31 Aralık 2012 Pazartesi

VİDEO - Çok Duygusal Mutlaka İzleyin..






Bismillâh, elhamdulillâh, ve's-Salâtu ve's-Selâmu 'alâ Rasûlillâh Es selâmu 'aleykum ve Rahmetullâhi ve Berakâtuhû

Mısırlı davetçi Muhammed Hassan (Allah onu korursun)' ın duygu yüklü bir hatırası... İnşâAllah bizlere samimi bir şekilde Allâh-u te'âlâ' ya yalvarıp dua etmeyi hatırlatacak.




Ücretle Kur'an-ı Kerim Okumanın Hükmü


Bismillâh, elhamdulillâh, ve's-Salâtu ve's-Selâmu 'alâ Rasûlillâh Es selâmu 'aleykum ve Rahmetullâhi ve Berakâtuhû


Soru: İnsanlara ücretle Kur'an okumanın hükmü nedir?


Cevap:
Hamd, yalnızca Allah'adır.
"Eğer kastınız insanlara Kur'an-ı Kerim'i öğretmek ve onu insanlara ezberletmek ise, âlimlerin iki görüşünden en doğru olanına göre, -ücretin belli olması şartıyla- bu işe karşılık bir ücret almakta bir sakınca yoktur. Zirâ bu konuda gelen sahih hadiste sahâbeden birisi,kendisini yılan sokan kabile reisinin üzerine Kur'an okuyarak onu tedâvi ettiğinden dolayı kendisine bir ücret verilmişti.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ أَحَقَّ مَا أَخَذْتُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا كِتَابُ اللهِ.)) [ رواه البخاري ]
"Ücret aldığınız şeylerin en haklısı, Allah'ın Kitabı üzerine aldığınızdır."(Buhârî)
Yok eğer ücretle Kur'an okumaktan murad; herhangi bir münasebette Kur'an tilâvetinin üzerine ücret almak ise, buna karşılık ücret almak câiz değildir.
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bunun haram oluşu hakkında ilim ehli arasında hiçbir görüş ayrılığının olmadığını zikretmiştir."


"Mecmû'u Fetâvâ İbn-i Baz"; c: 21, s: 211
http://islamqa.com/tr/ref/125103

28 Aralık 2012 Cuma

İlmin yoksa sus, adam sansınlar

Sual: (Eskiden susmak faziletti, bugünse, konuşmak, gerçeği ortaya çıkarmak gerekir. Bunun için, susmakla ilgili atasözleri günümüze uymaz. Mesela, “İlmin varsa söyle, inansınlar; ilmin yoksa sus, adam sansınlar” atasözü uygun değildir) diyorlar. Bu doğru mudur?
CEVAP
Doğru değildir. Susmakla ilgili atasözlerinin hiçbiri günümüze aykırı değildir.

Bildirilen atasözünde, (Biliyorsan söyle, bilmiyorsan sus!) deniyor. Bunun neresinde uygunsuzluk var? Bütün ilimler, tecrübeler, kültürler hep aynı şeyi tavsiye ediyor. (Bilsen de, bilmesen de konuş!) denir mi hiç? Bilen kimse bile, çok konuşursa yanılabilir. Atalarımız, (Çok konuşan çok yanılır), (Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz), (Bülbülün çektiği dili belası), (Söz gümüşse, sükût altındır) gibi kıymetli sözler söylemişlerdir. Genelde susmak daha uygundur. Sözümüzü kabul edeceğine emin olduklarımız varsa, ancak onlara söyleyebiliriz.

Bir hadis-i şerif şu mealdedir:
(Sükût, âlim için ziynet, cahil için [cahilliğini örten] perdedir.) [Ebu-ş-Şeyh]
(İlmin yoksa sus, adam sansınlar) sözü, yukarıdaki hadis-i şerife aykırı değildir.

Cennetten çıkan dayak
Sual: Biri, (Dayak Cennetten çıkmadır) diyerek dayak atmayı övüyor, öteki de, (Dayak iyi bir şey olsaydı Cennetten çıkmazdı) diyor. Böyle söylemek küfrü gerektirir mi?
CEVAP
Küfür olmazsa da, büyük günah olur. Cennette dayak ve üzücü şey yoktur.

İskat yaparken
Sual: Ölünün yapmamış olduğu secde-i tilavetler olabilir. Bunlar için fidye vermek gerekir mi?
CEVAP
Hayır. (S. Ebediyye)


İçinde

Dünya boşalıp doldu,
N’oldu cihan içinde?
Ölenler toprak oldu,
Belli zaman içinde.

Bahçede güller soldu,
Bülbüller ötmez oldu,
Gözümüz kanla doldu,
Kaldık zindan içinde.

Derin uykuya daldı,
Kuzuları kurt aldı,
Ardınca baka kaldı,
Âh-u figan içinde.

Küskün olan barışır,
Mezarında konuşur,
Salihlerle buluşur,
Yarın cinan içinde.

İpek elbise giyen,
Bal ile kaymak yiyen,
En büyük benim diyen,
Çürür kefen içinde.

Eğer kirliyse işler,
Haram yemişse dişler,
Şiddetli azap başlar,
Yılan, çıyan içinde.

Çürümüş tutmaz eller,
Dökülmüş dudak diller,
O sevgili oğullar,
Kalmış viran içinde.

Bu dünyaya inanan,
Vefası olur sanan,
Ömrünü eder ziyan,
Hepsi pişman içinde.

Yunus der aç gözünü!
Ölç de söyle sözünü!
Karartma ak yüzünü!
İsli duman içinde!

Sakal kazımanın hükmü

Sual: (Tam İlmihal’de, sebepsiz, özürsüz sakal kazımanın haram olduğu yazılıdır) deniyor. Böyle bir şey var mıdır?
CEVAP
Hayır, ne Tam İlmihal’de ne de başka muteber kitaplarda öyle bir şey yok. Sakal bırakmak, sünnet-i zevaiddir. Sünnet-i zevaidi terk etmek haram değildir. Bazı âlimlere göre tenzihen mekruhtur. Sakal zevaid sünnet değil, müekked sünnet bile olsa, sakalı kesmeye haram denmez. Hiçbir âlim, müekked sünneti bile, terk etmeye haram dememiştir. Sakal kazımaya haram demek, bütün kitaplara yapılan bir iftiradır.

S. Ebediyye kitabında deniyor ki:

Ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden çıkarken, helaya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehabdır. Bunları tersine yapmak, tenzihi mekruh olur. Çünkü şekilde olan sünneti terk etmek olur. Bulunduğu yerin âdetine uymak için sakalı kazımak da, böyle tenzihen mekruhtur. (Cemaatle namaz bahsi)

Sakal bırakmak sünnet-i zevaiddir. (Sakalı uzatın, müşriklere benzemeyin!) ve (Yahudilere benzemeyin, namazınızı nalınla [çorapla, mestle] kılın!) hadis-i şerifleri, sakal kazımanın ve çıplak ayakla namaz kılmanın, mekruh olduğunu göstermektedir. (Cuma namazı bahsi)

Buhari’de yazılı hadis-i şerifte, (Yahudiler ve Hristiyanlar saçlarını, sakallarını boyamazlar. Siz onlara muhalefet edin, yani boyayın!) buyuruldu. Bu hadis-i şerif, saç sakal boyamanın müstehab olduğunu gösteriyor. Sakal uzatmayı emreden hadis-i şerif de böyle olup, sakal uzatmanın vacib olduğunu değil, müstehab olduğunu bildirmektedir. Özürsüz sakal kazımak mekruhtur. (İslam Ahlakı)

Genç ve güzel görünmek için sakal kazımak mekruhtur. (Kimya-i saadet)

Paranın geçmediği yer

Sual: Bir yazıda, (Âhirette hatır gönül dinlenmez, para pul geçmez) deniyor. Peki, âhirette peygamberler, âlimler, melekler, şehidler şefaat etmeyecek mi?
CEVAP
Şefaat ayrı bir konudur. Burada kul hakkından bahsediliyor. Bir hadis-i şerif meali:

(Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü âhirette altının, malın [paranın pulun] değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevabları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]

O yazıdaki hususla hadis-i şerifte bildirilen hususlar aynıdır. İmansızlara hiçbir şefaat yoktur. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Artık şefaat edicilerin [peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48]

(O gün zâlimlerin, ne dostu, ne de şefaatçisi vardır.) [Mümin 18]

Görüldüğü gibi, imansızlar için, âhirette hatır gönül geçmiyor. İmanı varsa, elbette şefaat hakkı olanların, hatırı gönlü yani şefaati geçerlidir. İmanlı olup da üzerinde kul hakkı varsa, yine para pul veya hatır gönül geçmiyor. Kul hakkı için, ya kendi sevabından veriyor veya hak sahibinin günahlarını yükleniyor. Kul hakkı olmazsa, diğer günahlar için şefaat hakkı elbette vardır.

Namazdan çıkmak
Sual: Sabah namazının farzını kılarken, güneşin doğmasından korkup, Salli Barik’leri okumadan selam verenin namazı sahih olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olur. Kendi isteğiyle namazdan çıkmak, İmam-ı a’zama göre farz, İmameyn’e göre ise farz değildir. Bir kimse, namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan sonra, kasten namaza aykırı bir iş yapsa, mesela gülse, konuşsa, yiyip içse, söz birliğiyle namazı tamam olur. Fakat elde olmadan abdesti bozulsa İmameyn’e göre namaz tamam olmuş olur. İmam a’zama göre ise, hemen abdest alıp kendi isteğiyle namazdan çıkması gerekir, aksi takdirde namazı bâtıl olur.

Bir kimse, son oturuşta teşehhüd miktarı oturduktan sonra, namazdan çıkmadan önce namaz vakti çıksa, mesela güneş doğsa veya başka bir namaz vakti girse, İmameyn’e göre, namaz tamamdır. İmam-ı a’zama göre ise, namaza kendi isteğiyle son vermediği için bozulmuş olur. Bu iki kavilden hangisinin müftabih olduğu hususunda farklı kaviller vardır. (Halebî)

İhtiyaç olunca, İmameyn’in kavliyle amel edilirse, namaz sahih olur.

Vasıtalarda namaz

Sual: Uçak, gemi, tren ve otobüste kılınan namazların hükmü aynı mıdır? Bunlarda namaz nasıl kılınır?
CEVAP
Hepsi aynı olmaz. Mesela uçakta namaz vakti çıkacaksa uçaktan inilmez. Gemiden de inilmez. Trende bir istasyonda inilebilir. Otobüsten inmek daha kolaydır.

Hangi vasıta olursa olsun, namazı kazaya bırakmayacak şekilde işler, saatler ayarlanmalı. Hepsi için ayrı örnekler verelim:

Uçakta: Yurtiçi ise, bir iki saat sürüyorsa, uçakta oturup namaz kılmaya gerek yok. İnince iki namazı cem edip kılma imkânı var. Eğer sabah namazı girince uçağa binip inince güneş doğacaksa, namazı kazaya bırakmak haram olduğu için, uçağın arkalarında bir yere gidip, ayakta mümkün olmazsa oturarak rahatça namaz kılınabilir. Îmâ ile kılınmaz.

Uçakta da kıbleye dönmek şarttır. Uçak zikzaklı gitmediği için kıble fazla değişmez. 10 veya 20 derece değişse bile kıbleyi etkilemez. Mesela Samsun’dan Adana’ya giden, uçağın gidiş istikametine doğru namazını kılar. Adana’dan Samsun istikametine giden de uçağın tam tersine dönerek namazını kılar. Konya’dan Van’a giden, uçağın doksan derece sağ tarafına dönerek namazını kılar. Dönüşte de, doksan derece uçağın sol tarafına dönerek kılar. Yurtdışına giden de kıbleye yönü gelecek şekilde, uçakta namazını kılar.

Gemide: Giden gemide de, uçakta olduğu gibi, kıbleye dönülür, namaz ayakta kılınamazsa, oturarak kılınır. Îmâ ile kılınmaz.

Trende: İstasyonlarda durunca, ayakta namaz kılınabilir. Bazı istasyonlarda inip kılma imkânı bile oluyor. Tren içinde de, ayakta kılınamazsa oturup kılmak caizdir. İçinde de oturup kılma imkânı yoksa, inince, iki namaz cem edilir.

Otobüste: Otobüs, uçak, gemi ve tren gibi değildir. Binerken pazarlık yapılabilir. Mesela, (Eğer namaz vaktinde bir yerde durursanız, bileti sizin firmanızdan alırım) denebilir. Söz verdikleri hâlde, namaz vaktinde otobüs durmazsa, müsait bir yerde inip namaz kılınır, başka bir otobüsle yolculuğa devam edilir. Yanında hasta falan varsa, inince cem edebilir. Cem de edemeyecek durumdaysa, mecburen otobüste, koridora oturup namaz kılabilir. Buna da imkân olmazsa, oturduğu yerde ayaklarını toplayıp îmâ ile kılar. Kıbleye dönebildiği kadar dönmesi şarttır.

İbni Abidin hazretleri diyor ki: Sağlam bir kimsenin gemide, trende, hareket hâlinde, farzları oturarak kılması, İmam-ı a’zama göre caizse de, İmameyne göre, özürsüz caiz değildir. Fetva da böyledir. (S. Ebediyye)
Demek ki, özür varsa oturarak kılmak caiz oluyor. Bir özrü yoksa oturarak kılamıyor.


Divane

Gönlüm bir viranedir,
Akılsız divanedir,
Ateşin etrafında,
Zavallı pervanedir.

Bozulup gider hâli,
Her gün artar melâli,
Bir söze yok mecâli,
Herkesten bigânedir.

Şu dünyada bunalmış,
Günah içine dalmış,
Issız yabanda kalmış,
Yurduna gelmelidir.

Yunus’un ağrır dizi,
Karda görülmez izi,
Allah için var sözü,
Hak yolda ölmelidir.

Kelimeler:
Melâl: Üzüntü, dert
Pervane: Ateş etrafından dönen kelebek
Mecâl: Güç, kuvvet, derman, takat
Bigâne: İlgisiz, yabancı

Gıybetle deşarj olmak

Sual: Deşarj olmak, rahatlamak gibi faydalı bir niyetle gıybet etmek caiz olur mu?
CEVAP
Deşarj olmak için gıybet etmek caiz olmaz. Zaten herkes deşarj olmak için gıybet eder. Bütün günahlar da buna benzer, deşarj olma isteğinden kaynaklanır. Nefsin gıdası günahlar olduğu için, günah işleyince nefsimiz rahatlar. Hâlbuki salihler günahtan rahatsız olurlar, çünkü günahlar, nefsin gıdası ve kalbin zehridir.

Gıybet edilen kimse, bu konuşmalardan hoşlanmazsa, duyunca üzülecekse gıybet olur. İhtiyaç halinde gıybet caiz olur. Birkaç örnek verelim:

1- Bir haksızlığı, bir yolsuzluğu şikâyet için, ilgili mercilere bildirmek.
2- Etkili ve yetkili birine, kötülüğe mani olması için, (Falanca, gayri meşru iş yapıyor) demek.
3- Bid'at sahibiyle gezen birine, (Onunla gezme, o mezhepsizdir) demek.
4- Şahitlikte, (Falanca şöyle yaptı) demek.
5- İnsanları, açıktan günah işleyenlerden korumak için, mesela (O kumarbazdır) demek.
6- Gıybet edileni bir zarardan önlemek için, bunu önlemeye gücü yeten birine onun yanlış işlerini söylemek. Mesela, sigara veya bira içen çocuğun babasına gidip durumu bildirmek, babası da, onu önleyecek güçte ise, bu şikâyet çocuğun faydasına olacağı için caizdir.
7- Müslümanları, bid’at ehlinin zararlarından korumak için, bunların kitaplarının ve yazılarının bozukluğunu, sözle veya yazıyla bildirmek. [Bunu yapmak, aynı zamanda dinin emridir.]

Yukarıdakilere benzer bir fayda olmadan, sırf deşarj olmak için gıybet caiz olmaz.

Sargıya mesh etmek
Sual: Mantar, sedef gibi bir cilt hastalığı olanlara doktor, (Su değdirilmemeli) diyor. Abdest ve gusülde ne yapmak gerekir?
CEVAP
Salih ve uzman doktorun (Islatılmaması lazımdır) dediği bir yer, yara gibi olur. Abdestte ve gusülde buralara mesh edilir. Mesh de zarar verirse, üstüne poşet gibi bir şey konup bunun üstü mesh edilir.

Kunut tekbiri vacib midir?
Sual: Kunut tekbiri getirmek vacib midir?
CEVAP
Kunut tekbiri İmam-ı a’zama göre vacib, İmameyn’e göre sünnettir. (Redd-ül-muhtar, Bahr-ür-râık, Nimet-i İslam)

Bu tekbir unutulursa secde-i sehv gerekmez. Kunut duaları unutulursa secde-i sehv gerekir.

Emîre itaat vacibdir

Sual: Emîr olan kişi, mubah bir şeyi yasaklar veya onun yapılmasını emrederse, mesela (Sigara, kahve içmeyin!) derse, bu emre itaat gerekir mi?
CEVAP
Berika’da, (Emîr [başkan], mubah olan bir şeyi emrederse, buna itaat şarttır, çünkü emîrin İslamiyet’e uygun emirlerine itaat vacibdir) buyuruluyor. Bir hadis-i şerifte de, (Günahı emretmedikçe, emîre itaat vacibdir) buyuruldu. (Beyhekî)

Buradaki vacib, farz demektir. Konuyla ilgili birkaç hadis-i şerif meali:

(Emîriniz beğenmediğiniz bir şey de yapsa, ona sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan, cahiliyet ölümüyle [imansız] ölmüş olur.) [Buharî]

(Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur. Benim tayin ettiğim emîre itaat eden, bana itaat etmiş, ona isyan eden de hakikatte bana isyan etmiş olur.) [Buharî]
(Habeşli köle de olsa, emîrinize itaat edin!) [Buharî]

(Elleri kesik, sakat bir köle de olsa, emîrinize itaat edin!) [Müslim]

Demek ki emîr, zenci, sakat ve köle de olsa, itaat gerekiyor, isyan yasaklanıyor. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah’a, Peygambere ve sizden olan emîrlere itaat edin!) [Nisa 59]

Buradaki itaat, Müslüman emîrin, dine uygun emir ve yasaklarına uymaktır. (Hadika)

Habeşî [zenci] cariye olan Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında iken, bir birliğe kumandan olmuştu, Babası Zeyd bin Harise de, köleydi. Hicretin 8. yılında, Şam civarında Mute denilen yerde Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanı olmuştu. Kur’an-ı kerimde ismi geçen tek sahabî budur.
Hazret-i Ebu Bekir halifeyken, (Resulullah, sizi Üsame’nin emrinde savaşa göndermişti. Yine aynı emîrle savaşa hazır olun!) dedi. O zaman Üsame 22 yaşındaydı. Bazıları, (Âsiler Medine’ye gelip halifeyi öldürebilirler. Üsame’yi değiştirseniz nasıl olur?) dediler. Hazret-i Ebu Bekir, (Resulullah'ın beğendiği komutanı değiştiremem) dedi. Üsame at üzerinde, halife ve Eshab yürüyerek, Medine’den dışarı çıktılar. Halife, Eshaba veda ederken (Size birinci nasihatim, emîriniz Üsame’ye itaat etmenizdir) buyurdu. Hazret-i Üsame, Huzaa kabilesine gidip, mürtedleri öldürdü. Kırk gün sonra, zaferle Medine’ye döndü.
Demek ki, emîr genç ve köle de olsa ona itaat şarttır. Yoksa ona gösterilen itimatsızlık ve itaatsizlik, aslında onu vekil edene yapılmış olur.

Sultan IV. Murad han, tütün içmeyi yasak edince, İsmail Hakkı Bursevî hazretleri, (Tütün içmek haramdır) demiştir. Yine o zaman yaşayan Şernblali hazretleri de, (Halife mubahları yasak edince haram olur) buyurmuştur.

Sultan, bir mubahı yasak edince, dinlemek vacib yani farz olur. (Berika s.103)

Şâfiî âlimlerinden Necmeddin-i Gazzî, (Sultan yasak edince, sigara içmek haram olur. Devam edilirse, büyük günah olur) buyuruyor. (Dürr-ül-muhtar c.5)

Demek ki, halife veya emîr mubahı yasak edince, o işi yapmak haram oluyor.


Sevmekten maksat
Onu sevmekten maksat, sıkıntıyı tatmaktır,
Gayrıdan gelen tadı, düşünmeden atmaktır.

Bozulan dinler

Sual: İslamiyet gelmeden önce Hicaz’daki insanların, mesela Peygamber efendimizin mübarek ana babalarının, İbrahim aleyhisselamın dini üzerine oldukları kitaplarda yazılıdır. Niye İsa aleyhisselamın veya Musa aleyhisselamın diniyle değil de, bunlardan önce gelen İbrahim aleyhisselamın diniyle amel ediliyordu?
CEVAP
Bunun iki sebebi var:

1- Hazret-i Âdem’den beri gelen dinlerde, dinin adı, gönderilen peygamberin adıyla söylenirdi. Mesela, Hazret-i Musa’nın dinine Musevilik, Hazret-i İsa’nın dinine İsevilik denirdi. Her peygamber, bir bölgeye, bir kavme gelirdi. O bölgenin, o kavmin peygamberi olurdu. Mesela Hindistan’a gönderilen bir peygamber, Amerika’daki veya Afrika’daki insanlara peygamber olarak gönderilmiyordu. Her ülkenin peygamberi ayrıydı. İslamiyet ise, cihanşümul [evrensel] olarak geldi. Bir bölgeye, bir ırka değil, bütün insanlığa, bütün dünyaya geldi.

Hicaz halkı bu yüzden Musa aleyhisselamın veya İsa aleyhisselamın dinine tâbi olmadılar, İbrahim aleyhisselamın dini üzerine devam ettiler.

2- İkinci bir sebep de, az da olsa, Musevilik Yahudilik olarak, İsevilik de, Hristiyanlık olarak Hicaz’a ulaştığında, bunları incelediler, bozuk olduğunu gördüler. Dini bilen insanlar, (Hak din böyle olmaz) dediler. Bu yüzden Hicaz halkı gibi, Peygamber efendimizin annesi ve babası da, İbrahim aleyhisselamın dinindeydi. Daha sonra diriltilerek, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden de oldular. Bu konudaki hadis-i şerif, Kurtubi’den naklen İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin Nimet-ül-kübra kitabında da yazılıdır.

Yazıya karşı namaz
Sual: Kıble istikametindeki duvarda, Latin harfleriyle yazılmış, okunacak kadar büyük yazılar, levhalar, saat, takvim veya kitap olsa, bu yazılara karşı namaz kılmak mekruh olur mu?
CEVAP
Karışımızdaki bu yazılar, namazı mekruh etmez, fakat huşuyu bozabilir. Yazının ne olduğu ve saatin kaça geldiği anlaşılınca namaz mekruh olur. Göze rastlarsa, saatin kaç olduğu görülse veya yazı anlaşılsa mekruh olmaz. Çünkü namaz kılan, bunları okumamış, gözüne rastlamıştır. Gözüyle okuyup anlarsa mekruh olur. Huşuya mani olmamak için kıble istikametine yazı koymamalıdır.

Namazda okuyamayan
Sual: Hastalıktan veya ağza aldığı ilaçtan dolayı namazda sure ve dua okuyamayan ne yapar?
CEVAP
Böyle sebeplerle okuyamayan, okumadan kılar. (Halebî-yi kebir)

Çok şükür Elhamdülillah

Sual: (“Çok şükür Elhamdülillah” demek yanlıştır. Çünkü hamd etmekle şükretmek aynıdır) deniyor. Böyle söylemenin mahzuru olur mu?
CEVAP
Hiç mahzuru olmaz, aksine iyi olur. Şükürle hamd arasında fark vardır:

Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanıp söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir. Yani hamd dille, şükür bedenle yapılır. Bir örnek verelim:

Sağlıklı bir kimse, (Elhamdülillah sağlığım yerindedir) derse hamd etmiş olur. Sağlığını dinin emrine uymakta kullanırsa şükretmiş olur. Sağlığını günah işlemekte yıpratırsa, şükretmemiş, nankörlük etmiş olur.

Şükürle hamd etmenin farklı bir tarifi daha vardır. Bu konuda İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükürse nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz. (2/33)

Demek ki, şükür sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allahü teâlâdan geldiği için onu memnuniyetle karşılamaktır.

Yine İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Hadis-i şerifte, (Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür” duasını sabah okuyan, gündüzün, gece okuyan da, o gecenin şükrünü ifa etmiş olur) buyurulmuştur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17)

Bu duada da, (Sana hamd ve şükrediyoruz) deniyor. Hamd ve şükür aynı mânada olsaydı beraber kullanılmazdı. İkisi yakın mânada bile olsa, (Çok şükür Elhamdülillah) demenin hiç mahzuru olmaz.

Güvensizsiniz
Hep yalan söyledikçe, elbet güvensizsiniz,
Doğru konuşursanız, artık güven sizsiniz.

Dindar sosyalist

Sual: (Ben dindar laik, dindar sosyalist, dindar demokrat ve dindar cumhuriyetçi biriyim) diyenler oluyor. Böyle bir şey mümkün mü?
CEVAP
Beşeri sistemlerin, ideolojilerin başına dindar kelimesini koymakla o sistemler dine uygun hâle gelmez. Dindar liberalist, dindar kapitalist, dindar sosyalist, dindar ateist, dindar komünist, dindar evrimci, dindar faşist, dindar diktacı demek çok yanlıştır. Bu, temiz necaset, temiz idrar, temiz kan, temiz alkol demeye benzer. Başına temiz kelimesi konmakla, pislik temiz olmaz.

Bir şeyin başka bir şeye benzer yönlerinin bulunması onun aynısı olması demek değildir. Rejimler, sistemler de birbirine benzer, ama birebir aynısı olmaz. Hattâ cumhuriyet rejimleri bile birbirinden farklıdır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, diğer cumhuriyetlerden farklıdır. Başına İslam konsa da, Pakistan İslam Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti aynı değildir. Hiçbiri hilafet rejimi değildir. İslam cumhuriyeti demekle, İslamiyet’e uygun hâle gelmez.

Cumhuriyet rejiminin bile farklı uygulamaları, farklı çeşitleri var. O hâlde, (Ben demokratım), (Ben cumhuriyetçiyim) diyenin, hangisinden olduğunu açıklaması gerekir. Sosyal demokrat mı, laik demokrat mı? Sosyalist cumhuriyet mi, laik cumhuriyet mi? Hangi cumhuriyet olursa olsun, adına İslam cumhuriyeti dense de, hilafetten farklı olur.

Bu hususta İskilipli Atıf Hoca diyor ki: İdareler dörttür: dikta, meşrutiyet, cumhuriyet ve hilafet. Hilafette, halkın oylarıyla [yahut Hazret-i Ebu Bekir’in yaptığı gibi tayinle veya Hazret-i Ömer'in yaptığı gibi şura ile] muayyen vasıfları bulunan kişi, devlet başkanı olarak seçilir. Hilafette, bi’atın olması yani oyla seçilmesi cumhuriyete benzer. Tayin ve azil yönünden meşrutiyete; yetki yönünden diktaya benzer. Kısacası İslâmiyet, her üç sistemden de farklıdır.

Atıf Hoca’nın dediği gibi hilafet, beşeri sistemlerin hepsinden farklıdır. Dindar laik ve dindar cumhuriyetçi olan bir kimse, hilafetçi olamaz. Hilafetçi olana da, dindar diktacı veya dindar cumhuriyetçi denemez. Dindar diktacı demekle dikta rejimi dine uygundur anlamı çıkmaz. Müslümanım demeyip dindar demokratım demek de, çeşitli yönlerden yanlıştır.

Puta tapsan da gel
Sual: Hazret-i Mevlana, ne kadar liberal ve hümanist bir zatmış ki, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik veya Mecusi de olsan, puta tapsan da gel!) diyor. Niye diğer İslâm âlimleri bu kadar liberal ve hümanist değildir?
CEVAP
Bu sözün liberal veya hümanist olmakla ilgisi yok. Bir insan çok büyük günah işler, affolmaktan ümidini kesebilir. Bir dinsiz, (Cennet ve Cehennem varsa ben yandım) diyebilir. Bâtıl din sahibi, (Benim dinim bâtılsa, cehennemliğim) diye korkabilir. Hazret-i Mevlana bunlara, (Korkma, ne olursan ol gel!) diyor. Bu, (Gel de öyle kal!) demek değildir. (Müslüman değilsen Müslüman ol, günahkârsan tevbe et, önceki hâlinden dolayı ümitsiz olma! Allahü teâlâ tevbe edilip bir daha yapılmayan her günahı affeder) demektir. Her İslam âlimi böyle diyor. Bunun aksini söyleyen hiçbir âlim yoktur.

Çile sizsiniz
Rahatınız yerinde, gayet çilesizsiniz,
Bozulursanız eğer, artık çile sizsiniz.

Yılbaşı Kutlamak Caiz mi ?


Yılbaşı Kutlamak Caiz mi ?

Hamd, yalnızca Allah'adır.
Kâfirlerin, "İsa'nın doğum günü" (Krismıs) diye bilinen yılbaşı bayramı ile diğer bayramlarına katılmak, şu yönlerden câiz değildir.
Birincisi: Bu hareket, onlara benzemektir.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kim, (giyindikleri gibi giyinmek, onların gittikleri yoldan gitmek ve bazı fiillerinde onları taklit etmek sûretiyle) bir topluluğa benzerse, o da onlardan olur." (Ebu Dâvud)
Bu, büyük bir tehdittir.
Abdullah b. Amr'dan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
 "Kim, müşriklerin toprağında bir ev inşa eder, onların Nevruz bayramını ve şenliklerini kutlar, ölünceye kadar onlara benzerse, kıyâmet günü onlarla beraber haşrolur." (Avnu'l-Ma'bûd Şerhu Sünen-i Ebî Dâvud)
İkincisi: Kâfirlerin bayramlarına katılmak,onlara bir tür sevgi ve muhabbet beslemektir.
Oysa Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Ey îmân edenler! (Mü'minlere karşı) yahudî ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır.(Onlar,mü'minlere dostluk beslemezler.Yahudîler, yahudîlere, hıristiyanlar da, hıristiyanlara dostluk beslerler. Ancak her ikisi de düşmanlıkta mü'minlere karşı birleşirler. Ey mü'minler! Oysa siz birbirinize yardım etmeye daha lâyıksınız.) Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır.(Hüküm olarak onlar gibidir.) Şüphesiz ki Allah, (kâfirleri dost edinen) zâlimler topluluğunu asla doğru yola iletmez." (Mâide Sûresi:51)
Başka bir âyette şöyle buyurmuştur:
"Ey îmân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dostlar edinmeyin.Oysa onlar, size gelen gerçeği (Allah'a ve Rasûlüne îmân etmemişler, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem'e inen Kur'an'ı) inkâr etmişlerdir..." (Mümtehine Sûresi: 1)
Üçüncüsü: Bayram, dîn ve akîde ile ilgili bir meseledir.Dünya ile ilgili bir gelenek ve görenek değildir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu hadisi buna delâlet etmiştir:
"Şüphesiz her kavmin (milletin) bir bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır." (Buhârî ve Müslim)
Kâfirlerin bayramı, onların bozuk olan, şirk ve küfür içeren inançlarına delâlet eder.
Dördüncüsü: Müfessirler, Allah Teâlâ'nın:
"Onlar (Rahmân'ın kulları), yalancı şâhitlik etmezler. (Bâtıl ehli ve) boş sözlerle karşılaştıklarında, (ondan yüz çevirmiş bir halde) vakarla oradan geçip giderler." (Furkan Sûresi:72)
Emrini,
"Onlar, müşriklerin bayramlarında hazır bulunmazlar" şeklinde tefsir etmişlerdir.
Kâfir birisine onların bayramlarına âit tebrik kartları hediye etmek veya bu kartlar ile birlikte mum, çam ağacı, yiyecek, hindi veya sopa şeklindeki tatlılar gibi, kâfirlerin bayramlarına âit olan şeyleri onlara satmak, câiz değildir.

Hafif Tasarruf ile (Muhammed Salih el-Muneccid - http://islamqa.com/tr/ref/1130/y%C4%B1lba%C5%9F%C4%B1 )

26 Aralık 2012 Çarşamba

İhtiyarlık nimeti

Sual: Müslüman olarak ihtiyarlamanın dindeki fazileti nedir?
CEVAP
Müslüman, nimetlere konmuş kimse demektir. Müslüman olarak ihtiyarlamaksa, daha büyük nimettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ buyuruyor ki: “İhtiyarlık, nurumdur. Nuruma, nârımla [Cehennem ateşiyle] azap etmekten hayâ ederim. O hâlde siz de benden hayâ edin!”) [Ebu-ş-şeyh]

(Hak teâlâ, Müslüman olarak ihtiyarlayana azap etmekten hayâ eder.) [Hatib]

(Müslüman olarak ihtiyarlayana ikram eden, Nuh aleyhisselama ikram etmiş gibi sevab alır. Nuh aleyhisselama ikram eden de, Allahü teâlâya ikram etmiş olur.) [Hatib]

1- Kırk yaşına giren Müslüman, cinnet, cüzzam ve baras hastalıklarından emin olur.

2- Elli yaşına girenin, hesabı hafifler.

3- Altmışına giren salih Müslüman, şehit olarak ölür.

4- Yetmişine gireni, Allahü teâlâ ve melekleri sever.

5- Seksenine girenin günahları yazılmaz, sevabları yazılır.

6- Doksanına girenden hesap sorulmaz. Aile halkına şefaatçi olur. (Deylemî, Ebu Ya’la)

Resulullah efendimiz, Allahü teâlânın yemin ederek, (Müslüman olarak ihtiyarlayana azap etmekten hayâ ederim) buyurduğunu bildirdikten sonra ağladı. Sebebi sorulunca, (Allahü teâlâ, kendisinden hayâ ettiği hâlde, Ondan hayâ etmeyene ağlıyorum) buyurdu. (Beyhekî)

Sütkardeşliğinde yaş
Sual: Bir erkek, hanımının sütünü içse, nikâhına zararı olur mu?
CEVAP
Nikâhına zararı olmaz, ancak, kadın sütünü zaruretsiz içmek caiz değildir. Bilerek içmek günah olursa da, büyük kimse, süt emmekle süt çocuğu veya sütkardeşi olmaz. Hanbelî’de, bir kavilde, her yaşta süt emen, sütkardeşi olur. Şafiî’de, iki yaşından büyükken emen, sütkardeşi olmaz. İmam-ı a’zama göre, 30 aydan, Malikî mezhebindeyse, 26 aydan sonra emen, sütkardeşi olmaz. Hanefî ve Malikî’de bir defa, bir yudum emmekle, sütkardeşi olur. Şafi’î ve Hanbelî’deyse, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmesi gerekir.

Bir senelik kira bedeli
Sual: Ev sahibiyle bir yıllık kira kontratı imzalayınca, bir yıllık kira bedelinin hepsi, zekât hesaplanırken borç olarak düşülür mü?
CEVAP
Hayır, borç tahakkuk etmedikçe nisaptan düşülmez. Tahakkuk edip de verilmemiş ev kiraları, borç olarak düşülür.

Sevmek itaatle ölçülür

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Âmir durumunda olanlar, işine daha çok dikkat etmeli. O oturursa, emri altındakiler yatar. O hep ayakta olmalı yani çalışmalı ki, maiyetindekilere iyi örnek olmalı. Dinlenmeyi teneşir tahtasına bırakmalı. Merhum hocamız buyururdu ki:

(“Bu kitapları nasıl yazdınız, nasıl başarılı oldunuz?” diye bana sorulsa, cevabım şudur: (Helekel-müsevvifûn) hadis-i şerifine sarıldım, yani (Sonra yaparım diyenler, [tevbeyi ve iyi işleri sonraya bırakarak fırsatı kaçıranlar] helâk oldu) hadis-i şerifini kendime rehber edindim. Bu hadis-i şeriften daha sonra yaparım diyenin kaybedeceğini anlayıp, bir işi, az sonraya bile bırakmadım, gece gündüz demedim, ilk fırsatta o işi yapıp, bitirdim. Evet, işte Allahü teâlâ, işleri yarına bırakmadığımızdan dolayı bizi başarılı kıldı.)

Müslümanın herkese karşı asli görevi, edepli olmasıdır. Büyüklerimiz, (El emr-ü fevkal edeb) buyuruyor. Yani emre uymak, edebi gözetmekten önce gelir. Çünkü emre uymak, söz dinlemek edeblerin en üstünüdür. Bir mümin, 80 yıl nâfile ibadet etse, belli bir sevaba kavuşur. Ama bu yoldaki büyüğüne, bir defa peki diyen de aynı sevabı kazanır.

Sevginin esası itaattir, itaatin esası da tâbi olmaktır. Kim en çok tâbi ise, en çok itaat ediyorsa, o en çok seviyor ve seviliyor demektir. Büyüklerin sevgisine layık olmak için, onlara tam tâbi olmaya, söz dinlemeye çalışmalıdır.

İnsanda ya akl-ı selim veya akl-ı meaş olur. Akl-ı selim peygamberlerde ve evliyada olur. Kendi kendine karar veren, akl-ı selimiyle karar verdiğini zannetse de, kısa görüşlü olan akl-ı meaşına tâbi olduğunun, işin içine nefsinin karıştığının farkında değildir. Onun için istişare önemlidir. Başarılı olanlar, soranlardır. Başarısız olanlarsa, sormaya lüzum görmeyip kendi aklına göre iş yapanlardır.

En tehlikeli iş, emir verme sevdasıdır. Kendini haklı bilen, daima sıkıntı çeker. İslamiyet’te nefse tâbi olmamak esastır.

Başarının yolu, herkesle iyi geçinmek, dost kazanmak ve kendisine kimseyi düşman etmemektir. Münakaşa ve mücadele çok zararlıdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir ve imanını almaya çalışır. Kişi başkasına değil, kendine bakmalı, münakaşa ve mücadeleyi kendi nefsiyle yapmalıdır!

Evliyaya korku yoktur

Sual: Selefî biri, (Araf sûresinin 3. âyetinde, yalnız Kur'ana uymak gerektiği, dolayısıyla peygamberle hadislerine ve evliyaya uymak gerekmediği bildiriliyor) dedi. Evliyaya niye uymak gerekmez?
CEVAP
Bazı kelimeler birkaç mânaya gelir. Cümledeki yerlerine göre mânaları değişir. Mesela, mevla kelimesi, yedi mânaya gelir. Daha çok ilah, efendi, köle mânasında kullanılır. Evliya, velî kelimesinin çoğuludur, velîler demektir. Sahip, mâlik, yardımcı, dost gibi mânalara gelir. Dost anlamında birçok âyet vardır. Birkaçının meali şöyledir:

(Allah, inananların evliyasıdır [dostudur], onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin evliyası [dostları] ise azgın putlardır.) [Bekara 257]

(Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri evliya [dost] edinmesinler.) [Âl-i İmran 28]

(Allah, müminlerin evliyasıdır [dostudur].) [Âl-i İmran 68]

(O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların evliyası [yardımcısı] idi. Müminler, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.) [Âl-i İmran 122]

(Allah, size evliya [dost] olarak yeter.) [Nisa 45]

(İman edenler Allah yolunda savaşır, inanmayanlarsa tağut [şeytan] yolunda savaşırlar. O hâlde şeytanın evliyasına [dostlarına] karşı savaşın!) [Nisa 76]

(İnkârcıları evliya [dost] ve yardımcı edinmeyin!) [Nisa 89]

(Allah'ı bırakıp da şeytanı evliya [dost] edinen apaçık hüsrandadır.) [Nisa 119]

(Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları evliya [dost] edinmeyin!) [Maide 51]

(Allah, onların velîsidir [dostudur].) [En’am 127]

(Allah, salihleri evliya [dost] edinir.) [Araf 196]

(Allah’tan başka velî [dost] ve yardımcınız yoktur.) [Tevbe 116]

(Melekler, “Biz size evliyayız [dostuz]” dediler.) [Fussilet 31]

(Velî [dost] ancak Allah'tır.) [Şûra 9]

(Zalimler birbirinin evliyasıdır [dostudur].) [Casiye 19]

Selefiler samimi değildir. Çünkü evliya zatları öven âyetleri gizliyorlar. Mesela, birinin meali şöyledir:

(Elbette Allah’ın evliyası [dostları] için, azap korkusu, nimetlere kavuşamamak üzüntüsü yoktur.) [Yunus 62]

Selefîlerin bildirdiği âyet-i kerimenin meali şöyledir:

(Rabbinizden size indirilene uyun! Ondan başka evliyaya [dostlara] uymayın! Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!) [Araf 3]

Kurtubî tefsirinde bu âyet-i kerime şöyle açıklanıyor:

(Rabbimizden indirilene uyun!) demek, (Kitap ve Sünnete uyun!) demektir. Nitekim başka bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Resulümün verdiğini [emrettiğini] alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7] (Resulullah'a uymakla ilgili daha çok âyet-i kerime vardır.)

(Ondan başka evliyaya uymayın!) ifadesindeki O, Allahü teâlâdır. Allahü teâlâya uymak, Ona ibadet etmek demektir. (Allah'tan başkasına ibadet etmeyin! Allah'ın dininden uzaklaşanları velî, yani dost, yardımcı edinmeyin!) demektir. (Cami'u li-Ahkâm)

Müslümanlar, Allah'tan başkasına mı ibadet ediyor? Çok çirkin iftira ediyorlar.

Fıkıh ilminde evliya ise, Allah dostu demektir. Resulullah'a uyan Allah'a uymuş olur. Evliyaya uyan ise, Allah'a ve Resulüne uymuş olur. Abdülaziz Dehlevî hazretleri buyuruyor ki:

Cenab-ı Hakk’ın rızasına kavuşmak, şeytanın aldatmasından kurtulmak için, silsile itibariyle hocaları Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” dayanan bir evliyayı sevmek, onun tarafından sevilmek gerekir. Hadis-i şerifte, (Evliyanın kalbi, nazargâh-i ilahidir. Böyle bir kalbde bulunana Hak teâlâ rahmet eder) buyuruluyor. Böyle bir kalbe girdikten sonra, maksadına kavuşmadan ölen kimse, kurtuluşa ermiş demektir, çünkü Kur'an-ı kerimde mealen, (Allah ve Resulüne hicret etmek üzere evinden ayrılıp yoldayken ölen, maksadına varmış gibi mükâfatlandırılır) buyuruluyor. (İmad-ül-İslam)

Kişi sevdiğiyle beraber olur. Seven, sevdiklerini de beraberinde götürür. Bir kimse, Allah’ı, Onun Resulünü ve evliyasını seviyorsa, bilsin ki onlar da kendisini seviyor demektir. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen, (Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever) buyuruluyor. Allahü teâlâ, önce kendi sevgisini bildirmiştir. Yani sevilmeyen sevemez. Şu hâlde sevilmeye layık olmak için de İslam âlimlerinin bildirdiği yolda bulunmak gerekir.

Hubb-i fillahın yani Allah için Allah’ın sevdiklerini sevmenin önemi çok büyüktür. Hubb-i fillah imanın esasıdır, şartıdır. Hubb-i fillah olmadan iman olmaz. Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya vahyetti ki:

(Eğer yer ve göklerde bulunan bütün mahlûkatın ibadetlerini yapsan, evliyamı [dostlarımı] sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K. Saadet]

Fıkıh âlimi Muhammed bin Hüseyin Beclî, Resulullah'ı rüyada görünce, (En iyi amel nedir?) diye sordu. (Evliyanın yanında bulunmaktır) buyurdu. Yaşayan velî bulamazsak deyince, (Diriyken de, ölüyken de onu sevmek, en kıymetli ameldir) buyurdu. (Sefinet-ül-Irakıyye)

Evliya, Evliyaullah demektir. Yani Allah dostu demektir. Türkçe’de kısaca evliya deniyor. Evliyayı sevmek, Allahü teâlâyı sevmektir. Bir kimse bir zatı sevse, ona hiçbir iyilik ve hizmet edemese, ancak onun ana babasına veya çocuklarına çeşitli iyilik ve ihsanda bulunsa, o zat, bu yapılanlardan memnun olmaz mı? Onu sevmez mi? İşte Allah'ın evliyasının da, Allahü teâlânın yakınları mertebesinde olduğu hadis-i şerifle bildiriliyor. Allah'ın yakınlarını sevmek, onlara hizmet etmek ne büyük nimettir.

Evliya hakkında Peygamber efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” çok bilgi vermiştir. Bazı hadis-i şerifler şöyledir:

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben anılınca evliya hatırlanır, evliya hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym, İ. Begavî - Mesabih]

(Evliya görülünce, Allah hatırlanır.) [İbni Mace, İbni Ebi Şeybe, Ebu Nuaym, Hakim-i Tirmizî]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim evliyam şunlardır ki, ben anılırsam onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım.) [Taberanî, Ebu Nuaym]

(Allahü teâlânın evliyası, açlık ve susuzluk çekerler. Kim onlara eza ederse, Allahü teâlâ ona Cenneti haram eder.) [İbni Neccar]

(Evliya zatların anıldığı yere rahmet iner.) [İ. Ahmed, İ. Gazalî, İ. Cevzî, İ. Süyûtî]

(Her asırda evliya zatlar vardır.) [Ebu Nuaym]

(Salihleri [evliya zatları] anmak günahlara kefarettir.) [Deylemî]

(Her zaman kırk evliya bulunur. Bunların bereketiyle yağmur yağar.) [Taberanî]

(Allah'ın evliyasının hepsi cömert ve güzel ahlâklıdır.) [Dâre Kutnî]

(En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir.) [Tirmizî]

(Geçmiş ümmetlerde evliya zatlar vardı. Ümmetimden Ömer onlardandır.) [Buharî, Müslim]

(Allahü teâlâ vahyetti ki: Mescidime, selim kalble, sadık lisanla, temiz elle, tahir fercle girenin işiten kulağı, gören gözü olurum. O benim evliyamdan biri olur.) [Hâkim]

Musa aleyhisselam, (Ya Rabbî, senin için en kıymetli amel nedir?) diye sorunca Allahü teâlâ, (Benim için evliyamı [dostlarımı] sevmek ve düşmanlarıma düşmanlık göstermektir) buyurdu. (Mektubat-ı Masumiyye)

Bu vesikalardan anlaşıldığına göre, evliya zatları sevmek ve onların yolunda olmak, Allahü teâlâyı sevip Onun yolunda olmaktan ayrı değildir.

24 Aralık 2012 Pazartesi

İnsan Bildiği Kadar Yaşar



Borç Efendiyi Köle Yapar



Yüz Daha Versen Yüz Uman Yüzler Bilirim,




Yüz Daha Versen Yüz Uman Yüzler Bilirim,
Yokuşlara Kardeş Olan Düzler Bilirim,
Dünya Öküzün Üstünde Derler Ama,
Dünyanın Üstünde Nice Öküzler Bilirim. . . !

Tesettür Hakkında Hadis




Ümmetimin Sonunda Giyinmiş Oldukları Halde Çıplak Olan, Başlarını Deve Hörgücü Gibi Bağlayan Kadınlar Olacaktır. Bu Kadınlar Cennete Girmek Şöyle Dursun, Kokusunu Dahi Almazlar. Halbuki Onun Kokusu Uzak Mesafeden Duyulur.
[Müslim, Cennet 53 , (2857), 52, (2128)]

14 Aralık 2012 Cuma

Hasta olmak

Sual: Hastalığa üzülmek mi, yoksa sevinmek mi gerekir?
CEVAP
Hasta olmak iyi ise de, hasta olmak için dua edilmez. Sağlığa kavuşmak için dua edilir. İslam âlimleri, (Hastalıkta şifa vardır. Beden ne kadar sıkıntı çekerse, ruh o kadar rahat eder. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey insanın âcizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakk’a dönmesine sebep olur. Bu sebeple kalb için şifadır) buyuruyorlar. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir.

(Hastanın inlemesi tesbih, bağırması tehlil, nefes alıp vermesi sadaka, uyuması ibadet, bir taraftan bir tarafa dönmesi ise cihattır. Allahü teâlâ, meleklere “Kuluma sıhhatli iken yaptığı en iyi ameli yazın!” buyurur. İyileşince günahsız olarak ayağa kalkar.) [Hatîb]

Peygamber efendimiz, (Allahümme innî es’elükessıhhate vel âfiyete) buyuruyor. Yani (Yâ Rabbî, bana sıhhat [sağlık] âfiyet ver) diye dua ediyor. (Taberanî)

Demek ki, Allahü teâlâdan sıhhat ve âfiyet isteyeceğiz. Gelen sıkıntıya da, O gönderdi diye sabredeceğiz, hattâ iyiliğimize olduğu için şükredeceğiz. Sıhhatli olmak, hastalıktan; nimet içinde yaşamak, beladan üstündür. Resulullah efendimiz duasında, dünya ve âhiret sıkıntısından Allahü teâlâya sığınmıştır. Her peygamber şöyle dua ederdi:

(Ey Rabbimiz, bize dünyada ve âhirette de hasene ver!) [Bekara 201]

[Hasene iyilik, güzellik, sağlık ve âfiyet içinde mutlu yaşamaktır.]


Hasetten kurtuluş

Kimseye haset etme, niye onun var diye!

Her zaman öv, dua et, ayrıca ver hediye!

İslam dini evrenseldir

Sual: (Kur’anda “Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik” denmesi, Kur’anın aslını ve tercümesini herkesin anlayabileceğini ve İslam dininin evrensel olmadığını, yalnız Arapların dini olduğunu gösterir) diyenlerin sözü yanlış değil midir?
CEVAP
Elbette yanlıştır. Bunları, dinsizler söylüyorlar. Hangi dille gelseydi, aksini söylerlerdi. Yusuf sûresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki ikinci âyet-i kerimesi, tefsirlerde şöyle açıklanıyor:

(Kur’anı herhangi bir dille değil, en geniş, en açık dil olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu kitabın yüceliğini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin bütün insanlığa hitap ettiğini görür, Müslüman olmayı en büyük vazife, en yüksek saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’anın, edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü değil, ilâhî bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.)

Demek ki âyette geçen anlamak ifadesi, bunun ilâhî kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkâmını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, Allahü teâlâ, (Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla!) buyurmazdı. (Nahl 44)

Fussilet sûresinin, (Eğer biz Kur’anı yabancı bir dille gönderseydik, “Âyetler tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Arapça olmayan bir kitabı biz nasıl anlarız” derlerdi. De ki: O Kur’an, bütün inananlar için, doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. Sanki onlara uzaktan bağrılıyor da, Kur’anın ne söylediğini anlamıyorlar) mealindeki 44. âyetin açıklaması şöyledir:

Kur’an, [Çince, Yunanca, Rusça veya başka bir dilde değil de] kendi diliniz olan Arapçadır. Siz, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’anın ilâhî bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa (Arap olduğunuza göre, Kur’anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Âyetin devamında, [Arap oldukları hâlde] inanmayanların Kur’anı sağırlar gibi duymadıkları bildiriliyor. Bilinmesi farz olan iman bilgileri, farzlar ve haramlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, müctehid âlimler, âyet ve hadislerden çıkarmıştır. (Hadika)

Ölüm gibidir

Sual: Yenge ve baldızla aynı odada yalnız kalmanın dinen bir mahzuru var mıdır?
CEVAP
Yenge ve baldız namahremdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Bir erkek, namahrem bir kadınla yalnız kalmaktan çok sakınsın! Eğer kalırsa üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizî, Taberanî]

Üçüncüleri şeytan olunca, her ikisine de vesvese verip günah işlemelerine zemin hazırlar. Bunlar akraba diye dikkati çekmez. Bunun için onların bir odada yalnız kalmaları daha tehlikelidir. Peygamber efendimiz, (Yabancı kadınla yalnız kalmaktan sakının!) buyurunca, oradakiler, (Bir kadının, kayınbiraderi, eniştesi gibi akrabalarla yalnız kalması da mı uygun değil?) diye sordular. (Kayınbirader daha tehlikelidir, ölüm gibidir) buyurdu. (Buharî, Müslim)

Enişte de, kayınbirader gibi tehlikeli olur. Hanımını bırakıp baldızıyla evlenenleri işitiyoruz, görüyoruz. (Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?) sözü meşhur olmuştur. Önce bayram seyran diye kılıfına uydurulup öpülüyor, sonrası malum...

Kızgınlık ateşi

Çok kızıp öfkelenmek, ateş gibi yandırır,

Hiddetin aşırısı, hep nefret uyandırır.

Ölümü istemek
Sual: Ölümü istemek caiz midir?
CEVAP
Dünya sıkıntılarından kurtulmak için, ölümü istemek mekruhtur. Fitnelerden uzak kalıp, günaha düşmemek için istemek caiz olur. (Hindiyye)

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Şu altı şey ortaya çıkınca ölüm istenebilir:

1- Sefihler iş başına geçince,

2- Hükümler parayla satılınca, [Rüşvetle yanlış kararlar verilince]

3- Kan istihfaf edilince, [Cinayetler önemsiz sayılınca]

4- Güvenlik kuvvetleri çoğalınca,

5- Akraba ziyareti terk edilince,

6- Kur’an-ı kerim eğlence ve musiki gibi dinlenince ki, fıkıhtan haberi olmayan kimse, nağme yaptığı, teganniyle okuduğu için imamlığa geçirilir. İşte bu durumlar meydana çıkınca ölüm istenebilir.) [Taberanî]

Kanaat

Varlıkta ve darlıkta, Allah’a şükretmektir,

Şikâyetçi olmayıp, mevcutla yetinmektir.

Kıble duvarında levha

Sual: Caminin veya evdeki namaz kılınan odanın kıble duvarına, içinde canlı resmi olmayan tablolar, Besmele veya âyet yazılı levhalar asmak caiz midir? Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu?
CEVAP
Zihni meşgul eden şeyler mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olmaları mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)

Resimli, nakışlı seccadeler zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. (S. Ebediyye)

Kıble duvarını sade yapmalı, hiçbir şey asmamalı ve yazı yazmamalıdır.

Haram aylarda oruç
Sual: Nâfile oruç tutulması daha çok sevab olan aylar ve günler hangileridir?
CEVAP
Haram aylarda, pazartesi ve perşembe günleri ve kameri ayların eyyam-ı biyd denilen 13.,14. ve 15. günleri oruç tutmak daha sevabdır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:

(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır.) [İbni Cerir]

(Haram aylarda perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberanî]

(Haram aylardan birinin bir günü oruç tutmak, başka bir ayın otuz günü oruç tutmaktan daha sevabdır.) [İ. Gazalî]

(Her ayda üç gün oruç tutmak, bir yıl oruç tutmak gibi sevab olur. Çünkü Allahü teâlâ, En’am sûresinde [mealen] “Bir hayır işleyene, [en az] on katı sevab verilir” buyurdu. Bir güne on misli sevab veriliyor.) [Tirmizî, Nesaî]

(Ayda 3 gün oruç tutan, kameri ayın 13., 14. ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesaî]

(Her ay, eyyam-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesaî]

Adam adamdır

Adam adamdır, olmasa da parası pulu,

Eşek de eşektir, olsa da atlastan çulu.

Hizmette insan eğitimi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Büyük zatlar, hizmetlerinde çalışanı, hiçbir zaman işçi gibi görmezler. O işinin sahibidir. Onu bir kardeş, yardımcı, Allah’ın lütfettiği bir emanet olarak bilirler. Ona asıl maksadın Allah rızası olduğunu anlatıp, onu şuurlandırır, ona yetki ve imkân verir, böylece onu kendi işinin sahibi yapmaya çalışırlar. İnsan, kendine, kendi işine ihanet eder mi? Kendi evini, kendi çocuğunu, kendi makinesini kim vurup kırar?

Kendi işi gibi görmesine rağmen, böyle bir şey olursa, sebebi eğitimsiz veya zayıf karakterli olmaktır. Allahü teâlâ, insanların kimini sağlam, kimini de zayıf karakterli olarak yaratmıştır. Zayıf karakterli olan, daima, kendine benzetmek için, sağlamları bozmak ister ve onların arasında laf taşır. Onun için, ailede, akrabada veya bir şirkette, böyle zayıf karakterliler elbette olabilir. Bunu bilip ona göre tedbir almalı. Büyük bir zat anlatır: Âmirlik görevi verdiklerime diyorum ki:

Bu çalışanlar, size emanettir. Bunların abisi, babası olun, bu arkadaşlarınıza sahip çıkın! Onlar için sizden istediğim en büyük iş, onlara kişilik kazandırmak ve zayıf karakterli olanlar varsa, onları eğitip olgunlaştırmaktır. Çünkü din nasihattir, yani söylemektir. Nasihat de sertlikle, kavgayla değil, yumuşaklıkla olur. Eğitilmemiş bir insanı eğitmek, bir mahlûku ehlileştirmekten daha zordur. O mahlûk bir yere bağlanıp yemi, suyu verilebilir. Ama insan her an ayrı bir davranışa, ayrı bir hileye, ayrı bir bilgiye, her an değişen bir kişiliğe sahiptir. Onlara faydalı olmak için, onlar yanlış da yapsa, haklıymış gibi davranmalı. Çünkü tıpta bir kaide vardır: Bir hasta gelse, bizim tıp verilerimize göre yüzde yüz sağlam olsa da ona, (Evet efendim, bu rahatsızlığınızın tedavisi mümkündür) demek gerekir. Eğer daha en başta, (Sende bir şey yok, sen hastalık hastasısın!) denirse, (Hastalığımı anlamadı) der, itimadı sarsılır. Çünkü onun, o anda muhtaç olduğu şey şefkattir. O fiziken hasta değilse de, ruhen hastadır. O hâlde, önce ona bir haklılık payı ayırıp, (Merak etme, bunun bir çaresi vardır, şöyle yapar, böyle yapar, bu işi düzeltiriz) diyerek onu rahatlatmalı!

Kadın cenazesi

Sual: Ölen kadını yıkayacak bir hanım yoksa, erkek akrabası yıkayabilir mi?
CEVAP
Kadın bulunmadığı zaman, kadını erkek yıkayamaz. Cenaze baştan ayağa örtülü olarak akrabası, eline bez sararak, elini örtü altına sokup, teyemmüm yaptırır. Akrabası yoksa başkası da böyle teyemmüm ettirebilir. Çünkü ölünün avreti, dirinin avreti gibidir. Bakması haram olan yere dokunmak da haramdır. Eğer varsa bir çocuğa öğretilip yıkatılır. (S. Ebediyye)

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Erkekler arasında ölen bir kadının yanında başka hiç kadın yoksa, su yokmuş gibi teyemmümle defnedilir.) [Beyhekî]

Hakaret edene dava açmak
Sual: Bir arkadaş, ikaz etmeme rağmen, maille hep bana hakaret ediyor. Bunu mahkemeye vermek, tazminata mahkûm etmek uygun olur mu?
CEVAP
Hakaret edene haddini bildirmekte mahzur olmaz.


Gâfile söz nâfile söz

Masal anlatıyor der, öğüt versen gâfile,

Hiçbirini işitmez, ne söylesen nâfile.

Teyemmümsüz namaz

Sual: Abdest için su bulamayan ve teyemmüm etme imkânı da olmayan, Hanbelî’yi taklit ederek, abdestsiz ve teyemmümsüz namaz kılabilir mi?
CEVAP
Teyemmüm edememek imkânsız denecek kadar zordur, çünkü toprakla, mermerle, taşla, tuğlayla, kiremitle, cilasız çanak çömlekle, testiyle, kumla, kireçle, toprak tozuyla ve daha başka şeylerle teyemmüm etme imkânı olur. Namazın önemini bilen, yanında bunlardan birini bulundurabilir. Teyemmüm etme imkânı olmayan kimse, iki namazı cem eder. Mesela öğle namazını kılamayanın, akşama kadar su veya teyemmüm edecek bir şey bulamaması imkânsız gibidir. Belki ancak hapiste, hücrede olabilir.

Temiz yer, su ve toprak bulamayan hapisteki kimse, okumadan, namaz kılar gibi yapar. Hapisten kurtulunca hepsini iade eder. (İslam Ahlakı)

Teyemmüm edemeyen ve iki namazı cem edecek durumu da olmayan, ancak o zaman Hanbelî mezhebini taklit ederek teyemmümsüz olarak namazını kılabilir.

Hanbelî’de su ve toprak bulamayan, abdestsiz ve teyemmümsüz namaz kılar, ancak o namazlarda, sadece farzlarına ve namazın sıhhat şartlarına riayet eder. Sünnet ve müstehablarını yapmaması gerekir. (El-fıkh-ü alel-mezahib-il-erbea)

***

Sual: Gıda, ilaç gibi, mubah bir şey yiyip içmekle sarhoş olanın, sarhoşken söylediği sözle boşama geçerli olur mu?
CEVAP
Geçerli ve geçersiz olduğunu bildiren muteber fıkıh kitapları vardır. (Redd-ül muhtar, Hindiyye)

Böyle durumlarda ihtiyata riayet etmelidir.

***

Sual: Namazda selam verdikten sonra, eksik kıldığını hatırlayan kimse, kalkıp kalan rekâtları tamamlasa, namazı sahih olur mu?
CEVAP
Selam verince hatırlayıp da kalkarsa sahih olur. Allahümme entesselam’ı okuduktan sonra kalkarsa sahih olmaz, çünkü Allahümme... denince artık namazdan çıkılmış olur.

***

Sual: Boşanan kadına, kocası ne zamana kadar nafaka verir?
CEVAP
İddet bitene kadar nafaka vermesi farzdır. İddet zamanı bitince artık dinen nafaka verilmez. Fakat büluğa ermemiş erkek çocuğu veya evlenmemiş kız çocuğu da varsa, onların nafakasını vermeye devam eder.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Yeteneğini kullanmak

Sual: Canlı resmi ve heykeli yapmanın, çalgı çalmanın günah olduğunu söylemek yanlıştır, eğer günah olsaydı Allah o kimseye böyle yetenek vermezdi. Allah günah olan işlere yetenek verir mi hiç?
CEVAP
Elbette verir. Burası imtihan yeridir. Günah işlemeye yetenek verilmezse, o zaman yeteneksiz kimse nasıl günah işlesin ki? Şimdi birkaç yetenek yazalım:

1- Bir kimsenin kumar oynama yeteneği olsa, o kişinin kumar oynaması günah olmaktan çıkar mı?

2- Bir çilingir her kilidi açabilse, bu kabiliyetinden dolayı, kilitli kapıları açıp başkalarının eşyalarını çalsa, bu hırsızlığı günah olmaktan çıkar mı?

3- Attığını on ikiden vurabilme yeteneğine sahip olan bir avcı, başkalarının at, inek, koyun gibi hayvanlarını veya insanları vurup öldürse, yaptığı cinayet günah olmaktan çıkar mı?

4- Bir kimsenin, tabanca, silah yapma yeteneği olsa, yaptığı bu aletlerle insanları öldürse, yaptığı katillik günah olmaktan çıkar mı?

5- Bir heykeltıraş, yaptığı puta tapsa, yapılan iş küfür olmaktan çıkar mı?

6- Usta bir ressam, yüksek yeteneğinden dolayı, canlı gibi müstehcen kadın resimleri yapsa, bu günah olmaktan çıkar mı?

7- Yetenekli bir dansöz, soyunup kimsenin yapamadığı gösteriler yapsa, yaptığı günah olmaktan çıkar mı?

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yeteneğimiz olsa da olmasa da, o şeyin hiçbir zararı olmasa da, dinimizin yasak ettiği şeyi yapmak caiz olmaz.


Oğlunun malını satmak
Sual: Baba, kendi nafakası için oğlunun malını satabilir mi?
CEVAP
Evet, sadece nafakası için satabilir, fakat binasını, toprağını satamaz. Anne ise, nafaka için bile oğlunun malını satamaz.

Çocuğu emzirmek
Sual: Anne, bebeğini emzirmek zorunda mıdır?
CEVAP
Hayır, ama ihsan ederek emzirmesi çok sevab olur. Annesi emzirmezse, babasının, sütanne tutması gerekir.

Fakirin nafaka vermesi
Sual: Fakirin, yakın akrabalarına nafaka vermesi gerekir mi?
CEVAP
Hayır, gerekmez. Ancak fakir kocanın, hanımına ve fakir babanın, fakir çocuklarına nafaka vermesi farzdır.

Televizyonla namaz

Sual: Merkezî sistemle ezan okunduğu gibi, bazı camilerde cemaat imamı görsün diye, duvarlara televizyon ekranı konmaya başlandı. Bu da bid’at değil midir?
CEVAP
Buna benzer uygulamalar Hindistan’da da başlamıştı. Bu, Hindistan’da olduğu gibi, sanki küçük camilerdeki imamları kaldırıp merkezî camilerdeki imamlara uymaya hazırlık yapıldığı hissini veriyor.

Hindistan’da, bazı camilerde, Vehhabilerin imamsız olarak cemaatle namaz kıldıkları haberini aldık. Bu camilerin, büyük camiye bağlı olduğu, oradaki imamın sesini hoparlörle işiterek, o imama uyulduğu bildirildi. Hoparlör sesiyle ve televizyondaki imama uyarak kılanların namazlarının sahih olmadığı, Hindistan âlimlerinin Kerala’da çıkardıkları El-Muallim mecmuasının Rebiul-evvel 1406 ve Aralık 1985 tarihli sayısında uzun yazılıdır. 1981’de Pakistan’da çıkan Süyuf-ullahil-ecille kitabında da, hoparlörle namaz kıldıran imama uymanın caiz olmadığı yazılıdır. (S. Ebediyye)

Pakistan’da Camia-i Habibiyye üniversitesi dekanı, müderris Habib-ür-rahman, 1981’de hacca gidince, Vehhabi imamın hoparlörle namaz kıldırdığını görüp, namazlarını ayrı kıldığı için, ellerine kelepçe takılarak hapsedilmiş, hac yapmasına mani olunarak, geri gönderilmiştir. (İslam Ahlakı)


Bilmemek özür olur
Sual: Yurt dışında yaşayıp da, birkaç haramın, haram olduğunu hiç duymadığı için, (Bu haram değil) diyen kâfir olur mu?
CEVAP
Haram olduğunu bilmediği için (Bu haram değildir) diyen kâfir olmaz. S. Ebediyye kitabında, (Müslümanların çoğunun bildiği şeyleri bilmemek, öğrenmemek günah olur. İslam bilgilerinin yaygın olduğu yerde, cehalet yani bilmemek özür olmaz, günah olur) deniyor. Şimdi İslam bilgileri oldukça yaygınsa da, bazı konuları Müslümanların çoğu bilmiyor. Mesela kefirin, kımızın, hattâ müziğin bile haram olduğunu çok kimse bilmiyor. Bilmediği için, (Bunlar haram değildir) derse kâfir olmaz. Meşhur olan bir harama, mesela şaraba, domuz etine helal demek küfür olur.


Kocasından kaçarsa
Sual: Kocasından uzaklaşıp ayrı bir evde duran kadına nafaka verilir mi?
CEVAP
Kocasından kaçan kadına nafaka verilmez. Geri gelirse verilir.

Sabır istemek gerekir

Sual: (Allah’tan sabır istenmez, çünkü sabır istemek, bela istemek demektir. Buna herkesin gücü yetmez) deniyor. Sabır istemek kötü müdür?
CEVAP
Hayır, kötü değildir. Biz bela ve musibet istemiyoruz. (Başımıza bela ve musibet gelirse, bunlara karşı sabırlı olmamızı nasip et!) diye dua ediyoruz. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Sabır ve namazla Allah’a sığınıp yardım isteyin!) [Bekara 45]

(Ey iman edenler, sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin! Elbette Allah sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Allahü teâlâ, sabır isteyeni sabırlı kılar.) [Tirmizî]

Peygamber efendimiz de, şöyle dua ederdi:

(Ya Rabbî, beni çok şükreden ve çok sabredenlerden eyle!) [Bezzar]

(Ya Rabbî, sıhhat, âfiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine razı olanlardan eyle!) [Taberanî]

(Allah’tan bela mı istiyorsun, önce âfiyet iste!) hadis-i şerifi, diğer hadis-i şeriflere aykırı değildir. O kimse, (Ya Rabbî, vereceğin belaya sabır ver!) diyormuş. (Ya Rabbî bela verme, bela gelirse sabrını da ver!) diye dua etmenin mahzuru olmaz.

* * *

Sual: (Ölmüşleriniz için istiğfar edin!) deniyor. Ölü için nasıl istiğfar edilir? İstiğfar etmekle istiğfar okumak ayrı mıdır?
CEVAP
Evet, ayrıdır. İstiğfar okumak, (Estağfirullah) demek veya istiğfar duasını okumaktır. İstiğfar etmekse, hayır hasenat yaparak, günahların affına sebep olmak demektir. Sevabı ölüler için kurban kesmek, Kur’an okumak, cami ve çeşme gibi hayır hasenat yapmak veya yaptırmak istiğfar etmek olur.

Bir kişi, (Ya Resulallah, ölmüş olan ana babamın günahlarının affı için ne yapmalıyım?) dedi. Ona, (Onlar için dua et, Kuran oku ve istiğfar et!) buyurdu. (Ey Oğul İlmihali)

* * *

Sual: Zengin baba, dinî ilimleri tahsil eden akıl baliğ ve fakir oğluna bakmaya mecbur mudur?
CEVAP
Evet.

* * *

Sual: Kadın ölünce, kocası birkaç yıl için peşin vermiş olduğu nafakaları geri alabilir mi?
CEVAP
Verilmiş olan nafaka kadının kendi malı olduğu için onları geri alamaz.

Büyük zatlara teşekkür

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi büyük zatların hakkı, ana baba hakkından da önce gelir. Eğer büyükler, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadını bildirmeselerdi, biz kim bilir hangi çarpık itikad içinde olacaktık. Ayrıca, dinimize hizmet etmeye çalışan böyle salih Müslümanlar ve kıymetli hizmetler olmayacaktı. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Siz Müslüman olmadan önce, birbirinize düşmandınız, Müslüman olunca, İslam nimeti sayesinde kalbleriniz birbirinize ısındı, [birbiriniz için canlarınızı feda edecek hâle gelen] din kardeşi oldunuz. [Bu nimet size yetmez mi?])

Eğer büyükler ve yaptıkları hizmetler olmasaydı, birbirimizi Allah için sevmekten, Onun razı olduğu şekilde dinimize hizmet etmekten haberimiz olmazdı. Onun için hoca hakkı, ana baba hakkından daha kıymetlidir. Evet, ana baba bizim için çok sıkıntı çekmişlerse de, ölünce ne olacak? Çünkü ana babadan elde edilen iman, insanı âhirette kurtarmıyor. Kur’an-ı kerimde mealen (Ey iman edenler, Allah’a ve Peygambere iman edin!) buyuruluyor. Buradaki (İman edenler, iman edin!) ne demektir? Manâsı, (Ana babanızdan öğrendiğiniz İslamiyet’i şimdi bir mürşid-i kâmilden veya onun kitaplarından tam olarak, noksansız öğrenin, böylece beni tanıyın, emir ve yasaklarıma uyarak hakiki imana kavuşun!) demektir.

Büyüklerimize teşekkür etmek ve dualarını almak için şu üç maddeye uymaya çalışmalıyız:

1- Kitaplarını okumalıyız: Çünkü en büyük nimet doğru iman, yani Ehl-i sünnet itikadıdır. O da tam olarak büyüklerimizin kitaplarında vardır. İlimsiz din olmaz, lafla Müslümanlık olmaz. Büyüklerimizin kitapları bize dünyada da, âhirette de yeter. Başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayız.

2- Kitaplarını yaymalıyız: O kıymetli kitaplar, raflarda beklesin diye değil, okunsun, amel edilsin diye yazıldı. Bu kitapları yaymazsak vebal altında kalırız.

3- Birbirimizi sevmeliyiz: Çünkü nefsin ve şeytanın gayesi müminlerin arasını açmak, onları bölüp parçalamaktır. Nefsimizi değil, din kardeşimizi tercih etmeliyiz. Allahü teâlâ, birbirini sevenlere rahmet eder, sevdikleriyle birlikte Cennete koyar. O hâlde kimleri sevmemiz gerektiğini bilmeliyiz.