8 Mart 2014 Cumartesi

Muteber kitapları okumak

Sual: İmam-ı Gazâlî hazretlerinin, Abdülkadir-i Geylânî hazretlerinin ve başka âlimlerin kitaplarının tercümeleri piyasada satılıyor. Hattâ güvendiğimiz bazı radyo, TV ve gazetelerden de reklamı yapılıyor. Bunları tavsiye eder misiniz?
CEVAP
Bir şeyin reklamının yapılması, o yayın kuruluşunun o ürünü tavsiye ettiğini göstermez. Reklam ayrı bir konudur.

Dinimizi doğru olarak öğrenmek için, çok kitap okumak yerine, doğru olan bir tanesini çok okumak gerekir. Tercüme kitapların hemen hepsinde yanlışlıklar, şahsi düşünceler bulunmaktadır. Özellikle o dildeki deyimlerin Türkçe’deki karşılıkları bilinmediği için kelime kelime aynen tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor. Ne kadar doğru tercüme edilse de, asıl okumamız gereken kitapların okunmasına mâni olur.
İbni Teymiyye çok âlimdi. Fakat ilim ehlince, (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep kıldığı kimse) diye anıldı. Demek ki, sadece ilim yetmiyor. Bir rehberi olmadan ilim öğrenmek, doğru yolu buldurmuyor. Bir başka husus da, 14 asırdır gelen binlerce İslam âliminin on binlerce kitabı var. O zamanların şartlarına, insanların hâllerine ve dar-ül-islama göre yazılmıştı. O kitaplarda binlerce kavil var. Hangisine göre amel edilecek? Ama müftabih olan kavilleri bildiren kitabı okumak yeterli olur.

İlim ehli bir zat, (Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihâl’i bin kere okusaydım) demişti. Bu kıymetli kitapta bir Müslüman için lazım olan her bilgi mevcuttur.

Râbıta ile ilerleme

Sual: Râbıta nedir?
CEVAP
Râbıta, irtibat kurmak, hatırlamak, düşünmek demektir. Ne şekilde olursa olsun, büyük zatları hatırlamak râbıta olur. Râbıtanın birkaç yolu vardır:

1- Ehl-i sünnet âlimlerini sevmek, onların yolunda olmak, onların bildirdiği gibi yaşamak, her adımında, acaba bu yaptığımız onların rızalarına uygun mu diye düşünmek rabıta olur. (Hep sadıklarla birlikte bulunun!) ve (Rablerini isteyenlerle beraber olmaya çalış!) meallerindeki bu iki âyet, büyüklerle râbıtayı bildiriyor. Bu râbıtayı yapmak, (Allahü teâlânın sevdiklerini hatırlamak, rahmet etmesine sebep olur) hadis-i şerifine uymaktır.

2- Sevdiği büyük zatın kitaplarını okumak, râbıtadır. O büyükler, (Bizi arayan, kitaplarımızın satırlarının arasında bulur) buyurmuştur. Kitaplarını severek okuyan, sohbetinde bulunmuş gibi onlardan istifade eder, çünkü (Büyük bir zatın kitabını okumak, onun sohbetinde bulunmanın yarısıdır) buyurulmuştur.

3- Büyük zatın çocuklarıyla veya talebeleriyle birlikte olmak da râbıta olur, çünkü onlarla birlikteyken elbette hocaları hatırlanır. Hocalarından bahsetmek rabıta olur. Rahmete kavuşulur. (Sâlihlerin anıldığı yere rahmet yağar) hadis-i şerifi bunu göstermektedir.

4- Böyle büyük zatın kabrine gitmek de râbıta olur. Kabirde, o büyük zatı düşününce, ruhu orada hazır olur. Böylece rabıtaya geçilmiş olur.

5- Bir de, S. Ebediyye kitabında bildirildiği gibi özel râbıta şekli vardır. İtikadı bozuk veya fâsık kimselerin bu özel râbıtayı yapmaları zararlı olur. Bunların yapacakları ilk iş, itikatlarını düzeltmek ve haramlardan sakınmaktır. Ondan sonra, istenirse, özel râbıta da yapılabilir. Az yapmak da caizdir, ancak az yapılınca, tesiri de az olur. Bu özel râbıtayı yapmak gerekmez, zaten bildirildiği şekilde yapmak, günümüzün şartlarından dolayı zordur.

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:

Rabıtasız zikretmek, insanı ilerletmez. Zikretmeden râbıta yapmak, ilerletir. Râbıta, her işte yardımcıdır. Zikre yardımı ise, pek çoktur. Allahü teâlânın evi olan kalbi, nefsin ve şeytanın hilelerinden temizler. Zikrin yerleşmesi için kalbi hazırlar. (S. Ebediyye)

Bir iyiliğe çok sevab

Sual: S. Ebediyye’de, (Cuma günü yapılan ibadetlere, en az iki kat sevab verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır) deniyor. Günahlar niye iki kat yazılıyor?
CEVAP
Bu, cuma gününün faziletindendir. Bir şeyin kıymeti ne kadar çoksa, ona saygısızlığın günahı o kadar büyük olur. Bir hadis-i şerif:

(Allah katında, cuma günü işlenen sevabdan daha kıymetlisi olmadığı gibi, o gün işlenen günahtan daha kötüsü yoktur.) [Cami-üs-sagir]

Günah, camide işlenirse daha çirkin olur. Hele Kâbe’de işlenirse daha büyük olur. İşlenen aynı günah, işleyene ve işlenen yere göre de değişir. Bir hadis-i şerif:

(Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvetle bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan bin kat daha günahtır. Zina günahları da böyledir.) [Taberanî]
Demek ki aynı günah, yapılan yere ve şahıslara göre değişiyor. Bunun dışında ise, Cenab-ı Hak iyiliklere kat kat sevab verirken günahlara kat kat vermiyor, bir günahı bir günah olarak yazıyor. İki hadis-i şerif:
(Her iyilik için on mislinden yedi yüze kadar sevab yazılır. Her kötülük ise, bir misli yazılır. Allah onu affederse hiç yazılmaz.) [Buhârî]

(Rabbiniz rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevab yazar. Yapana on mislinden yedi yüz misli veya daha fazla sevab yazar.) [Taberanî]

Dört âyet-i kerime meali:
(Hasene ile [salih amelle] gelene, [en az] on kat sevab verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, misliyle cezalanır.) [Enam 160]

(Malını Allah yolunda harcayanın hâli, her başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohuma benzer. Allah dilediğine daha fazla da verir.) [Bekara 261]

(Allah, [kötülüğün cezasını adaletle verir] zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyiliğin sevabını da kat kat artırır ve ayrıca büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]

(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevablara çeviririm.) [Furkan 70]

Namazda Estağfirullah demek
Sual: Alışkanlık hâline getirdiğim için her zaman Estağfirullah diyorum. Bazen unutup namaz kılarken de söylüyorum. Namazım mekruh oluyor mu?
CEVAP
Hayır.

Kusur, bakan gözdedir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

(Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah) sözünün, söylenmesi kolay, ama değeri çok yüksektir. Hakkı bâtıldan ayıran bir kelimedir. Asırlarca, kâfirler bu kelimeyi söylememek için öldüler, Cehenneme gittiler. Müslümanlar ise söyleterek onların iki cihanda saadete kavuşmaları için canlarını feda ettiler, şehid oldular, Cennete gittiler.

Doğmak, ölmenin alametidir. Bir şey muhakkak olacaksa onu olmuş bilmelidir. Ölmek, âhiretin, ebedî hayatın başlangıcıdır. Orada ise Cennetten ve Cehennemden başka yer yoktur.

Allahü teâlâ, (Yarattıklarımı inceleyen, büyüklüğümü anlar) buyuruyor. Peygamber efendimize (Allah’ı gösterirsen, inanırız) dediler. Cenâb-ı Hak da, (Ben onların içindeyim. Niye beni görmüyorlar?) buyurdu. Süleymaniye Camisini ve ondaki ince sanatları gördükten sonra, (Hayır, Mimar Sinan’ı gözümle görmeden, öyle bir mimarın varlığına inanmam) demek, ne kadar mantıksız bir söz ise, (Ben Allah’ı görmeden inanmam) demek daha mantıksızdır. Çünkü kâinattaki her şey Onun eseridir, hepsini O yarattı. Vücudumuzdaki hücreler, midemiz, kalbimiz, hep Cenab-ı Hakk'ın kudretiyle çalışıyor. Süleymaniye kendi kendine olmadığı gibi, vücudumuz da kendi kendine çalışmıyor. Kör göremiyorsa Güneş’in suçu ne? Bir beyt:

Eğer kusur varsa, bakan gözdedir,
Yoksa, yâr kimseye gizli değildir.

Hangi cihaz, bir insanın komutu olmadan çalışabilir ki? (Kendiliğinden meydana gelen araba, kendi kendine gider, virajlardan döner, ışıklarda da kendi kendine durur) demek, ne kadar ahmakça bir söz ise, (Vücuttaki organlar kendi kendine çalışır, gözler kendi kendine görür, kulak kendiliğinden duyar) demek de o kadar ahmaklıktır, inkârcılıktır. İdarecisi yoksa, komut verilmezse, araba çalışmaz. Nasıl her cihazın meydana gelmesi, çalışması bir insana muhtaçsa, kendimiz de, bütün organlarımız da her an Allah'a muhtaçtır.
Beyin gibi çalışan bir bilgisayar yapılmak istense, Everest Tepesi kadar büyük olması lâzımdır. Yapılsa bile, çalıştırmak için yine düğmesine basacak bir insan gerekir. O hâlde, bizim beynimizin düğmesine kim basıyor?
Eğer insan âcizliğini anlarsa, Allah’ın büyüklüğünü anlar. Bugün Allah’a inanmayan, ibadet etmeyen, hep âcizliğini anlamadığı ve kibirli olduğu için bu hâldedir. Gurur ve kibir, insanları perişan etmektedir.