4 Eylül 2013 Çarşamba

Gündüz ve gece namazları

Sual: Hangi namazlarda açıktan okumak caizdir?
CEVAP
Namazda Kur’an-ı kerim okumaya kıraat denir. Kendi işitecek kadar sesli okumaya, hafî yani gizli okumak denir. Yanında olan kimselerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, cehrî yani açıktan okumak denir.

İmamın, sabahın iki rekât farzında, akşamla yatsının ilk iki rekâtında, Fatiha ile zamm-ı sureyi açıktan okuması vacibdir. Unutarak gizli okursa secde-i sehv gerekir.

Tek başına kılan kimse ise, açıktan okunan bu namazlarda muhayyerdir. Yani dilerse açıktan okur, dilerse gizli okur. Açıktan okumak evladır, daha iyidir.

Kazaya kalan sabah, akşam ve yatsı namazlarının farzlarını gece veya gündüz kaza ederken, açıktan okumakta mahzur yoktur. Hattâ açıktan okumak daha evladır. (Hindiyye)

Kazaya kalan, aynı günün sabah, akşam ve yatsı namazları cemaatle kılınıyorsa, imam, vaktinde kılınan gibi açıktan okur.

Vitir namazı da, vaktinde kılınsın veya kaza edilsin, Fatiha ve zamm-ı sure açıktan okunabilir. Kunut duaları açıktan okunmaz.

Tek başına gece Evvabin, Teheccüd gibi nâfile namaz kılan serbesttir, gizli veya açıktan okur, fakat öğle ikindi gibi gündüz kılınan namazlarla, kuşluk gibi nâfile namazlarda gizli okumak vacibdir. (Hindiyye)
Bir kimse, yalnız başına akşam, yatsı veya sabah namazını kılarken, Fatiha’nın bir kısmını okuduktan sonra, bir başka şahıs gelip, o kimseye uyarsa, imam Fatiha’yı açıktan ve tekrar yeni baştan okur. (Hindiyye)

Bir kimseye Fatiha’nın tamamını veya birazını gizli okuduktan sonra imam olursa, Fatiha’yı açıktan tekrarlar, çünkü cemaat olunca geri kalan kısmını sesli okumak vacib olur. Bir rekâtta kıraatin yarısını açıktan, yarısını gizli okuması çirkin olur. Açıktan okunarak tekrarlanması bundandır, yani o kimse sureyi bitirirken imam olsa, hem Fatiha’yı hem sureyi açıktan tekrarlar. (İbni Abidin)

Akşam ve yatsının sünnetlerini kılarken kazaya da niyet eden, açıktan okuyabilir. Gece kılınan Evvabin veya Teheccüd gibi nâfile namazları kılarken, kazaya da niyet eden, açıktan okuyabilir.

Açıktan okumak erkekler içindir. Kadın, hiçbir namazda, yanında kimse olmasa da, sesli okuyamaz. (Redd-ül muhtar)
 

Hizmette doğruluk esastır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

En iyi âlim, kendinden söyleyen, kendine bağlayan değil, muteber kitaplardan nakleden, vasıta olandır.

Dinimiz nakil dinidir. Nakleden aziz, nakilsiz konuşan rezil olur. Ebü'l-Abbâs-ı Mürsi hazretleri sohbetlerine hep, (Hocam Ebül-Hasan-ı Şâzili buyurdu ki…) diyerek başlardı. Bir gün, (Hep hocanızdan naklediyorsunuz. Hiç kendinizden bir şey söylemiyorsunuz) diyen birine buyurdu ki:

(Ben evden bir şey getirmedim. Ne kazanmışsam bu dergâhta kazandım. “Allahü teâlâ buyurdu ki”, “Resulullah buyurdu ki” veya “Ben diyorum ki” diyerek, pek çok şey anlatabilirim. Ama bütün bunları öğrenmeme, bu dereceye yükselmeme vesile olan hocama karşı edebe riayet edip, hep ondan naklederek konuşuyorum. Uygun olan da budur. Hocasından bahsetmeyen, hep “Ben!” diye konuşan kimsede hayır yoktur.)

Bir mübarek zat, ölümünün yaklaştığını düşünüp mümtaz talebeleri arasından hangisini yerine oturtacağını, hizmetleri kime teslim edeceğini belirlemek için hepsini imtihan etmeye karar verir. Talebelerini çağırıp, (Alın bu çiçek tohumlarını, eve gidip saksıya ekin, kök tutup, yeşillenince bana getirin) der.

Herkes tohumlarını alır. Bir müddet sonra bitkiler yeşillenince hocalarına getirirler. Fakat biri, ne yaparsa yapsın tohumundan bitki yetişmez. Yalvarır yakarır, ama olmaz. Mecburen, mahcup fakat çok edepli olarak kuru saksıyı getirir. Herkesin saksısında kök salmış çiçekler varken, kendisininki kupkurudur. Hocaları hepsine bakıp, kuru saksı getirene, (Senin saksın niye böyle?) der. O talebe de (Hocam, herhalde çok büyük bir günahım var ki, Allah'ım bana bu imkânı nasip etmedi. Verdiğiniz tohumu ektim, çapaladım, gübreledim, suladım ama maalesef gördüğünüz gibidir) der. Mübarek zat, (Gel, yerime otur) buyurur. Herkes şaşkın bakarken, diğer talebelerine dönüp buyurur ki:

(Bir daha sakın böyle yapmayın! Ben tohumların hepsini suda kaynattım, tohumlar ölüydü. Siz benim verdiğim tohumların yerine başka tohumlar ektiniz, bana mahcup olmamak için kök salmış, çiçek açmış hâlde getirdiniz. Ama bu arkadaşınız bana doğru bilgi verdi, verdiğim tohumu ekti, başka tohumla değiştirmedi. Benim size son vasiyetim olsun, bana doğru bilgi verin! İşlerimizde, hizmetlerimizde sadakat ve doğruluk esastır. Allah doğruları sever, doğruların yardımcısıdır.)

Nutuk ve hutbe çekerken maksat

Sual: (Cuma hutbeleri, çok heyecansız oluyor. Heyecanlı olmalı, cemaati coşturmalı, Allah korkusundan ağlatmalı, bayılanlar, nâra atanlar olmalı) deniyor. Hutbelerin maksadı bu mudur?
CEVAP
Hutbe, nutuk çekme veya konferans verme yeri değildir, ibadettir. Nur-ül-izah kitabında, (Hutbeyi kısa okumak sünnet, uzun okumak mekruhtur) buyuruluyor.

Hutbeye dünya sözü karıştırmak haramdır. Nutuk, konferans şekline sokmak caiz olmaz. Hutbede, kısaca vaaz edilir. Hikâye, siyaset, ticaret ve başka dünya işleri anlatılmaz. (S. Ebediyye)

Hutbede konuşmak ve hutbeden başka şeyler söylemek haram olduğu gibi, hutbe de fasit olur. Hutbe bozulduğu için cuma namazı da kabul olmaz. (Ey Oğul İlm.)

Hutbelerin bir kısmını bile Arapçadan başka dille okumak bid'attir. (El-edille)

Demek ki, hutbe okumaktan maksat, cemaati coşturmak, ağlatmak, bayıltmak veya nâra attırmak değildir. Fıkıh kitaplarına uymayanların böyle söylemelerine itibar etmemelidir. Hutbede cemaate âmin dedirtmek bile caiz değildir. Namaz gibidir. Salevat-ı şerife söylenmez.

Bin dost az
Şerrin azı da çoktur, hayra bir sınır yoktur,
Bin dostun olsa azdır, bir düşmanınsa çoktur.

Kâfir bankasında çalışmak
Sual: Meşihat-i islamiyyenin yani eskiden İstanbul'da din işlerini idare eden Osmanlı Devleti’nin Diyanet İşleri dairesinin (Ceride-i ilmiyye) kitabının 29 Şubat 1336 ve 9 Cemazil-uhra 1338 tarih ve 55. sayısının 1744. sayfasında yazılı fetvada, (Gayrimüslim bir ülkede kâfir bankasına para yatırıp, bankadan faiz almak, şer’an helâl olur) buyuruluyor. Peki, böyle bir bankada çalışıp alınan maaş da helâl olur mu?
CEVAP
Evet, böyle bir bankada çalışıp maaş almak da, helâldir. (S. Ebediyye)

Besle kargayı
Acırsan hâine, evini soyar,
Beslersen kargayı, gözünü oyar.

Kâfir ülkesinde
Sual: Yıllarca Rusya’nın zulmü altında kalıp da, namazın ve orucun farz olduğunu duymayan kimse, daha sonra bunların farz olduğunu öğrenince, bunları kaza etmesi gerekir mi?
CEVAP
Müslümanların çoğunun bildiği şeyleri bilmemek ve öğrenmemek günah olur. Hangi ülkede olursa olsun İslam bilgilerinin yaygın olduğu yerde, bilmemek özür olmaz, günah olur. (S. Ebediyye)

Bunun için o namazları ve oruçları kaza etmesi gerekir. Kâfir ülkesinde de olsa, içkinin, zinanın haram olduğunu çok Müslüman biliyorsa bilmeyenlerinki özür olmaz.

Eğer bulunduğu yerdeki Müslümanların çoğu namazın, orucun farz olduğunu duymamışsa, o zaman mazur olur. Çünkü İslam Ahlakı kitabında, (Kâfir ülkesinde, farz olduğunu bilmediği için kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları ve vermediği zekâtları kaza etmez) deniyor.

Büyüğü küçük görme
Büyüklük insanlara, Hak'tan birer atâdır,
Büyüğü küçük görmek, çok büyük bir hatadır.

Kelimeler:
Atâ: Hediye

Hatim sevabına kavuşmak

Sual: Fıkıh kitaplarına saldırıp, cami duvarını kirletmekle meşhur biri, (Dinde, Kur’anı hatmetmek diye bir şey yoktur. Hatim bitirmek demektir. Bitirmek diye ibadet olmaz. Kur’an oku da, neresinden okursan oku) diyor. Kur’anı hatmetmek ibadet değil midir?
CEVAP
Hatim, kelime olarak bitirmek, sona erdirmekse de, fıkıhtaki manası, bir kişinin, Kur’an-ı kerimi baştan sona kadar okuyup bitirmesi demektir. Hatmin önemi hakkında çok hadis-i şerif vardır. Birkaçının meali şöyledir:

(Kur’an-ı kerimi hatmedene, altmış bin melek istiğfar eder.) [Deylemî]
(Kur’an-ı kerimi hatmedenin duası kabul olunur.) [Taberanî, İbni Hibban]

(Hatim duası yapılan yerde hazır olan, ganimet dağılırken bulunan kimse gibidir. Hatme başlanan yerde bulunan, cihad eden gibidir. İkisinde de bulunan, iki sevaba da kavuşur ve şeytanı rezil eder.) [Hazinet-ül-esrar]
(Üç kere İhlas sûresini okuyan Kur’anı hatmetmiş gibi sevaba kavuşur.) [Ey Oğul İlmihâli]

Hatmin dinde yeri büyüktür. Din kitaplarında hatimle ilgili çok bilgi bulunmaktadır. İmam-ı Rabbânî hazretleri, (Ramazan-ı şerifte Kur’an-ı kerimi hatmetmek önemli bir sünnettir) buyuruyor. (1/45)

İmam-ı Zahidî hazretleri, (Hatim okuyan hafıza az hediye vermemelidir) buyuruyor. Hafız, pazarlık etmeden, Allah rızası için hatim okursa, okutanın hediye ettiğini alması caiz olur. Az diye itiraz ederse, aldığı haram olur. (Havi, Hadika, Berika)

Kur’an-ı kerimi kırk günde hatmetmek müstehabdır. Hatimden sonra yapılan dua kabul olur. Hatim bitince, yeniden hatme başlamak niyetiyle Fatiha okumalı. Hadis-i şerifte, (İnsanların en iyisi, hatmi bitirince yeniden başlayandır) buyuruldu. (Şir’a şerhi)

Kur’an-ı kerimin hatmedildiği yere rahmet yağar. Hatimde toplanmak ve hatimden sonra dua etmek müstehabdır. Abdullah ibni Abbas hazretleri, hatim okuyanın yanında adamını bulundururdu. Hatim biteceği zamanı işitince, kendi de hazır olurdu. Enes bin Malik hazretleri, hatmettiği zaman, çoluk çocuğunu toplayıp dua yapardı. Hatim bitince, ikincisine başlamak müstehabdır. (Kitab-üt-tibyan)

Bu kadar vesikaları inkâr edip (Hatim diye bir şey yok) demek akıl ve ilim işi değildir.

Feyzin devamlı gelmesi için

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Feyzin gelmesi için feyz veren zata tam inanmak gerekir. Ancak o zaman, tam muhabbet oluşur. Yani feyz ve muhabbetin olması için mutlaka güvenmek şarttır. Güvenince itaati artar, teslimiyeti artar. Teslimiyet, büyüklerden zerre kadar şüphe etmeden onları sevmek, onlara itaat etmek demektir, ölü yıkayıcısının elindeki ölü gibi olmaktır. Bu, ne kadar eksikse, gelen feyzden o nispette az alınır. Kişi hep dünyayla haşır neşir olunca da, dünya muhabbeti kalbinden çıkmaz. Çünkü bu büyüklerden gelen feyz, dünya muhabbetini kökten yok eder, siler süpürür. Diğer bir şart da sohbet, yani görüşmektir. Çünkü feyz olması için rabıta yani bir irtibat olması lazımdır.

Rabıtanın en güzeli beraber olmak, görüşmektir. Mesela Selman-ı Farisî hazretlerinde ihlas ve muhabbet vardı, ama Resulullah vefat ettikten sonra artık Resulullah’ın sohbetinde bulunamadığı için kemale gelmesi, Ebu Bekr-i Sıddık hazretlerinin sohbetiyle oldu.

Gelen feyzi almamıza engel de şudur: Bir büyük günaha devam ediliyordur, çünkü günah engeldir. O zaman, o zatı reddetmemeli, kusuru herkes kendinde aramalı, bütün günahlara istiğfar etmeli. Devamlı tevbe etmeli ki, bu kapı açılsın. Yağmur geliyor, fakat kapta birikmiyor. Kap boş. Yağmur suyu akıp gidiyor. Kabın dolması için, iki ana musluğa ihtiyaç vardır. Biri istiğfar, biri de tevazudur, çünkü su dağlardan ovalara akıyor. Hiçbir su yukarı doğru akmaz. Feyz gelmesi için şart, salih insanlarla beraber bulunmaktır.

Peygamber efendimiz, (Salihlerin anıldığı yere rahmet iner) buyuruyor. Bu rahmetten, kabı çok açık olan çok alır, az açık olan az alır, ama kabı ters olan hiç alamaz. Kabının ters olması o zatı inkâr etmek, büyüklüğünde şüphe etmektir.

İmam-ı Rabbânî hazretleri, (Cenab-ı Hakk’a kavuşturacak her çeşit ibadet, her çeşit kemâlat üstünde, ilk sırada sohbet gelir, ama şartı ağırdır. O da edebe riayettir. Zerre kadar edeb dışına çıkılırsa istifade edilemez) buyuruyor.

4 Ağustos 2013 Pazar

Allahü teâlânın razı olduğu iş

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İmam-ı Rabbanî hazretleri bir gün yerden bir çöp alıp buyurur ki:

(Bu çöpe bir teveccüh etsem, bunun nasıl zikrettiğini hepiniz işitirsiniz ve zikirden nasıl vecde geldiğini görürsünüz. Bir teveccüh etsem, bu nur bulunduğu yerden Kıyamete kadar bütün dünyayı aydınlatır, Güneş söner, fakat Allahü teâlânın razı olduğu işler bunlar değildir. Onun Habibine, yani Peygamber efendimize tâbi olmaktır, onun yolundan gitmektir. Ne kazandıysam sadece tâbi olmaktan kazandım.)

İmam-ı Rabbanî hazretlerine bir gün biri gelip, (Efendim, çok ağır hastayım ölecek durumdayım. Bana bir dua edin!) der. (Hısn-ül hasîn okuyun!) buyurur. Yan odada, Hısn-ül hasîn okuyup gelir. (Okudum efendim) der. (Senin etrafında büyük bir kale görüyorum, fakat bu kalenin bazı yerleri açık, bazı tuğlalar düşmüş. Sen bunu iyi okumamışsın) buyurur. (Evet efendim, bazı yerleri silikti, oraları geçtim. Bazı yerleri de zordu, galiba yanlış okudum) der. (Öyle olur mu? Al bu yenisini, buradan oku!) buyurur. O kişi, hiç atlamadan harfleri bozmadan baştan aşağı tekrar okur ve hastalıktan kurtulur.

Bir gün biri dergâha gelirken, (Neden hep İmam-ı Rabbanî hazretleri imam oluyor? Arada bir başkası imam olsa olmaz mı?) diye kalbinden geçirir. Dergâhta İmam-ı Rabbanî hazretleri ona buyurur ki: (Biz imam olma heveslisi değiliz, ama Şâfiî mezhebinde imam arkasında da Fâtiha okumak farzdır. Hanefî’de ise tahrimen mekruhtur, harama yakındır. Biz dört mezhebin de şartlarını gözettiğimiz için, hem Hanefî'nin, hem de Şâfiî mezhebinin şartlarına uymak ve onlara aykırı bir şey yapmamak için imamlık yapıyoruz.)

Namazda da dört mezhebin şartlarına uymaya çalışırdı. Vefat ederken mübarek oğullarına buyurur ki:
(Peygamber efendimizin, tespit edebildiğim bütün sünnetlerini ifa ettim. Birini yapamadım. Vasiyet ediyorum, benden sonra o sünnet yerine getirilsin! O da şudur: Benim kızım evlenecek, bir oğlu olacak. O torunumu benim kabrime getirin, omzumun hizasına oturtun, çünkü Peygamber efendimizin, mübarek kızı hazret-i Fâtıma’dan olan torunları Hazret-i Hasan’la Hazret-i Hüseyin’i omzuna aldığı gibi, kızımdan bir torunum olup da omzuma alamadım. Bu hususta da ona benzemek istiyorum.)

İtikâf nedir? Nasıl yapılır?


Sual: İtikâf nedir? Kadınlar evde itikâfa girebilir mi?
CEVAP
Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikâf denir. Ramazan-ı şerifte itikâf, müekked sünnettir. Ancak itikâf, sünnet-i kifâye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinin bu sünneti yapması gerekmez. İmkânı olanlar itikâfa girmeli. İtikâf eden, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif:

(İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]
(Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir]
(Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyhekî]
(Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberanî]

Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye)

Resulullah efendimiz, (Mirac gecesi, beşinci gökte, Osman’ın suretini gördüm. Bu mertebeye neyle eriştin, dedim. Mescitte itikâf etmekle diye cevap verdi) buyurdu. (M. Cihar Yâri Güzin)

İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur. (Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim) denmez. (Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim) demek adak olur. (S. Ebediyye)

İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer)

Kadınlar camide itikâf yapmaz. Evdeyse şarta bağlıdır. Eğer mescid olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikâfa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiçbiri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz.

Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifâyedir. Az itikâf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi... İtikâfa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şâfiî’de oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların evde itikâfa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur.

İmdat ya Resulallah
Sual: Vehhabiler, vefat etmiş veya uzakta olandan yardım istemeye şirk diyorlar. Eshab-ı kiram, gıyabında, Resulullah efendimizden yardım istemiş midir?
CEVAP
Evet, isteyenler olmuştur. Bir tanesi şöyledir:
Meymune binti Haris “radıyallahü anha” validemiz anlatır:

Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Teheccüd namazı için abdest alırken âniden üç kere (Lebbeyk) dedi, sonra yine üç kere (Nusirte) dedi. Bunun sebebini sordum. Ömer bin Salim Raciz isimli bir sahâbînin, (İmdat yâ Resulallah!) diyerek yardım istediğini, kendisinin ona yardım ettiğini, yoksa Kureyşlilerin onu öldüreceklerini bildirdi. (Taberanî)

Bu hadis-i şerif, İmam-ı Taberanî’nin Sagir’inde bildiriliyor. Türkçe tercümesi de vardır, kolayca bulunabilir. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize yardım ettirdiği gibi, evliya zatlara da yardım ettirmektedir.
Hadis-i şerifteki Lebbeyk, (İşittim, söyle!) demektir. Nusirte, (Yardım olundun, sana yardım ulaştı) demektir.

Ruh ve beden sağlığı
Ruhun sağlığı için, az günah işlemeli,
Beden sağlığı için de az yiyip içmeli.