20 Mart 2013 Çarşamba

Tefsire uymak

Sual: Berika kitabında, (Tefsir kitaplarına göre amel etmemiz değil, fıkıh kitaplarına uymamız emredildi) deniyor. Tefsir, Allah'ın kitabı sayılır, fıkıh ise âlimlerin kitabıdır. Niye âlimlerin kitabı, Resulullah'ın hadislerine ve Allah'ın kitabına tercih ediliyor?
CEVAP
Hayır, asla öyle bir tercih yapılmıyor. Tefsir için de, bizzat Allah'ın kitabıdır demek yanlıştır. O da müfessirlerin kendi anladıklarıdır. Doğru anladıkları da olur, yanlış anladıkları da olur. Tefsir için, Kur’an gibi (Bu, Allah'ın kitabıdır) denmez. O, tefsir veya tercüme edenin kendi anladığıdır. Kur'an-ı kerimi yanlış anlayan da çok oluyor. Mesela namaz vakitleri için (Üç vakittir), (Altı vakittir), hattâ (Yedi vakittir) diyenler olmuştur. Ama Peygamber efendimiz (Beş vakittir) diyor ve ömür boyu da beş vakit kılmıştır. Onun için mealleri, tefsirleri, bizzat Allah'ın sözü olarak kabul etmek çok yanlış olur.

Tefsirden ve hadislerden dört hak mezhep çıktığı gibi, 72 sapık mezhep de çıkmıştır. Biz kendimiz tefsirden bir şey öğrenmeye kalkarsak, hangi mezhebe gireceğimiz, hangi uçuruma yuvarlanacağımız belli olmaz. Fıkıh bilgisi de tefsirden ve hadis-i şeriflerden çıkarılmıştır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bu iki kaynaktan çıkardıkları fıkıh ilmine uyarsak, yine tefsire ve hadis-i şeriflere uymuş oluruz.

Meste mesh etmek
Sual: Mâlikî'de mestin sadece üstünü mesh etmekle ilgili bir kavil var mıdır?
CEVAP
Evet, Mâlikî'de, (Mestin altını da mesh etmek müstehab veya sünnettir) kavli de vardır. Yani bu kavle göre, sadece üstü mesh edilse yeterlidir.

Hüner
İnsanoğlu bir fener, âkıbet bir gün söner,
Harap olmuş bir kalbi, tamir etmektir hüner.

Banyoya girerken

Sual: Klozeti olan banyoya abdest için girerken sağ ayakla, abdest bozmak için girersek sol ayakla girmek gerekiyor. Peki, önce abdest bozup sonra abdest alacaksak, yani her ikisini de yapacaksak hangi ayakla girmek gerekir?
CEVAP
Önce abdest bozacaksak sol ayakla gireriz. Önce abdest alıp sonra abdest bozmak için girilmez. Ya sırf abdest bozmak için girilir veya abdest bozup sonra, abdest almak için girilir.

Allahümmağfirlî
Sual: Uykudan uyanınca veya her fırsatta söylenen Allahümmağfirlî ne demektir?
CEVAP
Allahümme, (Yâ Allah) demektir. Yâ kelimesi, hitaptır. Allahümmağfirlî, (Yâ Rabbî, beni affet!) mânasındadır

Başka mezhepteki farz
Sual: Kendi mezhebimizde farz veya haram değilken, diğer üç hak mezhepteki farzlara uymanın ve haramlardan sakınmanın hükmü nedir?
CEVAP
Kendi mezhebimizde mekruh değilse, başka mezhepteki farzlara uymak müstehab olur. Bunlara birkaç örnek verelim:

Yabancı kadının tenine dokunmak Şâfiî'de abdesti bozar, Hanefî'de ise bozmaz. Yabancı kadına dokunan Hanefî'nin yeniden abdest alması müstehab olur, fakat o abdesti kullanmamışsa yani o abdestle namaz kılmamış veya Kur’an okumamışsa, tekrar abdest alması mekruh olur. Kadına dokunmuş olsa da, yeniden abdest almaz.

Hanefî’de erkeğin göbeği değil, dizi avrettir, açması haramdır. Şâfiî'de diz avret değil, göbek avrettir. Mâlikî ve Hanbelî'de göbek de, diz de avret değildir. Bu iki mezhepte yalnız seveteyn avrettir. Bu durumda Hanefî'nin göbeğini, Şâfiî'nin de dizini kapatması müstehabdır. Mâlikî ve Hanbelî mezhebinde olan kimsenin de, göbekle diz arasını kapatması müstehab olur.

Hanbelî'de iki secde arasında yani celsede, (Rabbiğfir-lî) demek şarttır, kasten terk edince namaz bâtıl olur, unutursa bâtıl olmaz. Hanefî bir kimse de celsede, (Rabbiğfir-lî) derse mahzuru olmaz.

Düşmanı güldürme
Hâline şeytan güler, görünce bu gafleti,
Dininden taviz verme, güldürme o laneti!


Hasret
Dostlardan ayrılalı, kalbim kan ağlıyor,
Bu hasretlik ateşi, ciğerimi dağlıyor.
 

(Allah gaybı bilmez) diyorlar

Sual: Bid’at ehlinin bir kısmı, kerameti inkâr ediyorlardı, bir kısmı da mucizeleri inkâr edip, (Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez) diyorlardı. Bazıları, daha da ileri giderek, (Allah da gaybı bilmez) demeye başladı. Sanki Kur’ana inanıyorlarmış gibi, (Âl-i İmran 140, Tevbe 16 âyetleri delilimizdir. Allah da ileride olacak şeyleri, gaybı bilmez) diyorlar. Allah'ın gaybı bildiğine dair açık âyetler yok mudur?
CEVAP
Elbette vardır, hem de çoktur. Ancak önce ateistlerin benzer düşüncelerini bildirelim. (Allah, insanların Cennete veya Cehenneme gideceğini bilmiyor ki, dünyada onları imtihan etme gereği duymaktadır. Bilseydi elbette imtihana gerek kalmazdı) diyorlar. Ateistler, bunu Allah'a inandıkları için değil, belki cevap veremezler diye, Müslümanları zor durumda bırakmak için soruyorlar. Önce ateistlere, sonra reformistlere cevap verelim:
Allahü teâlâ, imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, hangi günahları işleyeceğini elbette bilir. İmtihanı kendisi için yapmıyor, insanlar için yapıyor. Mesela Allahü teâlâ, ateiste, (Ben biliyorum ki, sen zaten inanmayacaktın, onun için seni Cehenneme attım) deseydi, ateist, (Suçum yokken, imtihan edilmeden, beni cezalandırmak adaletsizliktir. Beni dünyaya gönderin, iyi ameller işleyeceğim) demez miydi? Ateistin ve diğer kâfirlerin böyle diyememeleri için, onlar dünyaya getirilmiş, onlara akıl verilmiş, iyi ve kötü yol gösterilmiştir. Böylece itiraz edecekleri bir mazeret bırakılmamış oluyor.

Peki gayb nedir? Bunu da bildirelim: Kaybolmuş, saklanmış veya yeri bilinmeyen varlıkları, binlerce yıl önce nelerin olduğu, binlerce yıl sonra nelerin olacağı [mesela Kıyametin ne zaman kopacağı] gibi hususlardan duygu organlarıyla, hesapla, kitapla, tecrübeyle veya herhangi bir alet vasıtasıyla anlaşılmayan şeylere gayb denir. İşte bu gaybı ancak Allah bilir. Kur'an-ı kerimde, Allahü teâlâ için (Âlim-ül-gayb) ve (Allâmül-guyûb) ifadeleri geçer. Birincisi (Gaybı bilen), ikincisi de (Gaybları en iyi bilen) demektir. Hâşâ gaybı bilmeyen nasıl ilah olur?

Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

(De ki: Gaybı bilmek Allah’a mahsustur.) [Yunus 20]
(Allah’ın, gaybları en iyi bilen olduğunu hâlâ anlamadılar mı?) [Tevbe 78]
(Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.) [Hud 123, Nahl 77]
(De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka bilen yoktur.) [Neml 65, Hucurat 18]
(Gaybın anahtarları, Allah'ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek tane, yaş ve kuru her şey Allah'ın ilmindedir.) [Enam 59]
(Allah size gaybı bildirmez, fakat dilediği resulüne bildirir.) [Âl-i İmran 179]
(Allah gayba kimseyi muttali kılmaz, ancak dilediği resul müstesnadır.) [Cin 26, 27]
(Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir.) [Lokman 34]
Gaybın en önemlilerinden biri de kalblerden geçen düşünceleri bilmektir. Allahü teâlânın kalblerden geçenleri bildiğine dair birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir:
(İnsanı ben yarattım ve nefsinin kendisine fısıldadığını [ne düşündüğünü] bilirim. Ben ona şah damarından daha yakınım.) [Kaf 16]
(Allah onların kalblerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.) [Neml 74]
(Elbette Allah kalblerin içindekini hakkıyla bilir.) [Âl-i İmran 119]
(Allahü teâlâ, kalblerinizde ne varsa hepsini bilir.) [Âl-i İmran 154]
(Onlar, ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Hâlbuki Allah, onların kalblerinde gizlediklerini elbette bilir.) [Âl-i İmran 167]
(Onların kalblerinde olanı Allah bilir.) [Nisa 63]
(Allah kalblerde olanı bilir.) [Enfal 43, Zümer 7, Tegabün 4]
(Allah kalblerde olanı bilendir.) [Hud 5]
(Gizli veya açık konuşsanız da fark etmez; O, kalblerde olanı bilir. Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 13, 14] (Bu âyetin tefsirinde bildirildiğine göre, müşrikler birbirine, “Aman yavaş konuşun, Muhammed'in tanrısı işitmesin” derlerdi. Çünkü Allahü teâlâ vahiyle onların bütün sırlarını, gizli konuşmalarını Resulullah'a bildirirdi, bu sırları meydana çıkınca, “Yavaş konuşalım” derlerdi. (Celaleyn, Medarik)

Demek ki mezhepsizler, bu kadar âyet-i kerimeyi inkâr edecek hâle gelmişlerdir. Kur’ana inanmadıkları hâlde, sanki inanıyormuş görünen reformistlerin bildirdikleri âyet-i kerimelerin mealleri şöyledir:

(Eğer siz [Uhud'da] bir yara almışsanız, [size düşman olan] o topluluk da [Bedir'de] benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürürüz [mağlubiyeti de, galibiyeti de biz veririz.] Allah, zulmedenleri sevmez.) [Âl-i İmran 140]

(Allah'ın, içinizden [ihlasla] cihad edenleri ve Allah'tan, Resulünden, müminlerden başka kimseye sığınmayan ve başkaca sığınacak bir yer aramayanları ortaya çıkarmadan, sizi kendi hâlinize bırakacağını mı [Allah'ın bunları bilmediğini mi] sanıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.) [Tevbe 16]

Reformistlerin görüşleri, ateistlerin, (Tanrı her şeyi biliyorsa bizi niye imtihan ediyor? Demek ki her şeyi bilmiyor) demelerine benziyor. Yukarıda açıkladığımız gibi, Allahü teâlâ, imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, hangi günahları işleyeceğini elbette bilir. İmtihanı kendisi için yapmıyor, insanın ne yaptığını bizzat kendisinin görmesi için yapıyor. Melekler, yapılan işleri, tâbiri caizse videoya alıyorlar, böylece şahitler çoğalıyor. Yaptıklarını inkâr edecek durum kalmıyor. Mezhepsizlerin bildirdiği Âl-i İmran sûresinin 140. âyet-i kerimesinde de, gerçek müminlerin bizzat kendilerince ve diğer insanlarca da bilinmesi için, Allahü teâlâ savaşı bazen kazandırıyor, bazen kaybettiriyor.

Tevbe sûresinin 16. âyet-i kerimesinde, savaşa katılıp Allah için cihat edenlerle etmeyenlerin bizzat kendilerince ve diğer insanlarca da bilinmesi için savaşı emrediyor. Sonunda da, (Allah yaptıklarınızdan haberdardır) buyuruyor. Yani Allah sizin hâlinizi biliyor. Bu hâlinizi kendinizin ve diğer insanların da bilmesi için savaşa gitmenizi emrediyor. Mezhepsizlerin, hâşâ Allah bu durumları bilmediği için, bu durumları öğrenmek maksadıyla savaşı emrettiğini söylemeleri ne kadar çirkindir.
Gaybı, Allahü teâlâ peygamberlerden istediklerine bildirdiği gibi, evliya zatlardan da istediklerine bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır.) [Buharî, Müslim]
Hazret-i Ömer’inki gibi başka evliya zatlardan da birçok keramet görülmüştür. Kur’an-ı kerim bunu bildirmektedir. (Neml 38-40, Meryem 24, Âl-i İmran 37, Kehf 17,18)

Resulullah'ın “sallallahü aleyhi ve sellem” gaybdan haber verdiği birçok mucizeyi inkâr küfür olduğu gibi, âyet-i kerimelerle sabit olan evliya zatların kerametlerini de inkâr küfür olur. Hâşâ Allah için gaybı bilmez demek ise katmerli küfür olur.

Gaflet
Cehennem azabına, hangi yiğit dayanır?
Gaflet içinde yatan, nasıl kolay uyanır?

Sevabını hediye etmek

Sual: Okuduğumuz dua ve tesbihlerden hâsıl olan sevab, bir kimseye hediye edildikten sonra, başkasına da hediye edilebilir mi?
CEVAP
Başkasına da hediye edilir, ölü diri, dünyadaki bütün Müslümanlara hediye edilebilir. Tek tek hediye edilebildiği gibi toptan da hediye edilebilir. Hediye ettiklerine, aynı şeyi tekrar hediye edemez. Mesela, 70 bin kelime-i tevhid okudu. Bu hatm-i tehlili, ölen birine hediye etse, daha sonra başkası ölse, ona da hediye edebilir, daha sonra başkaları ölse hepsine teker teker hediye edebilir. Aynı hatm-i tehlili aynı kişilere ikinci defa hediye edemez, çünkü daha önce hediye etmişti.

Abdestsiz namaz kılmak
Sual: Abdesti yokken, abdestim var diye abdestsiz namaz kılsa, gusülde veya abdestte bilmeden kuru yer kalsa, cünüpken unutup yıkanmasa, elbisem temiz diye, necasetli elbiseyle namaz kılsa, fakat bunların hiçbirini öğrenmeden ölse, bu namazları sahih olur mu?
CEVAP
Elbette, sahih olur. Allahü teâlâ kimseye yapamayacağı şeyi yüklemez. (Niye unuttun, niye bilemedin?) demez.

Seferiliğin başlaması
Sual: Vatan-ı asliden çıkıp sefer mesafesindeki bir yere giderken, fabrika, kışla, mezarlık gibi bir yeri geçince seferilik başlar, fakat vatan-ı ikametten ise, evden çıkar çıkmaz seferilik başlar deniyor. Doğru mudur?
CEVAP
Doğru değildir. İkisinde de, fabrika, kışla, mezarlık gibi bir yeri geçince, seferilik başlar.
***
Sual: Kötülük eden, zulmeden kimseleri Allah'a havale etmek, (Allah bunun cezasını versin demek) caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir. (İslam Ahlakı)
***
Sual: Kirasını aylarca ödemeyen kiracıyı mahkemeye verip, haciz yoluyla hakkımızı almak caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir.
***
Sual: Babanın hala ve teyzesi, kardeş çocuklarının torunları mahrem midir?
CEVAP
Evet, mahremdir. Babanın hala ve teyzesi, bizim hala ve teyzemiz demektir. Kardeşimizin torunları da, bizim yeğenimizdir.

Evliya zatlar niye seviliyor?

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Evliya bir zata, bir gün biri ziyarete gelir, (Uzun zamandır merak ediyorum. Bu talebeleriniz sizi niye bu kadar çok seviyorlar?) diye sorar. O zat şöyle cevap verir: (Bunun birkaç sebebi vardır: Birincisi, ben bunları çok seviyorum. Bunlar temiz, salih, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda dinimize hizmet ediyorlar. Hepsi Allahü teâlânın sevdiği insanlar; ben böyle kıymetli insanları nasıl sevmem ki? (Minel kalbi ilel kalbi sebila) buyuruluyor. Yani kalbden kalbe yol vardır, o yoldan sevgi akar. Esas sebep budur.

İkincisi, bizim yolumuzda almak yok, vermek vardır. Para sevgisi kesinlikle kalbime girmemiştir. Çünkü paranın yeri ceptir. Kalbe girerse tehlikeli olur. Üçüncüsü, Allahü teâlâ tevazu ehlini sever. Kibirliyi sevmez. Çünkü gül yerde, toprakta biter, dağ başındaki kayada bitmez. Kendimi hiçbir din kardeşimden üstün görmedim.)

Sonra o kimseye, (Merak ettiğiniz durum şimdi anlaşıldı mı?) diye sorar. O da, (Evet şimdi işin püf noktasını anladım) der. Sonra, o zat sözüne devam eder: (Biz insanlardan bir şey beklemeyiz, onların rızalarını almak için yön değiştirmeyiz, biz Allah için yaşar, Allah için ölürüz. Sırf Onun rızasını almak için çalışırız. Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretlerine, (Siz Allahü teâlânın sevgili, makbul bir kulusunuz) derler. (Nereden bildiniz?) buyurur. (Efendim, herkes sizi seviyor) derler. (Biz insanlar sevsin diye ibadet etmiyoruz. Biz, Allah bizi sevsin diye Ona kulluk ediyoruz) buyurur.

İnsanlar birini çok sevebilir, fakat o kimse Allah indinde sevgili olmayabilir. Aksine, insanlar bir kimseyi sevmeyebilirler, onu hor görürler, ona kötü muamele ederler, fakat Allah onu sever. Bu yüzden, biz bütün varlığımızla Allah’a dönmek için uğraşmalıyız. Yoksa, insanlar bizi sevsin diye, zoraki onların seveceği işleri yapmak yanlış olur. Öyle yapanların hepsi mahvolmuştur. Yönünü insanlara dönen, onlardan sevgi bekleyen, gösteriş yapan, perişan olur. Çünkü itibar sonadır, insan nasıl ölmüşse, öyle haşrolur. Dolayısıyla insanın Allahü teâlâ indindeki durumu muteberdir. Yoksa insanların nazarındaki itibarının önemi yoktur. O hâlde insanların sevgisini değil, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için çalışmalıdır.)

Aklın ermediği şeyler

Sual: (Allah, canlı, cansız hiçbir şeyi sebepsiz yaratmamıştır. Ağaç, meyve, sebze, ot gibi her bitkinin, denizdeki, karadaki ve havadaki her hayvanın, taş, toprak, maden, soğuk sıcak su, petrol, gaz gibi cansız şeylerin hiçbiri faydasız veya lüzumsuz değildir) deniyor. Ama birçok galaksiler, gezegenler var. Bunların lüzumlu olduğuna bir delil bulamadım. (Eğer evren tesadüfen yaratılmamışsa, böyle lüzumsuz şeylerin olması evrenin tesadüfen meydana geldiğini gösteriyor) diyenler haklı değil mi?
CEVAP
(Tesadüfen olmuştur) diyen beyinsizler nasıl haklı olur? Tesadüfen ne olur ki? Sitemizde kâinatın yaratılışında tesadüflere yer olmadığı aklî ve nakli ilimlerle ispat edilmiştir. Akl-ı selim sahibi olan, kâinatta yaratılmış lüzumsuz bir şey olmadığını anlar. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Onlara Cehennemde şiddetli azap vardır.) [Sad 27]

(Sizi boş yere yarattığımızı ve huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?) [Müminun 115]

Göklerdeki gezegenlerin ve diğer varlıkların hikmeti bugün için anlaşılmayabilir. Çünkü akıl bunu anlamaya müsait değildir. Bunun için Ziya Paşa şöyle demiştir:

İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.

Bir karıncayı veya bir buğday tanesini yaratmaktan âciz olan bir ateist, (Benim aklım, Ziya Paşa’nın dediği gibi küçük değil, aklımla her şeyi ölçer, tartarım) diyor. Güneş’in ısı ve ışınlarının asırlardır eksilip çoğalmadan muntazam nasıl devam ettiğini, olmayan beyni ile ispat etsin bakalım. Güneş ve Dünya boşlukta nasıl durabiliyor? Belli bir hızla bunları asırlardır kim döndürüyor? Yokken nasıl var olmuş? Havadaki oksijen, karbondioksit gibi gazları belli oranda kim tutuyor? Oranları değişse hayat olmaz. İnsan, bir canlıyı yaratmak şöyle dursun, ondaki ruhun mahiyetini bile bilmekten âcizdir. Ruhun mahiyetini anlatsın bakalım. Haddini bilmemek kadar küstahlık olmaz.

Başka bir ateist de, (İnsan maymundan geldi) diyor. (Maymun nereden geldi?) diye sorsanız, (Hücreden geldi) der. (Hücre nereden geldi?) denince, (Sudan geldi) der. (Su nereden geldi?) denince büyük (!) aklıyla cevap vermekten âciz kalır. Her ateist bilsin ki, (Bu terazi bu sıkleti [ağırlığı] çekemez.)

Ruh
İnsan denilen varlık, el, kol, ayak, baş değil,
İnsan ruha denilir, burun, kulak, kaş değil.

Duada bencillik

Sual: Bir ateist, (En faziletli dua, kişinin kendisi için yaptığı duadır) hadis-i şerifi için, (Kendine dua etmek bencillik olur) dedi. Kendimize dua etmek uygun değil mi?
CEVAP
Elbette, kendimize de dua edeceğiz. Çünkü dua etmek, namaz, oruç gibi ibadettir. Namazı kendimiz için kılıyor, orucu kendimiz için tutuyor, her ibadeti kendimiz için yapıyoruz. Allahü teâlâ, kendimize de, dua etmemizi emrediyor. Peygamber efendimiz ve diğer peygamberler de kendileri için dua etmiştir. Hazret-i Musa, (Ya Rabbî, ben kendime zulmettim, beni affet!) diyor. (Kasas 16)

Bir hadis-i şerifte, (Âdem aleyhisselam Cennetten çıkınca, “Ya Rabbî, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet!” diye dua etti) buyuruldu. (Taberanî)

Peygamber efendimizin ümmetine örnek olmak için ettiği dualardan bazıları şöyledir:

(Allah’ım, günahımı affet ve rızkıma bereket ver!) [İ. Ahmed]
(Allah’ım, beni çok şükreden ve çok sabreden kullarından eyle!) [Bezzar]
(Allah’ım, beni çok zikreden ve emrine uyanlardan eyle!) [Tirmizî]
(Allah’ım, ilmimi arttır!) [Tirmizî]
(Ya Rabbî, ölümü bana kolaylaştır!) [İbni Ebi-d-dünya]

İnsanın kendisi için dua etmesinin bencillikle ilgisi yoktur. Önce kendimizi, ondan sonra başkalarını kurtaracağız. Kendimiz bataklıkta iken, başkalarını nasıl kurtarabiliriz? Abdullah bin Vehb hazretleri, (Kendisine faydası olmayanın, başkasına faydası olmaz) buyuruyor. Atalarımız da, (Önce can, sonra canan, gemisini kurtaran kaptan) demişlerdir.

Ölen eşine bakmak
Sual: Karı kocadan biri ölünce, yaşayan, ölenin cenazesine bakabilir mi?
CEVAP
Kadın, ölen kocasına bakabilir, çünkü koca öldükten sonra nikâh, iddet bitinceye kadar [dört ay on gün] devam eder. Hanefî’de kadın ölünce, kocası buna bakamaz, çünkü kadın ölünce nikâh bozulur. Ama diğer üç mezhepte bakmak caizdir. (Redd-ül-muhtar)

Erkek, ölen hanımının ellerine ve yüzüne, Hanefî’de bakabilir. Diğer yerlerine bakmak için bir ihtiyaç olursa, mesela teşhis için bakmak gerekirse, diğer üç mezhepten biri taklit edilip bakılabilir.