7 Mayıs 2013 Salı

Takva sahibi (!) papaz

Sual: Bir tanıdık, (Ben Avrupa’ya gittim. Papazlarla ve rahiplerle görüştüm. Haramlardan sakınıyorlar, yani çok takva ehli zatlardır. Hayırlarına ve hasenatlarına diyecek yoktur. Bizde öyle Müslümanlara rastlanmaz) diyor. Takva ehli olmak için Müslüman olma şartı yok mu?
CEVAP
Elbette vardır. Müslüman olmayana gayrimüslim denir. Bütün gayrimüslimlerin kâfir olduğunu bizzat Allahü teâlâ ve Resulü bildiriyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Ehl-i kitab [Yahudi ve Hristiyan] olsun veya müşrik olsun bütün kâfirler, Cehennemde ebedî kalırlar.) [Beyyine 6]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Beni duyup da, bana inanmayan Yahudi ve Hristiyanlar, muhakkak Cehenneme girecektir.) [Hâkim]

Kâfir içki içmese de, zina etmese de, hattâ namaz kılsa, oruç tutsa da, çok büyük camiler yaptırsa da, zerre kadar faydası olmaz. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Kâfirlerin iyi işleri engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır, ama yanına varınca, umduğunu bulamaz.) [Nur 39]

(Kâfirlerin faydalı işleri fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Âhirette o işlerin hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18]

(Kâfirlerin [iyi olarak] yaptığı bütün işler, Kıyamette boşa gider.) [Tevbe 17]

(Papazlar takva ehlidir) diyenler, ya İslamiyet’i bilmiyorlar veya art niyetli kimselerdir.

Sohbet
Halk indinde, muteber bir şey yok, devlet gibi,
Var mı devlet cihanda, sıhhatte sohbet gibi?

Mürtede hüsnüzan
Sual: S. Ebediyye’de, (İslam dinine inanmayanlar öldükten sonra, bunlar için, “Belki tevbe etmiştir” demek boştur. Bunların zulüm yapan azalarının iyilik etmesi, diliyle dua etmesi ve mazlumları hoşnut edecek vasiyette bulunmaları gerekir. Böyle tevbe etmeyen mürtedlerin ölülerine hüsnüzan edilmez) deniyor. Kâfirin, mürtedin iyiliğinin ve dua etmesinin ne faydası olacak ki?
CEVAP
Elbette kâfirin ve mürtedin iyiliklerine sevab verilmez, fakat bazı kimseler, bir kâfir veya bir mürted ölünce, (Belki ölmeden önce tevbe edip Müslüman olmuştur. Hüsnüzan etmek gerekir) diyorlar. Burada, böyle söyleyenlere cevap veriliyor, yani (Dinimizde hüküm zahire, görünüşe göre verilir. Tevbe ettiğini, pişman olduğunu gösteren bir alamet yoksa hüsnüzan edilmez, Müslüman kabul edilmez. Bu alametler de, zulmünün aksini gösteren hareketlerdir) denmek isteniyor. Tevbe ettiği biliniyorsa, o zaman hüsnüzan ediliyor. Tevbe ettiği bilinmiyorsa, tevbe etmiştir diye hüsnüzan edilmez. Tevbe etmiş bile olsa, biz bilmediğimiz için, hüsnüzan etmeyişimizin vebali olmaz, çünkü açıktan işlenen günahların tevbesi açık olur.

Cünübün dua okuması
Sual: Cünüpken veya hayzlıyken, dua âyetlerini dua niyetiyle okumak caiz midir? Âyet-el kürsi’yi ve İhlâs suresini de dua niyetiyle okumak caiz midir?
CEVAP
Rabbena âtina, Rabbenağfirlî gibi dua âyetlerini, dua niyetiyle okumak caizdir. Fatiha suresini de, Besmele ile veya Besmelesiz dua niyetiyle okumak caizdir. Âyet-el kürsi ve İhlâs sûresi dua değildir, bunları cünüp veya hayzlı okuyamaz.

Seferde mukime uymak
Sual: Misafir, öğle namazını, mukim imamla birlikte kılmaya başlasa, sonra abdesti bozulsa, abdest almaya gitse, gelince namazın kılınmış olduğunu görse, yeniden kendi başına yalnız namaza başlayınca, seferi olduğu için iki rekât mı kılması gerekir, yoksa imama uyunca dört rekât kılması gerektiği için yine dört rekât mı kılması gerekir?
CEVAP
Seferi olduğu için iki rekât olarak kılması gerekir, çünkü artık imama uyması bozulmuştur.

Kendi görüşünde ısrar

Sual: Danışmadan kendi aklına uyarak hüküm vermenin, kendi görüşünde ısrar etmenin dindeki hükmü nedir?
CEVAP
İstişare etmeden kendi görüşüne uyanın sonu felakettir. Çünkü Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", (Kendi görüşünde ısrar eden hüsrana uğrar) buyurmuştur. (Şir’a şerhi)

İmam-ı Ebu Yusuf'un yüzüğünde, (Men amile bi-re’yihi nedime) yazılıydı. (Ehline danışmadan, kendi görüşüyle hareket eden pişman olur) demektir. Kendi görüşünde ısrar etmeyip, istişarenin, ehline sormanın önemini bildirmektedir. Hele Kur’an-ı kerimden kendi anladığına uymak daha büyük felakettir. Bir hadis-i şerifte, (Kur'an-ı kerimi kendi görüşüyle açıklayan kâfir olur) buyuruluyor. (Deylemî)

(Benim görüşüm doğrudur) diye ısrar etmek, hakkı kabul etmemek, inat olur. İki hadis-i şerif şöyledir:
(Allahü teâlânın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmemekte inat edendir.) [Buharî]

(Bilmediği konuda inat edene, inadından vazgeçene kadar Allahü teâlâ gazap eder.) [İbni Ebi-d-dünya]

Güzellik
Ne de olsa bulunur, bir güzellik çirkinde,
İnci gibi görünür, beyaz dişler zencide.

Gayrimüslimlerle dostluk
Sual: Hristiyanlar düşman bilinip, (Siz kâfirsiniz) denirse, savaşılırsa, onlara dinimizi anlatamayız. Onlara hoş davranıp, dinlerine saygı göstermek gerekmez mi?
CEVAP
Dinimizi anlatmak için, diğer kâfirler değil de, niye özellikle Hristiyanlar tercih ediliyor? Sanki aralarında iş bölümü yapılmış gibi, başkaları da Yahudileri şirin göstermeye çalışıyor. Gayrimüslimlerin Müslümanların dostu olamayacağını Allahü teâlâ bildiriyor. Onları dost bilmeden, uygun şekilde emr-i maruf yapılır.
İslam dini yeni gelmedi. 1400 yıldır dünyada Müslümanlarla gayrimüslimlerin aynı ülkelerde beraber yaşadıkları da olmuştur. Osmanlılar ve onlardan önceki Müslümanlar, gayrimüslimleri dost bilmediler, fakat hepsiyle iyi geçinerek, onlara güler yüz göstererek, aynı yerde yaşadıkları gayrimüslimlere yaşayışlarıyla örnek oldular. Onlara kötü davranmadılar. Merhametli davranarak çoğunun Müslüman olmasına sebep oldular. Zaten yüzlerine karşı siz kâfirsiniz diye hakaret etmek, günah olur.

Cihad da, kâfirlerin şahsına karşı yapılmadı. Cihad, İslam devletinin, insanların İslam dinini işitmelerine, Müslüman olmalarına mani olan zalim diktatörlerin ordularıyla savaşması demektir. Böylelikle fethedilen yerlerdeki gayrimüslimlerden bir kısmı, İslamiyet’in adaletini, güzelliğini, Müslümanların örnek hayatını görerek Müslüman oldular. Müslüman olmayanlar bile, bu adalet sayesinde dünyada rahat ve huzur içinde yaşadılar.

Yemek için ücret
Sual: Dinimize göre kadın evde yemek pişirmek zorunda olmadığına göre, yemek yaparsa, bunlar için kocasından ücret istemesi gerekir mi? Kadın yemek yapmazsa kadının yiyeceğini erkeğin getirmesi gerekmez mi?
CEVAP
Kadın ücret istemez. Kendisine yaptığı yemekten kocasına da verir. Müslüman kadınlar bu ihsanı kocalarına yapmışlardır. Kadın yemek pişirmem derse, pişir diye zorlanamaz. Kocası ona peynir, zeytin gibi şeyler getirir. (Hindiyye)

Kur’an olan CD
Sual: Kur’an-ı kerim bulunan CD’leri abdestsiz tutabilir miyiz?
CEVAP
Hayır.

Uyum içinde olmak

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Bir hizmette başarılı olmak için, dengeyi gözetmek gerekir. Hem hizmetin kendisinin sıhhatli olması, hem de insanlara sağlıklı şekilde ulaşması için dengenin sağlanması gereklidir. Hizmet unsurlarının her birinin, tıpkı vücuttaki organlar gibi ayrı ayrı görevleri ve kıymetleri vardır. Uyumlu çalışmaları gerekir. Bir tarafa kıymet verip diğer tarafa gereken önemi vermemek dengeyi bozar. Denge bozulunca da sistem bozulur.

Dengeyi sağlamanın ana unsuru tam bilgidir. 
Eğer bilgi idareciye doğru ve eksiksiz gelmezse, yapılan iş bir tarafa doğru eğilir, çünkü gelen bilgi noksandır. Gelen bilgiler harmanlanıp emîre sunulmalıdır. Karar verecek tek merci, emîrdir. Dine hizmette, emîrin dışında hiç kimsenin, tek başına, sorumsuzca adım atması uygun değildir. Aksi hâlde çok büyük zarara girilir.

İslamiyet’in dışına çıkılmış ve denge, temelinden sarsılmış olur. Dünyada ve âhirette, bu hizmetlerin sorumluluğu, emîre aittir. Bütün yardımcıları ise ancak onun müşavirleridir. Bu kadar mesuliyeti olan emîre yardımcı olmanın birinci yolu da, bilgiyi tam ulaştırmaktır.

Yorum katmadan
Su hedefine eksilmeden giderse, vardığı nokta hayat bulur. Suyun ulaşmadığı yer, ölür. Bunun gibi, emîrin istek ve talimatları, en uzak yerdekiler dâhil, bütün görevlilere, en kısa zamanda yorum katmadan ulaşmalıdır. Eğer son noktaya ulaştırılamazsa ve (Emîrimiz, galiba bunu demek istedi, biz bundan şöyle anladık) diyerek, kendi yorumuna göre hareket edilirse, o zaman problemler çıkar.

Burada arzu edilen iki ana nokta var: 
Birincisi sürattir ki, mutlaka lazımdır, çünkü süratini kaybeden şirket, devlet ve millet kaybeder. İkincisi sıhhatli bilgidir. Yani, bilgiyi bozmadan en uç noktaya kadar ulaştırmaktır.

Bilgi, hepimizde emanettir. Bilgi olarak, dinimize hizmet ederken edindiğimiz her şey emanettir. Bilgiyi kasten yerine, ehline vermeden, kayıtlara geçirmeden ölenin çenesi kabirde açılmaz.

Dengeyi bulmak

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İdarecinin çizdiği dairenin dışında hizmet etmeye çalışmak, daima, hem çalışana hem de büyüklere sıkıntı verir. Çünkü dine hizmet edilen yer, bir vücut gibidir. Vücudun her tarafı düzgün olsa, fakat mesela kulağın biri çok büyük, gözün biri çok küçük olsa çirkin görünür. Bütün vücudu en güzel şekilde korumak ve dengede tutmak lazımdır. Herhangi bir tarafı çok geliştirmek, öbür tarafı ise ihmal etmek dengeyi alt üst eder. Bu bakımdan dengeyi korumak çok önemlidir. Allahü teâlâ, yerdeki ve göklerdeki her şeyi bir hesap ve denge içinde yaratmıştır. Hiçbir yerde bozukluk, lüzumsuz bir şey yoktur.

Dünyanın dönmesi, havadaki oksijen, karbondioksit ve azot miktarının dengesi, suyun içindeki denge, bitkilerdeki denge, insan vücudunda kan dolaşımındaki denge, kâinattaki dengelerden sadece birkaçıdır. Vücudun bir yerindeki denge biraz bozulunca, çeşitli hastalıklar başlıyor. Bu sefer doktorlar, birçok ilaçla o dengeyi tekrar kurmaya çalışıyorlar. O ilaçlar da bazen, başka bir dengeyi bozuyor. Dengenin önemini buradan da anlamaya çalışmalıdır.

Dengeyi bulmak, orta yolu bulmaktır. Esas başarı, her şeyin ortasını bulabilmektir. Bunu yapabilen başarılıdır. Peygamber efendimizin en önemli özelliklerinden biri de, her işinin dengeli olmasıydı. Yani her şeyin ortasını yapardı. Ne aşırı uyku, ne aşırı uykusuzluk. Ne aşırı yemek, ne aşırı açlık. Ne aşırı gülmek, ne aşırı ağlamak. Her yaptığı, vasat üzereydi. Hadis-i şerifte de, (Hayr-ül-ümûr evsâtühâ = İşlerin en iyisi vasat olanıdır) buyuruyor. Vasat yani orta yolda olması, dengeli olması demektir. Ticarette de ana kural budur.

Bugün bütün hesaplar bu orta yolu, dengeyi bulabilmek içindir. Çünkü başarı ve fayda buradadır. Bu dengenin ilerisi de, gerisi de, başarısızlığı ve zararı artırır. Mesela, vücuda lazım olan ilacı, dozundan çok almak daha iyi değildir. Hattâ zararlıdır. Hâlbuki ilaçtır, ne kadar çok alınırsa o kadar iyi gelmesi gerekirdi. Onun için, başarılı olmak, her şeyi kendi kuralı içerisinde, tam dengede yapabilmektir. Çünkü Allahü teâlâ her şeyi bir kanun, bir kural içinde yaratmıştır. Bu orta yolu bulan, başarılı olur. Onu bulamayan da hep bocalar durur.

Kibir ve ucub insanı felakete götürür

Sual: Yaptığım işleri beğeniyor, (Başkası böyle güzel yapamaz) diyorum. Başkalarını kendime güldürmemek için işimi düzgün yapmaya çalışıyorum. Bunlar kibir midir, ucub mudur?
CEVAP
Başkalarını değil, Allah'ın bize ne diyeceğini düşünmeliyiz. Hangi iş olursa olsun, (Allahü teâlâ, bu iş için bize ne der?) diye düşünerek yapmalıdır. Allah bizden razı ise, bütün dünya bize gülse ne çıkar? Tersine, Allah razı değilse, dünya bizi el üstünde tutsa neye yarar?

Kibir, kendini başkasından üstün göstermek; ucub ise, kusurlarını görmeyip, ibadet ettiği için kendini ve ibadetlerini beğenmek, başkasından kendini üstün bilmektir. Buna egoizm de denir. İki hadis-i şerif:
(Ucub felakete götürür.) [Beyhekî]

(Ucub sahibi, dilsiz ve sağır olarak; kibirli ise, katrandan elbise giyerek haşrolur.) [Tibyan]

Hiç kimsenin bulunmadığı yerde insan ucba kapılabilir, fakat kibirli olamaz. Çünkü insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir, fakat kimse olmadığı için, kendini büyük gösteremez, kibirlenemez. Ucub, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Kendini beğenen, başkalarından üstün görebilir. Bu da kibirdir. Yani ucubdan kibir doğar. Hadis-i şerifte, (Zerre kadar kibir sahibi, Cennete giremez) buyuruluyor. (Taberanî)
O hâlde, insanların ne diyeceğine değil, Allah'ın ne diyeceğine önem vermeli, kibirden ve ucubdan çok sakınmalıdır.

İki şeyin hasreti
Hasrette iki şeyin, bulunmaz asla eşi,
Biri giden gençliktir, diğeri din kardeşi.

Müstecab dua
Sual: Bir arkadaş, (Bana müstecab dua et!) diyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Müstecab, icabet edilen yani kabul olan dua demektir. Bunu söylemekle, (Bana, kabul olacak dua et!) demek istiyor. Müstecab olan, yani kabul edilen dualar çoktur. Bazılarını bildirelim:

(Düâ-i zahrul gayb icabete makrundur = Gıyaben yapılan dua, icabete daha yakındır) buyuruluyor. Bu, (Bir müminin, diğer müminin arkasından yapacağı dua makbuldür, kabul olur) demektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Bir Müslümanın din kardeşinin arkasından ettiği hayır dua kabul olur. O kimse, dua edince, bir melek, “Âmin! Kardeşin için ne istiyorsan, aynısını Allah sana da versin” der.) [Müslim]

Demek ki müstecab dua isteyen, şunları söylüyor:

1- (Arkadan, gıyabımda bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(En tez kabul olunan dua, kişinin din kardeşi gıyabında ettiği duadır.) [Buharî]

2- (Mübarek gecelerde bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Şu beş gecede yapılan dua kabul olur: Regaib, Berat ve Cuma gecesi ile Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi.) [İbni Asakir]

3- (Salevat getirerek bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Dua perdelidir, salevat getirilince, perdeler yırtılır, dua kabul olur.) [Taberanî]

4- (Seher vaktinde bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Gece seher vaktinde yapılan dua kabul olur.) [Tirmizî]

5- (Hatim yapınca bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Hatim yapanın duası kabul olur.) [Beyhekî]

6- (Namazlardan sonra bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buharî]

7- (Oruçluyken bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Oruçlunun duası reddedilmez.) [Tirmizî]

8- (İsm-i a’zam okuyarak bana dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(İsm-i a'zamla edilen dua kabul olur ve dileği yerine gelir.) [İbni Mace]
İsmi a'zam duası hakkında sitemizde yeterli bilgi vardır.

9- (Cuma günleri bana çok dua et!) diyor. Bir hadis-i şerif:
(Cuma günü sabahtan akşama kadar çok dua etmeli; çünkü cuma günü icabet vakti vardır; dua o zamana tesadüf ederse, edilen dua kabul olur.) [İ. Nevevî]

10- (Kabul olup olmayacağını hiç düşünme, yeter ki sen bana dua et! Dua kabul olur) demek istiyor. Üç hadis-i şerif:
(Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder, edilen duayı kabul eder.) [Tirmizî]
(Allahü teâlâ, birine dua etmesini takdir etmişse, kabul etmeyi de takdir etmiştir.) [Ebu Nuaym]
(Dua etme arzusu gelince, dua edin! Çünkü bu arzu, duanın kabul olacağına alamettir.) [Tirmizî]

Aşkın ateşi
Sönmez aşkın ateşi, gönülden gönle akar,
Mâşuktan başkasını, ne varsa hemen yakar

Günah zarar vermez

Sual: Hadis-i şerifte, (Allahü teâlânın sevdiği kula, günah zarar vermez) buyuruluyor. Günahın zarar vermemesi ne demektir?
CEVAP
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: (Günah zarar vermez) ifadesinden maksat, (Allahü teâlâ, sevdiği kulunu günah işlemekten korur) demektir. Evliya zatlar, peygamberler gibi günah işlemekten masum değildir, günah işleyebilir. Ama Allahü teâlâ onlardan bazılarını günah işlemekten koruduğu için günahın zararından kurtulmuş olurlar. Evliya olmadan önce işlediği günahlar da kast edilmiş olabilir. Çünkü tevbe edince günahları affolur. (2/44)

Şu hâlde, günahın zarar vermemesi, (Tevbe edilen günahlar affolduğu için, günah üzere kalmaz, bunların kendisine zararı olmaz) veya günah işlemeyeceği için, (Günahın ona zararı dokunmaz) demektir.

Nazı bırakmalı
Hak yola baş koyanın, harika olsa da pek,
Nazlanmayı bırakıp, hep naz çekmesi gerek.

Azizlik etti demek
Sual: Bir alet bozulunca, (Azizlik etti) deniyor. Telefon bozuluyor, mesajı çekti sanıyor çekilmeyince, (Muziplik yaptı, bizi aldattı) anlamında, (Telefonun azizliğine uğradım) deniyor. Aziz güzel bir isim olduğuna göre böyle söylemek caiz midir?
CEVAP
Aziz, (İzzet sahibi, mağlup edilemeyen ve daima her şeye galip olan) mânasında Esma-i hüsna’dan Cenab-ı Hakk'ın bir ismidir. Ayrıca izzetli, şerefli, ermiş, evliya zat gibi mânalara da gelir. Böyle güzel ismi kötü yerde kullanmak, alay etmek caiz olmaz. (Falanca zatın evliyalığına maruz kaldı, Allah'ın azizliği beni yaktı) gibi çirkin mânalara gelir. Bilerek, kasten böyle söylemek küfür olur. Bilmeden, kasıtsız söylenmişse mazur olabilir.

Tek ayağa mest olmaz
Sual: Bir ayağı kesik olan, öteki ayağına mest giyebilir mi? Bir de mestin biri ayaktan çıkınca, onu yıkayıp ötekine mesh etmek caiz olur mu?
CEVAP
Mestin biri ayaktan çıkınca, iki ayağı da yıkamak lazımdır. Bir ayağı kesik olan, diğer ayağına mest giyip onun üzerine mesh edemez.

İşin özü
Nakille bildirdiler, bize işin özünü,
Yabana atmamalı, büyüklerin sözünü.

Allah'ın huzuruna durmak

Sual: Bir felsefeci, (Namaza Allah’ın huzuruna çıkıyorum diyen müşrik olur, çünkü her an Allah’ın huzurundayız. Allah’ın huzuruna çıkmak tâbiri şirktir. Miraç’ta Allah'ın huzuruna çıkma işi de, Allah’a mekân tayin etmek olur ki, bu da şirktir) diyor. Âhirette de Allah’ın huzuruna çıkmayacak mıyız? Mirac hak değil mi? Bu hususta âyet ve hadis yok mudur?
CEVAP
Felsefeci de, diğer sapıklar gibi Müslümanları şirkle damgalamaya çalışıyor. Müslümana müşrik diyenin kendisi küfre düşer. Allah’ın huzurundan maksat, manevi huzurdur. Madde, cisim olarak huzur değildir. Allahü teâlâ, (Ben kuluma şah damarından daha yakınım) buyuruyor ki, bu yakınlık da manevidir. Resulü de, (Kulun Allah’a en yakın olduğu an, secdede olduğu zamandır) buyuruyor. (Müslim)

Bu da manevî yakınlıktır, yoksa secde edenin yanında demek değildir. Huzura çıkmakla ilgili iki âyet meali:
(Huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkun!) [Maide 96]

(Allah’ın huzuruna çıkmayı yalan sayanlar, en büyük ziyana uğramıştır.) [Enam 31]

Birkaç hadis-i şerif de şöyledir:

(Allahü teâlâ şöyle buyurur: Benim huzurumda durmaktan korkan kullarıma, rahmet ederim, sevablarını veririm ve korktuklarından da emin ederim.) [Deylemî]

(Dünyadan azıksız ayrılıp Allah'ın huzuruna iyi amelsiz çıkan hüsrana uğrar.) [İbni Neccar]

(Kim ki, Allahü teâlânın huzuruna varmayı severse, Allah da onun kendi huzuruna gelmesinden hoşlanır.) [Buharî]

(Ödememek niyetiyle borçlanan, Allah’ın huzuruna hırsız olarak çıkar.) [İbni Mace]

Daha birçok hadis-i şerifte (Allah'ın huzuru) tâbiri geçmektedir. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselamla Tur Dağı’nda konuştu. Tur Dağı Allah’ın mekânı mıdır? Elbette, değildir. Cennete giren müminler de, Allahü teâlâyı nasıl olduğu anlaşılmadan görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekânı değildir. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Mutezile, Cennette, Allahü teâlânın görülmesini de inkâr etmiştir. Nakli değil de, aklını ölçü alan böyle sapıklara itibar etmemelidir!