk insan Hazret-i Âdem’e, yaşamak için gerekli olan gıda, elbise, alet gibi şeyleri ve bunları elde etmenin yollarını, Allahü teâlâ bildirmedi mi?
CEVAP
Elbette Allahü teâlâ bildirdi. Hazret-i Âdem ve çocukları, ilimsiz, fensiz, görgüsüz değildi. Hazret-i Âdem ve ona iman eden torunları şehirlerde yaşarlardı. Okuma, yazma bilirlerdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, çiftçilik gibi sanatları vardı. İslam harfleriyle gönderilen yazı, ilk insan Hazret-i Âdem’le birlikte dünyaya yayılmıştır. Daha sonra torunlarından ırklar, çeşitli diller ve alfabeler meydana çıkmıştır. (S. Ebediyye)

Cenab-ı Hakk’ın, ilk insan ve ilk peygamber olan Hazret-i Âdem’e her ilmi öğrettiği Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. Bu husustaki bir hadis-i şerif: (Âdem, Cennetten dünyaya inince, Hak teâlâ, ona her sanatı, her ilmi öğretti.) [Taberanî]

Söylendiği gibi ilk insanlar vahşi değildi bu evrimcilerin ve devrimcilerin uydurmasıdır..

Bu vesikalar gösteriyor ki, ilk insanlar vahşi değildi. Taş, tunç devri gibi devirlerin yalan olduğu pek açıktır, ilimle alakası yoktur. Evrimcilerin ve devrimcilerin uydurmasıdır. Onlar, kendi teorilerine bilim derler. Evrim tenkit edilse, siz bilime karşı çıkıyorsunuz diye Müslümanları kötülemeye çalışırlar. Dinimiz kesinlikle ilme karşı değildir. Zaten din ayrı, ilim ayrı değildir. Fen ilmi İslamî ilimlerin bir koludur. (Din, ilme aykırıdır) demek, evrimci ve devrimcilerin bir iftirasıdır.

Yanarak yok olan
Sual: Yanarak ölenin cenazesi yıkanır mı, namazı kılınır mı?
CEVAP
İnsanın yalnız başı veya bedenin yarısı ele geçerse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Öylece gömülür. Başı olmasa bile bedenin yarıdan fazlası veya bedenin yarısı ile başı bulunursa, yıkanır ve namazı kılınır. (Dürr-ül-muhtar)

Dinsizin hakkından imansız gelir
Sual: (Dinsizin hakkından imansız gelir) atasözünü kullanmak caiz midir?
CEVAP
Atasözü denildiğine göre, elbette caizdir. Atalarımız rastgele söz söylemez. Bu söz, (Acımasız olan kişiyi, ancak ondan daha acımasız biri yola getirir veya ona, anlayacağı dilden, acımasızca cezasını vermek gerekir) anlamında söylenir.

Ezber bozmak

Sual: Gazetelerde, televizyonlarda, (Falanca profesör, yine bir ezberi bozdu) denilerek asırlardan beri yapılan bazı ibadetlerin yanlış olduğu söyleniyor. Niye buna ezber bozmak deniyor?
CEVAP
Ezber bozmak, bir düşüncenin yanlış olduğunu göstermek demektir. Ancak bu ezber bozmalar, dinî hükümleri bozmak niyetiyle söyleniyor. Dinimizin emir ve yasakları değiştirilmek isteniyor. Mesela deniyor ki:
(Bir ezber daha bozuldu. Tesettürün farz olmadığı açıklandı.)

(İçkinin günah olduğu ezberi bozuldu. Sarhoş olmayacak kadar içmenin sakıncası olmadığı meydana çıktı.)
(Allah her şeyi bilir ezberi bozuldu. Bir hoca, “Allah geleceği bilmez” dedi. Savını da bir âyetle ispat etti.)
Bu ezber bozan zındıklar çoğaldıkça, ortada din diye bir şey kalmaz.

Diploma
Diplomaya güvenir, kendini âlim sanır,
Böyle kimse şeytana, gayet kolay aldanır.

Pastörize üzüm suyu
Sual: Pastörize edilmiş üzüm suyunda alkol olabilir mi, içilmesi uygun mudur?
CEVAP
Usulüne uygun pastörize edilen üzüm suyunda alkol olmaz, içilebilir. Pastörize işi usulüne uygun yapılmazsa, bozulup şaraplaşabilir. Şaraplaşan üzüm suyu köpürür, tadı ve kokusu değişir. Üzüm suyuna hiç benzemez. Zaten içerken anlaşılır, şaraplaşmış üzüm suyu içilmez.

Zamm-ı sûre
Sual: Zamm-ı sûre olarak üç âyetten aşağı olmaz, deniyor. Mesela iki âyet olan Amenerresulü veya tek âyet olan Âyet-el-kürsi okunsa caiz değil midir?
CEVAP
Caizdir. Zamm-ı sûre, Fâtiha’dan sonra okunan, en az üç âyete veya üç âyet uzunluğundaki bir âyete denir. Üç âyetin miktarı, en az, 30 harf olmalı. (Redd-ül Muhtar)
İki âyet olan Amenerresulü veya tek âyet olan Âyet-el-kürsi de, üç kısa âyetten uzun oldukları için zamm-ı sûre olarak okunur. Hattâ Âyet-el-kürsi tek âyet olduğu hâlde, yarısı birinci rekâtta, diğer yarısı da, ikinci rekâtta okunabilir.

Aynı sûreyi okumak
Sual: Bütün namazlarda, aynı sûreleri okumak caiz midir?
CEVAP
İmamın, aynı namazların aynı rekâtlarında, aynı âyetleri okumayı âdet edinmesi mekruhtur. Yalnız kılanların ise, ara sıra başka âyet okumaları iyi olur. Nâfile namazlarda hep aynı sûreler okunabilir.

Asr-ı sani
Sual: Öğle namazı, bir mazeretle vaktinde kılınamazsa, asr-ı sanide mi kılınıyor?
CEVAP
Hayır, asr-ı evvelde kılınır. Asr-ı sani, ikinci ikindi demektir. Bir mazeretle öğle namazı, öğle vaktinde kılınamazsa, asr-ı evvelde kılınır. Öğle, o vakte geciktirilerek kılınmışsa, o günkü ikindi de asr-ı sanide kılınır.

Kızım denirse
Sual: Hanımıyla telefonda konuşana, (Kiminle konuştun?) dense, o da, (Kızımla konuştum) dese veya hanımını gösterip (Bu benim kızım) dese nikâha zararı olur mu?
CEVAP
Hayır, zararı olmaz. Yalan söylemiş olur. Bunun gibi, bizzat hanımına, (kızım), (anam) veya (kız kardeşim) demekle de talak olmaz, ama böyle söylemek doğru değildir. (Artık, bundan sonra, anam, bacım ol!) denirse, bir talak-ı bain olur.

Namaz şov değildir

Sual: Malum gazetelerden biri, belediye otobüsünün içinde namaz kılan şoförün resmini çekip, (Birilerine yaranmak için şov yapıyor) diye manşet atmış. Müslüman bir ülkede namaz kılana böyle hakaret nasıl yapılır?
CEVAP
Bu haber, namazın dindeki önemini bilmemekten kaynaklanmaktadır. Bazı cahiller de, (Yolda namaz mı kılınır? Akşam eve gidince kaza edersin) diyorlar. Namaz, zamanında yapılması gereken vakitli bir ibadettir. Acıkan kimseye, (Şimdi yeme, birkaç gün sonra hepsinin yerine daha çok yersin) demek ne kadar yersizse, (Namazlarını gece kaza edersin) demek bundan daha yersizdir.

Müslüman, işinden ve aşından olacağını bilse de namazını yine kılar. Bu yüzden işinden olan çok Müslüman olmuştur. Namazdan taviz verilmez. Çünkü namazın dindeki yeri çok büyüktür. Otobüsün içinde olur, dışında olur, yol ortasında olur, muhakkak kılması lazımdır. İslam âlimlerinin büyüklerinden Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretlerinin, (Bir vakit namazım kazaya kalmaktansa Allah bin kere canımı alsın!) buyurması namazın önemini göstermektedir. Birkaç hadis-i şerif şöyledir:

(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberanî]
(Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyhekî]
(İman, namaz demektir.) [İbni Neccar]
(Namaz kılmayanın Müslümanlığı yoktur.) [Bezzar]
(Namaz kılmayanın diğer ibadetleri kabul olmaz.) [Ebu Nuaym]

Asırlardır Müslümanlar her yerde, her zaman namaz kıldılar. Bir art niyetleri mi vardı? (Birilerine yaranmak için şov yapıyor) diyor. Peki, o birileri kime yaranmak için namaz kılıyor? Elbette her Müslüman Allah rızası için namaz kılar. Allah'a inanmayanlar bunu anlayamaz. Sabah herkes uyurken o kalkıp namaz kılar. O saatte kime yaranacak? Buna nasıl şov denir?

Âşık olmayan aşktan anlamaz. Mecnun’a, (Leyla kara kuru bir kız. Niye onu seviyorsun?) demişler. (Siz, ona benim gözümle baksanız, yanarsınız) demiş. Namaz aşkı olmayan da, namazı şov zanneder.

Dinden imandan ve namazdan haberi olmayan kimsenin, (Her gün her yerde namaz mı kılınır? Kılanların bir art niyeti vardır) diye düşünmesi, ya cahilliktir veya din düşmanlığıdır.

Cilve-i Rabbanî
Sual: Cilve, naz anlamına geldiğine göre, cilve-i Rabbanî, yani Allah'ın nazlanması ne demek oluyor? Böyle söylemek küfür olur mu?
CEVAP
Çok kelimenin, cümledeki yerine göre mânaları değişir. Cilve; tecelli, görünme, dileme, kader, imtihan, marifet, yaratılıştaki hikmet gibi mânalara gelir. İmam-ı Muhammed Masum Farukî hazretleri buyuruyor ki: Hak teâlâ, cilve buyurursa [dilerse], sonradan yaratılmış çaresiz mahlûk âdeme teveccüh eder. (K. Yazılar)
Kaderin cilvesi veya Allah'ın cilvesi de denir. Böyle demekle kader veya Allah kötülenmiş olmaz. Kaderin, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı olur, bunlar da hep Allahü teâlâdandır. Falancanın kaderi kötüymüş demekte mahzur yoktur. (Kaderin cilvesi beni bu hâle getirdi) demek, kaderi kötülemek değildir. İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi büyük İslam âlimleri, Allah'ın cilvesi tâbirini kullanmışlardır. Mübarek oğlu da, (O sevgilinin cilveleri, namazın huşû’ ve edepleri şeklinde bu dünyada görünmektedir) buyuruyor. Burada Allahü teâlâ için sevgili tâbiri de kullanılmıştır.

Ölümü unutur
Şu iki gâfil kimse, ölümü hatırlamaz:
Biri haramdan kaçmaz, biri de namaz kılmaz.

Sırat köprüsünde yedi sual

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Sırat köprüsünde her Müslümana, imandan, namazdan, oruçtan, hacdan, zekâttan, gusülden ve kul hakkından olmak üzere yedi sual sorulacaktır. Kul hakkı ile ilgili sualden, masum oldukları hâlde, Peygamberler bile korkarlar) buyuruyor.

1- İman: İman, Amentü’de bildirilen altı hususa inanmaktır. İmanı olmayanlar Cehenneme girip sonsuz kalacaktır. Onun için imanı gideren hususları iyice öğrenmeliyiz. Mesela İslamiyet’in herhangi bir hükmünü hafif görenin veya (Bu zamanda böyle olmaz) diyenin imanı gider. Ümmet-i Muhammed’den olup, itikadı bozuk olanlar Cehenneme girerlerse de, zerre imanları olduğu için, orada sonsuz kalmazlar. Dört hak mezhepten birinde olup Ehl-i sünnet itikadında olanlar ise Cehenneme girmez, ikinci suale çekilirler.

2- Namaz: Şartlarına uygun şekilde kılınmalı ve hiçbir kaza namazı borcu olmamalı. Namaz, din demektir. Namazsız din olmaz.

3- Oruç: Orucu severek tutmalı. Çok faziletlidir. Allahü teâlâ, (Her iyiliğe, 10 mislinden 700 misline kadar sevab verilir, fakat oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm) buyurdu. İmsak ve iftar vakitleri için temkin müddetini dikkate alan, doğru takvimlere uymalıdır.

4- Hac: Haccın şartlarını iyice öğrenip yerine getirmeli. Mesela Arefe günü Arafat’ta vakfeye durmayanın haccı sahih olmaz. Onun için Zilhicce ayının hilâlini gözetlemek ve Arefe gününü doğru şekilde tespit etmek gerekir.

5- Zekât: Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır. Zekât, şartlarına uygun şekilde verilmelidir.

6- Gusül: Guslün şartlarına dikkat etmeli, guslümüz fıkıh kitaplarına uygun olmalı.

7- Kul hakkı. Üzerinde kul hakkı olanın sevabı alınıp hak sahibine verilecek, sevabı yoksa onun günahı buna yüklenecektir. Hırsızlık ve gasp, kul hakkı olduğu gibi, kalb kırmak, iftira ve gıybet de, hep kul hakkıdır.
Cennete girmek isteyen, bu yedi suale şimdiden hazırlanmalıdır.

Namaz kılmayanın iyilikleri

Sual: (Namaz kılmayanın hiçbir iyiliğine sevab verilmez ve haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) deniyor. Allah iyiliklerimizi niye zayi ediyor ki?
CEVAP
Allahü teâlâ iyilikleri zayi etmez. Kimseye haksızlık etmez.

Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Yani namaz kılmamak haramdır. (Haram işleyenin ibadeti kabul olmaz) demek, o ibadet için bildirilen büyük sevablara kavuşamaz, yani sevablarının hepsini muhafaza edemez, çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır, ama işlenen haramlar sevabları alıp götürür.

Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içkiyle açan 70 sevab kazanırken, içki içince 70 günah yüklenir ve sevabsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi?

Günah işleyenlerin de ibadetlerini aksatmamaları gerekir. Başka günahlar da işlemişse sevabları eksilere iner. 

Namaz kılmamak bin birim günah ise, ne kadar çok iyilik ve ibadet edersek edelim, bin birimi bulamayız. Nafile ibadetler farzların yanında denizde damla bile olmadığı için, yapılmayan farzların günahları bu iyilikleri alır götürür, insan hiç iyilik etmemiş duruma düşer. İşte, (İyiliklerine sevab verilmez veya haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) bu demektir. (Kaza namazı olanın nafile namazları kabul olmaz) demek de böyledir.

Farzı tehir edip nafileyle meşgul olunca, farzı tehir etme günahı, nafile namazın sevabından fazla olduğu için nafile namazları boşa gitmiş olur. Yoksa nafile namaz kıldığı için elbette sevab alır, fakat zararı kârından pek çok olur. Çünkü farzın yanında nafileler, denizde damla bile değildir.

Yukarıdaki bilgiler, itikadı düzgün olan yani Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanlar içindir. Ehl-i sünnet itikadında olmayana bid’at ehli denir. Bid’at ehlinin ibadetleri sahih olursa da, âhirette, dünyada yapmış olduğu iyiliklerin, hayrat ve hasenatının sevabına kavuşamaz. (Cennet Yolu İlmihâli)

Kâfirlerin ve bid’at sahibi olanların, hayırları reddedilip, şerleri için de ceza görürler. (Cevab Veremedi)